İçimizdeki O Sonsuz Soru: Neden Ben, Benim?

Öğrenmenin Bitmeyen Akışı

Hayati Uçar
635 views

Yaş kemale erdiğinde fark ediyorsun ki öğrenmek, sonu olmayan bir akış.
Çocukken sorulan saf sorular, gençlikte uğruna ölmeyi göze aldığın değerler, yaşanmadan vazgeçilen hayat… Hepsi bu akışın parçası.

Okuyup araştırmak, cevap aramak… Ve bulduğun her cevabın aslında daha çok kapı açtığını görmek. Bu yüzden öğrenmeyi, merakın hiç tükenmeyen ateşiyle bağımlılığa dönüştürüyorsun.

Bağımlılığın Tanığı: Kitapsız Günler

Bu bağımlılığı en iyi, yaşadığım bir olayla anlatabilirim:

12 Eylül öncesi bir çatışma sonrası aranıyordum. Bir evde saklanmak zorunda kaldım. Fakat evde okunacak hiçbir şey yoktu. Bir ara odunluğa indim ve bir yığın pembe dizi cep romanı buldum. “Hiç yoktan iyidir” deyip onları bile okudum.
Başka bir zaman, yine kitap yokluğunda, bir depoda toz içinde bulduğum Yargıtay içtihat kararlarını okumuştum.

Merak kurdu, beynin kıvrımlarında sürekli yolculuk hâlinde. Onu susturacak bir şey bulamayınca, en alakasız metinler bile can simidi oluyor.

Uykusuz Bırakan Sorular

Böylesi bir yolculukta bazı sorular zaten derinliklerinde vardır; bazılarını bilmesen de olur.
Ama bazı sorular vardır ki insanı uyutmaz.

Filozoflar bu sorulara materyalist ya da metafizik yanıtlar vermeye çalıştı.
Descartes, “Düşünüyorum, öyleyse varım” dedi.
Ama kimse şu soruyu sormadı:

“Neden ben, benim?”

Benim için bu sorunun cevabı yoktu. Çünkü bu, bilgi sorusu değil; deneyim sorusu. Cevabı dışarıda aramak boşunaydı. O, hissettiklerimde, geçmiş anılarımda, gelecek korkularımda gizliydi.

Beynin Karmaşık Melodisi

Peki bu hissin kaynağı ne olabilir?
Bilim, bunun için farklı yollar öneriyor.

Basitçe söylersek, “ben” dediğimiz şey, beynin inanılmaz karmaşıklıktaki nöral ağlarının bir ürünü değil mi?
Milyarlarca nöron, geçmişte yaşadığın her anıyı, öğrendiğin her bilgiyi, hissettiğin her duyguyu birbirine bağlayarak seni inşa ediyor.

Ortaya çıkan şey, dev bir elektro-kimyasal orkestranın sürekli çaldığı benzersiz bir melodi.
Ve “ben” hissi, bu melodiyi dinleyen iç kulaktan ibaret.
Sen, beyninin kendi işleyişini deneyimlemesisin.

Evrimin Bize Hediyesi

Ama asıl soru şu: Neden böyle bir hissimiz var? Neden sadece bir robot gibi işlemiyoruz?

Evrimsel psikolojiye göre benlik bilinci, hayatta kalmamız için paha biçilemez bir araç. Geleceği planlamak, sosyal ilişkileri yönetmek, başkalarının ne düşündüğünü tahmin etmek… Tüm bunlar için bir “ben” modeline ihtiyacımız var.

Bu içsel model olmadan karmaşık topluluklar kuramaz, işbirliği yapamaz, tehlikelerden kaçamazdık.

Felsefenin Çıkmazı

Felsefe ise bu soruda tökezliyor.
“Düşünüyorum, öyleyse varım” bir başlangıç noktası.
Ama “Neden düşünen benim?” sorusu, cevapsız kalıyor.

Ve belki de bu cevapsızlık, insan olmanın merkezindeki en büyük gizem.

Cevapsızlığın Güzelliği

Belki de bu sorunun cevabının olmaması, onun en güzel yanı.
Cevap verilebilseydi hayatın sihri kaybolurdu.

Sanat, merak, yaratıcılık… Hepsi bu gizemin sayesinde var.
O, itiraf edilmemiş bir sır olarak kaldığı için anlamlı.

Bu yüzden yapılacak en doğru şey, arada sırada bu soruyu sormak ve cevapsız kalmasının verdiği o huşu dolu hissi yaşamaktır. Çünkü o soru, seni sen yapan şeyin ta kendisi.

Ama sonra şu rahatsız edici yeni soruyla karşılaşıyorsun:

“Peki ben, neden benim?” sorusunun cevabı yoksa ben, beni nasıl anlarım?

Kendini Anlamak: Cevapta Değil, Yaşayışta

Bu sorunun kesin bir cevabı yok. Çünkü “ben” ölçülecek bir nesne değil.
Ama onun içinde yaşayabilirsin.

Kendini anlamak için düşünmekten çok hissetmeye bakabilirsin.
Seni ne öfkelendiriyor, ne mutlu ediyor, ne hüzünlendiriyor?
Tutkuların, ilgi alanların, zamanın kaybolduğu anlar… İşte o anlarda “ben” en saf hâliyle ortaya çıkıyor.

Benliğin Aynadaki Yansımaları

Hiçbirimiz boşlukta var olmayız. Benlik, aynadaki yansıma gibi, başkalarına çarpıp bize geri döner.

Başkaları sana nasıl tepki veriyor? Senin hakkında ne düşünüyorlar?
Sevdiklerin, değer verdiklerin, senden izler taşır. Onlarda sevdiğin nitelikler, aslında sende olan ya da olmasını istediğin şeylerdir.

“Ben” dediğimiz örgü, bilgilerin ve ilişkilerin içinde gelişir ve şekillenir.

Yolculuğun Kendisi

Toplumsal bağımsız bir karakter oluşturmak ve onu korumak, çağımızda belki de en zor şeydir.
Ama kendini anlamak, tek bir cevaba ulaşmak değil; kendi derinliklerine doğru sürekli bir yolculuğa çıkmaktır.

Bu yolculukta buldukların, seni anlamanın ta kendisidir.
Cevap değil, yolculuğun kendisi anlamdır.