Mafyozik Bir Trajedi: Umudu Daraltılan Gençlik

Hayati Uçar
38 views

Bir toplumda gençlik yalnızca işsizlikle değil, umutla sınanır.
Ve bazen en ağır yoksulluk para yoksulluğu değil, gelecek yoksulluğudur.

Çünkü hiçbir çocuk büyüdüğünde suç örgütlerinin içinde olmayı hayal etmez.

Hiçbir çocuk mafyayı, uyuşturucuyu, şiddeti bir hayat planı olarak kurmaz.

Ama bazı toplumlar çocukların hayallerini değil, hayallere giden yolları kapatır.
İşsizlik büyür.
Eğitim bir çıkış olmaktan uzaklaşır.
Üniversiteler çoğalır ama gelecek çoğalmaz.
Diploma artar ama hayat daralır.
Ve gençlik yıllarını tüketerek yaşlanmaya başlar.

Sadece okumaz, bekler.
Sadece çalışmaz, dayanır.
Sadece üretmez, hayatta kalır.

Tam da burada başka bir şey olur.
Toplum, meşru yolları daraltırken gayrimeşru yolları daha görünür hale getirir.

Emekle yükselmenin zorlaştığı yerde, bağlantıyla yükselme fikri yayılır.

Hukukun yerini güç, gücün yerini korku, korkunun yerini para alır.

Televizyonlarda, dizilerde, haber dilinde güç çoğu zaman şiddetle yan yana anlatılır.

Zenginlik üretimle değil, erişimle açıklanır.
Başarı emekle değil, ilişkiyle tarif edilir.

Ve gençlik de bunu izler.
Yavaş yavaş şunu öğrenir:
Çalışmak yetmeyebilir.
Haklı olmak yetmeyebilir.
O halde güçlü olmak gerekir.

Ama aynı anda başka bir taraf vardır.
Sınıfsal olarak örgütlenmek isteyen gençlik.
Hak arayan gençlik.
Başka bir dünya kurmak isteyen gençlik.

Fakat bu taraf da ağır bir yük taşır.
Çünkü zaman daraltılır.
Hayat pahalılaşır.
Günler yalnızca geçinmeye bölünür.
Gençlik düşünmek için değil, yetişmek için yaşar.

Ve insan yalnızca hayatta kalmaya zorlandığında, dünyayı değiştirme fikri uzaklaşır.

Bu noktada tarihsel bir gerçeklik kendini tekrar eder.
Devlet, siyaset ve yeraltı dünyası arasındaki ilişkiler zaman zaman görünür hale gelmiştir.

Türkiye’de Susurluk süreci bunun en çok tartışılan örneklerinden biridir.
Farklı dönemlerde yürütülen bazı organize suç operasyonlarında, görevini kötüye kullanan bireysel kamu görevlilerinin dosyalara yansıdığı görülmüştür.

İtalya’da mafya-siyaset ilişkileri uzun yıllar yargı süreçlerine konu olmuştur.

Meksika ve Latin Amerika’da kartellerin bazı kurumsal yapılarla kesiştiği tartışılmıştır.

Bu örnekler bir genelleme değildir.
Ama şunu gösterir:
Organize suç yalnızca sokakta büyümez.
Bazen yukarıdan aşağıya, bazen aşağıdan yukarıya yayılır.
Ve en çok da boşlukta büyür.

Bugün bu trajedi yalnızca sokakla sınırlı değildir.
Dijital alan da bu yapının yeni bir zemini haline gelmiştir.
Dolandırıcılık ağları, yasa dışı bahis sistemleri, sanal kumar ve kripto üzerinden kurulan gri kazanç yolları…

Sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden yayılan “kolay para” anlatısı…

Bunların hepsi aynı boşluğu hedefler: umut boşluğunu.

Bazı gençler için bu alanlar bir suç bilinciyle değil, bir çıkış arayışıyla başlar.
Çünkü emekle kazanma fikri zayıfladıkça, kısa yoldan kazanma fikri güçlenir.
Ve dijital dünya, yeni bir suç ekonomisi üretim alanına dönüşür.
Artık örgütler yalnızca sokakta değil; ekranların içinde de vardır.

Telefonlarda, kapalı gruplarda, görünmeyen ağlarda.

Bu yapıların içinde kazananlar da kaybedenler de çoğu zaman aynı sınıfsal zeminden gelir.

Böylece ortaya çarpık bir döngü çıkar.
Bir yanda umutsuz bırakılmış gençlik.
Diğer yanda yine aynı gençliğin içinden çıkan aracılar.

Ve en altta sürekli yeniden üretilen kaybedenler.

Bu nedenle mesele yalnızca bireysel suç değildir.
Bu aynı zamanda sınıfsal bir yeniden üretim biçimidir.
Çünkü ekonomik çıkış yolları daraldığında, bazı gençler için sistemin içinde kalmak ile sistemin boşluklarında yaşamak arasındaki sınır bulanıklaşır.

Ve bu boşlukta oluşan yapı dışarıdan bakıldığında “kendi halkını tüketen bir ekonomi” gibi görünür.
Aslında olan şey, aynı toplumsal zemin içinde sıkışmış insanların, eşitsizliğin ürettiği alanlarda birbirine temas etmesidir.

Bu temas çoğu zaman dayanışma değil; parçalanmışlığın yeniden üretimidir.
Bu tablonun en görünür sonucu ise cezaevlerinde ortaya çıkar.

Bugün cezaevleri dolup taşmaktadır.
Yüz binlerce insan dört duvar arasında yaşamaktadır.
Ve bu kitlenin önemli bir bölümü uyuşturucu ve benzeri suç kategorileriyle ilişkilidir.

Bu sadece bir adli istatistik değildir.
Bu aynı zamanda toplumsal bir göstergedir.

Çünkü cezaevi, bir toplumun dışladığı şeyi görünür hale getirir.
Bir ülke, hangi insanlarını içeride tutuyorsa; aslında hangi sorunları çözemediğini de orada gösterir.

Hiç kimse doğduğunda hapishaneyi bir gelecek olarak düşünmez.
Ama bazı gençler için hapishane, sokağın devamı haline gelir.

Okuldan çıkamayan, iş bulamayan, örgütlü bir çıkış yolu bulamayan gençlik;
bazen kendini en dar çıkışlarda bulur.
Ve bu döngü tekrar eder.

Sokak, cezaevi, sokak, cezaevi…

Bir toplumun görünmeyen ritmi haline gelir.
Bu nedenle cezaevleri yalnızca suçun değil;
çözülmemiş toplumsal sorunların da depolandığı yerlerdir.

Ve içerideki her kalabalık, dışarıdaki bir boşluğa işaret eder.
Eğer gençlik için meşru yollar daralıyor,
gelecek hissi zayıflıyor,
emek karşılığını bulamıyorsa;
cezaevi yalnızca bir sonuç değil,
bir uyarı haline gelir.

Ve belki de en büyük trajedi şudur:
Gençlik suç örgütlerine yöneldiği için kaybolmaz.

Gençlik kaybolduğu için suç örgütleri büyür.