İnce Memed IV: Zulmün Karşısında Anadolu’nun Vicdanı

"İnce Memed IV, zulmün bitmediğini ama Anadolu'nun vicdanının da tükenmediğini anlatan bir romandır."

Nazım Tokşen
6 views

 

İnce Memed destanının son halkası olan İnce Memed IV, bir eşkıyanın hikâyesinden çok daha fazlasını anlatır. Yaşar Kemal, dört cilt boyunca kurduğu büyük anlatıyı bu romanda tamamlar ve okuyucusunu temel bir gerçekle yüzleştirir: İnsan zulümden kaçabilir, fakat zulüm insanın peşini bırakmaz.

Romanın başında İnce Memed artık dağların, pusuların ve ölümün uzağında bir hayat kurmak istemektedir. Çocukluğunda dinlediği hikâyelerde yer eden, denizin maviliğiyle portakal bahçelerinin iç içe geçtiği sahil kıyısına yerleşir. Yanında eşi Seyran ve yıllardır ona analık eden Hürü Ana vardır. Bu yeni hayatın içinde Memed’in arzusu artık savaşmak değil yaşamaktır. Ancak Yaşar Kemal daha ilk sayfalardan itibaren okuyucuya önemli bir gerçeği hatırlatır: Kötülük yalnızca belirli insanlarda değil, düzenin kendisinde yaşamaktadır.

Bu yeni coğrafyada Memed’in karşısına öğretmen Zeki Nejat çıkar. Roman boyunca vicdanın, dürüstlüğün ve adalet arayışının temsilcisi olan Zeki Nejat, yoksulların hakkını savunduğu için hedef hâline gelir. Karşısında ise emekçilerin alın terini sömüren Şakir Ağa vardır. Yaşar Kemal burada yalnızca bir ağayı değil, Anadolu’nun farklı bölgelerinde farklı yüzlerle karşımıza çıkan sömürü düzenini anlatır. Öğretmenin öldürülmesi ve bu cinayetin örtbas edilmesi, İnce Memed’in kaçmaya çalıştığı dünyanın aslında her yerde karşısına çıktığını gösterir. Bu nedenle Memed yeniden silahına sarılır. Çünkü onun mücadelesi kişisel bir intikam değil, vicdanın sessiz kalmayı reddedişidir.

Roman ilerledikçe mücadele yalnızca birkaç ağa ile sınırlı olmaktan çıkar. Bu kez karşımızda ağalık düzeniyle siyasal gücün birleştiği daha büyük bir yapı vardır. Murtaza ağalar, bölgenin nüfuzlu milletvekili Arif Saim Bey ve onların etrafında şekillenen çıkar ilişkileri, köylünün üzerine karanlık bir gölge gibi çöker. Yaşar Kemal’in eleştirisi tam da burada derinleşir. Sorun yalnızca kötü insanlar değildir; kötülüğün kurumsallaşması, gücün adaleti ezmek için kullanılabilmesidir. Devlet gücü, yerel iktidarlar ve ekonomik çıkarlar aynı safta birleşirken, köylünün sesi her geçen gün biraz daha kısılır.

Romanın en unutulmaz karakterlerinden biri ise Bayramoğlu’dur. Onun hikâyesi, Anadolu’nun yaralı hafızasının bir parçasıdır. Babası Kurtuluş Savaşı’na giderken geride onurlu bir isim bırakmıştır. Ancak savaşın ardından ailesinin başına gelen felaketler Bayramoğlu’nun bütün kaderini değiştirir. Korumasız kalan ailesi ağır bir saldırının mağduru olur, yuvası dağılır ve hayatı geri dönülmez biçimde parçalanır. Bayramoğlu’nun dağa çıkışı bir serüven değildir; adaletsizliğin insan ruhunda açtığı yaranın sonucudur. Yaşar Kemal onun üzerinden önemli bir soru sorar: İnsanları suçlu yapan gerçekten dağlar mıdır, yoksa onları dağlara süren adaletsizlikler mi?

Bayramoğlu ile İnce Memed’in yolları kesiştiğinde, aslında aynı kaderin farklı yüzlerini görürüz. İkisi de zulmün mağdurudur. İkisi de adalet arayışının içinden çıkmıştır. Kurulan oyunlar nedeniyle karşı karşıya gelseler de Bayramoğlu sonunda hakikati görür. Onun son tercihi, romanın en insani ve en hüzünlü anlarından birine dönüşür. Çünkü bazen aynı acıyı yaşamış insanlar birbirlerine kurşun sıkmak yerine birbirlerini anlamayı seçerler.

İnce Memed IV’ün en güçlü simgelerinden biri de Anacık Sultan’dır. O yalnızca bir kişi değildir; Anadolu’nun kadim hafızasını, halk irfanını ve manevi direncini temsil eder. Köylüler ona sadece saygı duymaz, aynı zamanda onda geçmişten bugüne ulaşan bir hikmeti görürler. Bu nedenle Arif Saim Bey’in Anacık Sultan’a yönelttiği baskı, sıradan bir zulüm olarak okunamaz. Yapılanlar, halkın inancına, ortak hafızasına ve manevi dünyasına yönelmiş bir saldırıdır. Anacık Sultan’ın son günlerinde sergilediği sessiz direniş ise romanın en etkileyici bölümlerinden biridir. Boyun eğmeyi reddeder, onurundan vazgeçmez ve son nefesine kadar inandığı değerleri korur. Böylece fiziksel olarak yenilse bile manevi olarak galip gelir.

Roman boyunca Hürü Ana da ayrı bir yerde durur. O, yalnızca İnce Memed’i seven yaşlı bir kadın değildir. Anadolu annelerinin sabrını, sadakatini ve tükenmeyen sevgisini temsil eder. İnce Memed’in peşinden giden, onun için kaygılanan ve onu hiçbir zaman yalnız bırakmayan Hürü Ana, romanın sert ve acımasız dünyasında insan sıcaklığını koruyan karakterlerden biridir. Yaşar Kemal, büyük mücadelelerin yalnızca silahla değil, sevgiyle ve bağlılıkla da sürdürüldüğünü onun üzerinden gösterir.

Romanın dikkat çekici bölümlerinden biri de Konya’dır. Yaşar Kemal burada şehri yalnızca coğrafi bir mekân olarak anlatmaz. Konya, romanın içinde mistik bir iklime dönüşür. Asırlardır bu topraklarda yaşamış erenlerin, dervişlerin ve gönül insanlarının izleri satır aralarında hissedilir. İnsan, romanı okurken görünmeyen bir manevi nefesin şehir üzerinde dolaştığını hisseder. Türbelerin sessizliğinde, eski taşların arasında ve insanların dilinde yaşayan bu ruh, Anadolu’nun yalnızca mücadelelerden değil, hikmetten de beslendiğini hatırlatır. Romanın sert çatışmaları arasında Konya bölümleri adeta manevi bir durak, derin bir tefekkür alanı hâline gelir.

Romanın finalinde İnce Memed ile Arif Saim Bey arasındaki hesaplaşma gerçekleşir. Fakat bu hesaplaşmanın anlamı bir insanın başka bir insanı öldürmesinden çok daha büyüktür. Dört kitap boyunca biriken öfke, acı, haksızlık ve adalet arayışı bu sahnede düğümlenir. Ancak Yaşar Kemal okuyucuya kolay bir zafer sunmaz. Çünkü o bilir ki bir zalim gider, yerine bir başkası gelir. Bir ağa ölür, başka bir ağa ortaya çıkar. Fakat halkın içindeki özgürlük arzusu da hiçbir zaman yok olmaz.

İnce Memed IV, bu yönüyle yalnızca bir romanın sonu değildir. Aynı zamanda Anadolu insanının yüzlerce yıllık adalet arayışının edebî bir özeti gibidir. Yaşar Kemal dört cilt boyunca bize kahramanlardan çok daha büyük bir şey anlatır: Halkın vicdanını. İnce Memed bir insan olarak doğmuş olabilir; fakat romanın sonunda artık bir kişiden çok bir fikre dönüşmüştür. O fikir ise şudur: Zulüm ne kadar güçlü olursa olsun, ona karşı çıkacak bir ses mutlaka vardır.

Belki de İnce Memed destanının asıl büyüklüğü burada yatar. Çünkü Yaşar Kemal’in anlattığı şey yalnızca Çukurova’nın hikâyesi değil, insanın haksızlık karşısında ayağa kalkma iradesidir. Bu nedenle İnce Memed’in hikâyesi sona erse de temsil ettiği mücadele yaşamaya devam eder. Tıpkı Anadolu’nun hafızasında yaşayan efsaneler gibi…