Narayama Türküsü

Hayati Uçar
1.626 views

Narayama Türküsü

Yönetmen          : Shöhei İmamura

Yapımcı               : Goro Kusakabe   Jiro Tomoda

Senarist               : Shohei Imamura- Shichirô Fukazawa (roman)

Oyuncular           : Ken Ogata

  Sumiko Sakamoto

  Tonpei Hidari

  Aki Takejo

  Shoichi Ozawa

Yıl 1983!  Darbe sonrası Beyoğlu sinemaları festivale hazırlanıyordu. Nihayetinde Altın Lale Festivali başlıyor ve gençler, öğrenciler, sanatseverler bir sinemadan çıkıyor diğer sinemanın matinesine yetişmeye çalışıyorlardı.

Biz de arkadaşlarla elimizden geldiğince kaliteli ve pek bilinmeyen, özgün filmleri takip etmeye çalışıyorduk.

Emek Sinemasında, Japon Sinemasının adı pek duyulmamış yönetmeni İmamura’nın Narayama Türküsü filmi ve Avrupa Sinemasından özgün bir eser oynuyordu. İki film arasında kararsız kaldık.  Narayama Türküsü filminin afişi beni çok etkilemişti ve bu filme girmeye karar verdik.

Film, 1983 yılı Japon yapımı dramatik bir filmdir ve Mayıs 1983’te Cannes Film Festivali’nde, festivalin büyük ödülü olan Altın Palmiye ödülünü kazanmıştır.

19. Yüzyılda, Japonya’nın uzak bir dağ köyünde geçen filmin konusu, “ Obasute” geleneği veya “Ubasuteyama” olarak adlandırılan eski bir Japon geleneğine dayanmaktadır. Bu bölge de yaşanan kıtlığın ve yoksulluğun yarattığı olumsuz şartlar nedeniyle, köyde 70 yaşına gelmiş kişiler, aileye daha fazla yük olmamaları için gönüllü olarak Narayama dağının tepesine götürülerek, orada açlık ve soğukla ölüme terkedilmektedir. Film de tüm bu dram, iyi bir gerçekçilikle sunuluyor izleyiciye.

Film başlar! Tamamen bembeyaz karlarla kaplı Narayama Dağları ekranı kaplar ve karlı dağların arasına sıkışmış bir köye gökyüzünden bir kamera iner…   

Yoksulluğun, yoksunluğun yok edici bir hal aldığı bu dağ köyünde insanların canlarından bile gönüllü vazgeçişlerini izlemek insanı sarsar.

Bu coğrafyada erkek çocuklar doğduğunda, aileye yük olmasın diye ölüme terkediliyor.  Kız çocuklar tuz tacirleriyle takas ediliyor ve dolayısı ile kızlar parayla satılabildikleri için çok değerli!

70 yaşına gelen yaşlı kişiler ise yine aileye daha fazla yük olmamak adına dini ritüellere uygun olarak dağın soğuğuna, ölüme terkediliyor. Filmde, ailenin büyükannesi Orin’in özelinde anlatılır bu “gelenek.” Orin 69 yaşına gelmiştir ve bu son yolculuğuna hazırlanmaktadır. Orin’i dağa taşıma görevi ise büyük oğlu Tatsuhei’ye düşmektedir. Tatsuhei’nin karısı ölmüştür, iki oğlu ve annesi Orin’le aynı evi paylaşmaktadır.

Orin, hayatının bu son yılını ailesine çeki düzen vermekle geçirir. Dul olan ve iki oğluyla yaşamaya çalışan oğlu Tatsuhei için yakın köylerden birinden, yeni dul kalmış bir kadın olan Tamayan’ı bulur ve oğluyla evlendirir.

Tatsuhei’nin büyük oğlu Kesakichi önüne gelenle zorla da olsa cinsel ilişkiye giren biridir. Tembel ve hırsız bir kız olan Matsuyan’ı hamile bırakır ve eve getirir. Ancak yiyecek hırsızlığının cezası ölümdür ve Matsuyan’da öldürülür.

Tatsuhei’nin çok kötü kokan bir başka oğlu vardır, Risuke… Dayanılmaz bir şekilde kötü koktuğu için hiçbir kadın onunla birlikte olmaz. Risuke hayvanlarla ilişkiye girmektedir. Orin onun için de burnu koku almayan yaşlı bir kadın bulur ve Risuke’yi hayvanlarla ilişkiden kurtarır.

Film birbirinden çarpıcı ve yakıcı sahnelerle doludur. Bunlardan biri de Orin’in, dağa çıkma vakti geldiğinde geride kalan ailesinin daha az üzülmesini sağlamak için ön dişlerini taşa vurarak kırdığı sahnedir.

Filmin son bölümünde Obesute ritüeli çok dokunaklı bir şekilde anlatılır. Orin, büyük oğlu Tatsuhei’nin sırtında Narayama’ya doğru eziyetli ve uzun olan son yolculuğuna başlar. Kural olarak ana-oğul yol boyunca hiç konuşmayacaktır. Dağın zirvesine giden yol boyunca, daha önce bırakılmış insanların ceset artıkları ve bunları yemeye çalışan yırtıcı kuşlar görünür. Zirve de ise sayısız insan iskeleti.  Tatsuhei, annesi Orin’i bıraktıktan sonra arkasına bakmadan oradan uzaklaşır. Ancak biraz ilerledikten sonra birden kar yağmaya başlar. Sevinçle geri dönen Tatsuhei annesine kar yağdığını müjdeler. Bu çok güzel bir müjdedir çünkü efsaneye göre yaşlıların bırakıldığı gün kar yağarsa onların bütün acıları dinecektir.  

Yüzünüze tokat gibi vuran bir film. Bu film bittiğinde, ben sanki bir sinemadan çıkmamış da Japonya’nın Narayama Dağlarından İstanbul sokaklarına inmiştim…

O yıl Altın Lale Ödülünü Narayama Türküsü kazandı.

Sonraki festivaller ilk önce Narayama Türküsü filmiyle açılış yaptı.

Müthiş görselleriyle capcanlı ve karakterlerin şiirsel konuşmaları ile dinginleşen bu dramı izlemenizi öneririm.