TARİHİMİZİ DOĞRU BİLELİM: Çerkez Ethem gerçeği nedir? Kahraman mı? Hain mi?

Ahmet Hür
1.045 views

            Çerkez Ethem için kahraman ya da hain demek tek başına yeterli olmayacaktır. Başta Mustafa Kemal olmak üzere herkesin kabul ettiği gerçek ise, Çerkez Ethem ve Kuvayi Seyyariye olmasa milli mücadelenin çok zorlanacağı -bana göre- belki de başlamadan biteceği gerçeğidir.

Çerkez Ethem bu gerçek etrafında değerlendirilmeli ve akabinde iktidar mücadelesinde kaybeden olması nedeniyle son yaptıklarının yanlışlığı da herkes tarafından bilinmelidir.

Tarihçi Zeki Sarıhan, “Çerkez Ethem’in İhaneti” isimli çalışmasında, Çerkez Ethem’in şaki/eşkıya olduğunu ileri sürmektedir. Balıkesir çevresinde yaptığı eşkıyalıklar nedeniyle Rauf Bey’in araya girmesi ile soruşturmaya uğramadığı ve eşkıyalık yapmaya da son verdiği belirtilmektedir.(1) Bu iddialar bence maddi gerçeği çok da yansıtmamaktadır. Hele hele diğer soruda açıklamaya çalıştığım İzmir Valisinin oğlunun kaçırılmasını eşkıyalık olarak nitelemeyi büyük bir yanlış olarak görüyorum.  

Anılarında kendisi de belirttiği üzere Çerkez Ethem hakkında ileri sürülen iddialar, kendi başına idam cezaları vermesi ve zenginlerden haraç almasıdır.

Çerkez Ethem, anılarında şöyle diyor: “Seyyar haldeki kuvvetlerimin iaşelerini kendi yöntemlerimle temin ederdim. Bir yerde kaldığımız zamanlarda da İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinden önce Müdafaa-i Hukuk ve işgalden sonra da Reddi İlhak ve daha sonraları Müdafaa-i Milliye Cemiyetleri vasıtasıyla askerlerimi besletirdim. Maaşlarını da bu cemiyetler vasıtasıyla verirdim. İşgalden önce Yunan tehlikesi belirdiği zaman İzmir Valisi Rahmi beyden elli bin lira ve isyanları bastırma sırasında Adapazarı tüccarlarından Arapzade bilmem kimden elli bin lira, bir de Karacabey eşrafından birisinden beş bin lira almıştım. Cepheleri teşkil etmek, kuvvetlerimi tutmak, itilaf devletlerinin işgalindeki Afyon ve Kütahya mühimmat depolarından gizlice cephane alabilmek için bana para lazımdı.”(2)

Çerkez Ethem’in İzmir valisi Rahmi Bey’den aldığı 53.000 lira, oğlunun kaçırılması üzerine Rahmi Bey’in ödediği fidyedir. Bu konu tartışmalıdır. Burada kısaca söyleyeceğimiz ise, Teşkilatı Mahsusa’nın bir elamanı olarak görev yapmış Çerkez Ethem’in İttihatçı vali Rahmi Beyin oğlunu kaçırma gerekçesi, Doğan Avcıoğlu’nun Hasan Tahsin’in bir yazısından yola çıkarak söylediği gibi; “Çerkezler ile Müslümanların en içten koruyucusu olan Büyük Britanya’ya manevi bağlılık ve saygı duygularını göstermeyi başaramayan Ethem bey, İngilizlerin tutukladıkları valinin, oğlunu kaçırarak İngilizlere saygı göstermektedir.”(3) olmadığıdır. Bu iddia Çerkez Ethem’e yönelik resmi tarihe yakın İttihat ve Terakkici Doğan Avcıoğlu’nun karalaması olarak kabul edilmelidir. Zaten Doğan Avcıoğlu’da aynı çalışmada üç sayfa sonra yine Hasan Tahsin’den alıntı yaparak bu iddiasını hafifletmiştir. Hasan Tahsin bu konu ile ilgili önceki yazısından farklı olarak; “Çerkez Ethem Bey ve arkadaşları Rahmi’nin İttihat ve Terakki uğruna kullanacağı bu altın bombayı elinden alarak, kansız ve arızasız bir biçimde şu zavallı vatanın selametle ilerlemesine güçleri ölçüsünde hizmeti düşünmüşler”(4)demektedir.

Doğan Avcıoğlu’nu bu düşünceye iten bir gerekçe de Çerkez Ethem’in karargahına zaman zaman bazı İngiliz subaylarının gelmesi, Bandırma’da İngiliz amirali ile görüşmesi olmuş olabilir. Ama Çerkez Ethem komutan ve lider gibi hareket etmektedir. Yunanlılarla savaşta ilk esir değişimini de Çerkez Ethem yapmış ve Yunana esir düşen çok sevdiği adamlarından Gavur Ali’yi kurtarmıştır.

Bunun yanında, Milli Mücadeleye herkesin aynı coşku ile katılmadığı da bir gerçektir. Nitekim Çerkez Ethem’de anılarında, Karacabey’de Arnavut Galip Paşa’dan beş bin lirayı zorla aldığını saklamıyor. Olayı Çerkez Ethem’in yazdıklarından okuyalım:

Manyas’a varışımızın üçüncü günü sabahleyin erkenden Bursa’ya doğru yola çıktık. Karacabey kazası merkezinde geceledik. Burada Balıkesir heyeti merkeziye üyelerinden Vehbi Bey ile Karacabey eşrafından bazı kimseleri bir arada buldum. Vehbi Bey, Karacabey’e yardım toplamaya gelmişti. Kendisine Karabeyli zenginlerin nasıl davrandıklarını sordum. Elindeki bir listeyi bana uzattı. Bazılarını şahsen tanıdığım kimselerin isimlerini dikkatlice gözden geçirince gördüm ki, buranın en zengin adamlarından biri olan Arnavut Galip Paşa’nın ismi hizasında 150 rakamı yazılıydı. Bu paranın altın mı, yoksa kağıt mı olduğunu sordum. Vehbi Bey, ‘nerede altın verecek hamiyetli zengin’ diye hayıflandı. Paranın hepsi kağıttı. Vehbi Bey bunları toplarken bile itirazlarla karşılaştığını, bin minnetle bu rakamları kabul ettirebildiğini bana gizlice söyledi. Hâlbuki milli kuvvetler adına böyle bir yardım teklifiyle Karabeyliler ilk kez karşılaşıyorlardı. Galip Paşa toplulukta hazır bulunuyordu. Kendisine dedim ki; ‘Paşa, bu her zamandan çok himmet, hamiyet ve gayret zamanıdır. Millet yaşamak ve bağımsızlığını korumak uğruna kan ve ateş içinde çırpınıyor. Böyle bir zamanda herkes, vatanın selameti ve kurtuluşu için varlığını feda etmelidir. Sen ise, teessüfle görüyorum ki, servetçe senden çok aşağı durumda olanlara fena bir örnek olmakta devam ve ısrar ediyorsun. Kaldı ki ben senin geçmişini de ve seni de pekiyi biliyorum. Haksız bir davayı kazanmak için on binlerce lira rüşvet veren bir adamsın. 50 lira gibi az bir parayı İstanbul birahanelerinde, Bursa’da bir gecede harcayan hovarda bir insansın. Vatan uğrunda bu cimriliğin hayret ve nefrete şayan değil midir?’ Galip paşa bu sözlerime çok sinirlendi. Fakat bunu belli etmemeye çalışarak şu yanıtı verdi; ‘Beyim bu bir yardımdır. Ve yardım da arzuya ve isteğe bağlıdır. Ve ben de fazlasını veremem.’ Galip paşanın bu sözlerine fena halde kızdım ve hemen yanımda duran adamlarıma kendisini tevkif edip götürmelerini emrettim. Paşa telaş ve korku içinde dışarı çıkarıldı. Bir gece hapiste kaldı. Ertesi sabah erkenden kendisinin işlerine bakan bir adam beni gelip gördü ve Paşanın namına 5 bin lirayı teslim etti. Bu parayı aldım. Adamına bir makbuz verdim. Bunun üzerine Paşanın da serbest bırakılmasını bildirdim.”

Görüldüğü gibi, zamanın zenginleri de kendi varlıklarını koruma gayreti içindeydiler. Ankara Hükümeti de zaman zaman mecbur kalınca Ethem’e benzer davranışları uygulamıştır. İdam hükümlerine gelince, Çerkez Ethem zamanında idam hükmü seyyar kurulan divanı harplerle uygulanan bir yöntem idi. Çerkez Ethem, ikinci ve üçüncü derecedeki suçluları idam etmediğini beyan etmektedir. Düzce’de ayaklanma sonucu idam ettikleri ile ilgili olarak özellikle ayaklanmanın önemli isimlerinden Safer/Sefer Bey noktasında da, Halide Edip Adıvar Çerkezle aynı düşüncede olduğunu ve idamının doğru olduğunu savunmaktadır. Diğer pek çok kaynak ise, Berzeg Safer/Sefer Bey’in Ankara hükümeti ve Kuvayi Milliye Komutanları ile anlaştığını, dört bin Çerkez atlısı ile Kuvayi Milliye saflarına katılacağını ve bunun için Çerkez Ethem’in hiçbir direnişle karşılaşmadan Düzce’ye girdiğini ve Mustafa Kemal’in Safer Bey’in idamını önlemek için yolladığı telgrafa karşın bir iddiaya göre daha önce Safer Bey’le aralarında husumet olması nedeniyle idam ettirmiştir. 

Bu arada Safer Bey ile ilgili olumsuz yaklaşımlarda mevcuttur. Yunus Nadi, nasihat heyetinde olan ve tutsak edilen Bolu Milletvekili Dr. Fuat Bey’in anlatımlarında Safer/Sefer Bey ile ilgili şunları yazmıştır:

İsyan hasebiyle tahliye edilmiş canilerin boş bıraktıkları hapishaneye, pis ve rutubetli odalara konduk. Aradan üç saat kadar bir zaman geçmişti ki bizi hapishaneden çıkardılar, Hürriyet ve İtilaf binasına götürdüler. Mahmut Bey’in fırkasına mensup zabitan ike Düzce’deki alaydan mülazım Avni Bey, jandarma takım kumandanı Cemal Bey oradaydılar. Kulüp iki odadan ibaretti. Büyük odada zabitler, küçük odada da bir binbaşı ve biz bulunuyorduk. Düzce harekâtı İsyaniye ve Hilafet Ordusu Kumandanı Sefer Bey o zaman İstanbul’da padişahla görüşmek üzere bulunuyormuş. Kimse yanımıza gelemiyor, ilk günleri hariçten havadis alamıyorduk. Sıkı bir kontrol ve inzibat altındaydık. Bilmem kaçıncı gündü. Sefer gelmişti. Odamıza geldi:

-Millet karasını sizin alnınızda görmek istemezdim, dedi.

Sefer’i en iyi ben tanıyordum. Bolu’da bulunan kız kardeşini ve bilahara misafir suretiyle gelen diğer kız kardeşini tedavi etmiştim. Bolu’ya geldikçe görüşürdüm. Kendisine mukabele ettim:

-Millet karasının kimin yüzünde olduğunu istikbal(gelecek) gösterecektir, bundan emin olunuz. Siz bilmeyerek İngilizlerin ekmeğine yağ sürüyorsunuz, ara yerde İslam kanı dökülmek suretiyle düşmana yardım ediyorsunuz! Dedim.

Diğer arkadaşlar da milli mücadeledeki ulvi maksadı anlatmaya çalıştılar.

Sefer hakikati anlamıyor, hatta dinlemek bile istemiyordu:

-Ankara’ya gideceğiz, herhalde padişahın emrini yerine getireceğiz! Diyordu.”(5)

Tarihçi Adnan Sofuoğlu’da Berzeg Sefer Bey’in Düzce’de Hürriyet ve İtilaf Partisinin ileri gelenlerinden olduğunu söylemektedir. (6) Hürriyet ve İtilaf düşüncesine sahip olanların, kan davalı oldukları İttihat ve Terakkici kabul ettikleri Kuvayi Milliye safına katılmaları oldukça zordur.

Çerkez Ethem’in Milli Mücadeleye katkısı inkar edilemez. “Ethem’i burada önemli ve etkili bir Kuvayi Milliye Kumandanı haline getiren etken, Teşkilatı Mahsusa içinde kazandığı güç ve mevkidir.”(7) Ancak Çerkez Ethem son derece şımarık davranmış, kendisi dışında kalan herkesi aşağılamıştır. Anılarında bu durum zaten açıkça bellidir. Çerkez Ethem’e göre, Mustafa Kemal’den Kılıç Ali’ye kadar herkes beceriksizdir ve Çerkez Ethem olmasa Kuvayi Milliye bir hiçtir. Örnek olması için anılarında, 19 Nisan 1920 tarihinde İsmet paşa ile Biga telgrafhanesinde yaptığını iddia ettiği konuşmayı sunmak istiyorum. Konuşma şöyledir:

“İsmet Bey- Merhaba Ethem Bey, nasılsınız, iyisiniz inşallah. Gazanız mübarek olsun.    

Çerkez Ethem-Merhaba efendim. Teşekkür ederim. Ben iyiyim, siz nasılsınız?

İsmet bey- Genel durumumuz iyi değil. Mustafa kemal paşa ve Reşit Bey yanımdalar. Makine başındayız. Size genel durumu izah ederken bazı acı haberler de vereceğim.

Çerkez Ethem-Söyleyiniz efendim. Acı da olsa gerçeği bilmek daha iyidir.

İsmet Bey- Sizinle şu görüşmeyi temin edebilmek için çok zorluğa uğradık. Bazı yerlerde şimendifer tellerinden yararlanıldı. Birçok yerlerle irtibatımız hemen hemen yoktur. Merkezde ise kuvvetimiz kalmadı. Albay Mahmut Bey tümeni Hendek boğazından Düzce’ye geçerken, asilerin hücumuna uğradı. Mahmut Bey ve bazı subayları şehit ve bir kısmı da esir düştü. Tümenin silahları, mühimmatı ve hayvanları asilere geçti. Ankara’nın kuzeybatı cihetindeki diğer isyan sahasına gönderdiğimiz kaymakam Arif Bey’in komutasındaki bir müfrezemize ait felaket haberi de geldi. Arif Bey önce asilere karşı Gerede’de bir iki mevzi başarı elde etmişti. Fakat sonraki yenilgi üzerine Anakara’ya doğru çekilirken, bir suikasta kurban gitti. Müfrezesinden bir kısmı isyancılara katıldı, bir kısmı da dağıldı. Geyve Boğazı’nı asilere karşı savunan 22. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa’nın da durumu tehlike göstermekte ve günden güne sıkıştırılmaktadır. Böyle bir sırada başarınız büyük bir güzel tesadüftür. Sizi tebrik ederiz. Bulunduğunuz yerde ikinci derecedeki işleri tümen komutanı Kazım Bey’e bırakarak en kestirme yolla ve süvari birliklerinizle birlikte Geyve Boğazında Ali Fuat Paşa’nın yardımına koşmanızı rica ederiz. Durumu Ali Fuat paşa’ya bildirmek için sizin onayınız bekliyoruz.

Çerkez Ethem- Yarın Geyve’ye hareket edeceğim.”

Çerkez Ethem 19 Nisan 1920 de Biga’dan İsmet Paşa ile bu konuşmayı yaptığını iddia ediyor. Ancak Yarbay Arif Bey 11 Mayıs 1920 de çadırında suikasta maruz kalıyor. Dolayısıyla bu telgraf konuşması 11 Mayıs’tan sonra olmalıdır. Çerkez Ethem 11 Mayıs’tan sonrada 1. Düzce Ayaklanmasının sonuna kadar Biga’ya gitmemiştir. Çerkez Ethem’in anılarında yer alması dışında birde Nutuk’a cevap yazdığını iddia ettiği bir yazı dışında bu telgraf kimse tarafından bilinmemektedir.

Şurası bir gerçek ki, Çerkez Ethem ve Kuvayi Seyyariye birlikleri olmasa ne Anzavur Ahmet’i ne de Kuvay-ı inzibatiye (Halife Ordusu) karşısında Milli kuvvetlerin işi kolay değildi. Yozgat isyanından söz bile etmiyorum. Kuvayi Milliye’nin düzenli ordusunun oluşmasına kadar, Kuvayi Seyyariye hem Yunanlılara, hem de İstanbul hükümetinin oluşturduğu askeri güçlere hem de Anadolu’da çıkan isyanlara karşı mücadele etmiş ve başarılı olmuştur. Bunu kimse inkâr edemez. Ayrıca Kuvayi Seyyariye’nin başarıları sonucu, Anadolu direnişi anlam kazanmış, özelikle Fransızlarla masaya oturma zemini doğmuş ve Kilikya sorunu da çözülmüştür.

Bu durum Mustafa Kemal ve İsmet İnönü tarafından da kabul edilmektedir. Yunus Nadi’de Çerkez Ethem’in ilk günlerdeki hizmetlerinin çok önemli olduğunu ancak cahil Çerkez Ethem ve kardeşlerinin kendi şartlarını kendilerinin baltaladığını söylemiştir.(8)

 Ancak, olayın başka bir yüzü de vardır. Bu yüzü de görmemek tarihi yanlış yorumlamamıza yol açabilir. Onun için olaya bir de İsmet İnönü tarafından bakalım. İsmet İnönü hatıralarında o günleri şöyle anlatmaktadır;

Sert bir mücadele içinde bulunuyoruz. Elbette şartların icap ettiği sert tedbirler alınacaktır, suçlulara müsamaha edilmeyecektir. Fakat her şey nizam içinde, kanunlar içinde cereyan etmelidir. Kuvayi Milliye kumandanları isyanı bastırdık diye yakaladıklarını asarlarsa, sorgusuz sualsiz, mahkeme etmeden asarlarsa, idare bundan fayda değil, zarar görür. Bir yere müfreze gönderdiğimiz zaman, orada müsademeler içinde ve çok ümitsiz durumlarda insanları esir ederler, içlerinde suçlular vardır, bunlar idam edilir. Ben daima bunun hesabını isterim, mahkeme evrakını isterim. Divanı harp kararı ile adamları asmışlardır. Fakat herhangi bir evraka raptedilmemiştir. Ben ısrar ederim, bunun üzerine öğrenirim ki, hüküm infaz edildikten sonra mahkeme evrakı tanzim ediyorlar ve bir taraftan da söyleniyorlar. Benim için ‘bu adam ihtilalı bilmiyor’ derlermiş, iddiaları şu: Bir ihtilal içindeyiz. İsyan çıkıyor, çarpışıyoruz. Muharebede de adam ölür, muharebeden sonra da ölür. Suçluları yakalamışız, nasıl mahkeme edeceğiz, niçin mahkeme edeceğiz? Çarpışmada ölseydi ne olurdu? Düzce isyanı bastırıldıktan sonra Ethem’i Yozgat’a gönderdim. Gitti, döndü. Ben yine cezalandırdıklarının hesabını sordum. Yozgat’a gittiniz geldiniz, kaç kişi öldü? Şu kadar kişi öldü. Niçin öldü? Muharebe esnasında öldü. Peki muharebe dışında yakaladıklarınız? Bunları hıyaneti vataniyeden öldürdük. Ben mahkeme evrakı isterim. Benim bu hassasiyetimi yadırgıyorlardı. Beyhude uğraşıyorsun diyorlardı. Ben beyhude değildir, yapsınlar, bir gün gelir yaptırmam diyordum.”(9)

Görüldüğü gibi, İsmet İnönü, bir devlet adamı hassasiyetinde hareket ediyor. Devrim ortamında dahi belli kuralları koyamazsanız, sizin olumsuzladığınız diğerlerinden ne farkınız kalır ki? Bu bağlamda İnönü’ye kendi adıma hak veriyorum.  Hatıralarını okumaya devam edince, Çerkez Ethem ile Mustafa Kemal ve İsmet İnönü’nün çelişkisinin derinliğini görüyoruz.

Ethem Bey Yozgat isyanını bastırdı ve Ankara’ya döndü. Yozgat isyanı çok kanlı bir şekilde bastırılmış ve Yozgat yağma edilmiştir. Ethem Bey’in kuvvetleri Yozgat’tan Ankara’ya geldikten sonra, Ankara çarşısında ve Ankara’nın etrafında büyük panayırlar kuruldu. Bizim Kuvayi Milliye, Yozgat’tan sürdükleri koyunları halkın gözü önünde satmaya başladılar. Olup bitenleri hüzünle seyrediyoruz, fakat bir şey yapamıyoruz.”(10)

O günün koşullarında, yasa tanımaz keyfi davranışlara Ankara ses çıkaramıyor. Çünkü güç Çerkez Ethem’de. Fakat bu durumun geçici olduğunu gerek Mustafa Kemal, gerekse İsmet İnönü biliyor. Bu durumu ortadan kaldırmak içinde yapılması gerekenleri, usta bir siyasetçi olarak yapıyorlar. İnönü’nün hatıralarında 199. Sayfasında yer verdiği şu anekdot çok önemli.

Ethem Bey’in Yozgat’tan dönüşü üzerine kendisini istasyonda karşıladığımızı ve Atatürk’le beraber bir müfrezesini teftiş ettiğimizi hatırlarım. Müfrezeyi teftiş ettik, muvaffakiyetlerini selamladık. Oradan ayrılırken Atatürk’e sordum. ‘Her biri pür silah, tepeden tırnağa silahlı. Bunun kendisine verdiği güven ve büyüklük duygusu ile herkese tepeden bakıyorlar. Bugün memlekete hakim olan kimdir? Bunlar mı, Biz miyiz?’ Beraber yürüyoruz, Atatürk biraz durdu, düşündü ve şu cevabı verdi: ‘Biziz’ dedi, ‘akıl bizdedir’ Atatürk’ün bu sözlerinden keyiflendim.”  

            Kılıç Ali’de İsmet İnönü ile arasında geçen konuşmada İsmet İnönü’nün siteminden söz etmektedir:

            “Miralay (Albay) İsmet Bey (İnönü) ile bir gün eski Meclis binasının bahçesinde kol kola geziyorduk. Çerkez Ethem’in kuvvetleri de Meclis önünden geçiyordu. İsmet Bey bunlara hazin bir bakış fırlattıktan sonra bana döndü ve şöyle dedi: ‘Kılıç Ali! At benim, silah benim, kuvvet benim, yalnız kumanda benim değil.”(11)

            Anlaşıldığı gibi, ciddi bir iktidar sorunu başlamıştı. Bir yanda silahlı gücü elinde tutan Çerkez Ethem ve mecliste başta abisi Reşit Bey olmak üzere bazı Mustafa Kemal karşıtı milletvekilleri, diğer yanda ne yaptığının bilincinde olan ve yeni bir devlet kurmak için harekete geçmiş, genel olarak siyasi güce hâkim ama silahlı gücü olmayan Mustafa Kemal ve arkadaşları. Bu arada düzenli ordu konumunda bulunan birlikler zaten firariler nedeniyle sayı bakımından oldukça azalmıştı. Diğer yandan emir komuta zinciri içinde doğru düzgün teçhizatı olmayan, yarı aç yarı tok yaşayan, savaşmaktan bıkmış ordu kırıntıları halindeydiler. Dolayısıyla girdiği çatışmalarda başarılı olamamaktaydılar. Başarılı olabilmek için maddi ve manevi yönleri eksikti. Tüm bunların yanında, Padişah ve İstanbul hükümeti tarafından da asi ilan edilmiş Ankara meclisi. Mustafa Kemal ve arkadaşları bu durumu çok ustaca atlatmışlardır.

Bu arada, Mustafa Kemal ile Çerkez Ethem’in ayrıldıkları en önemli noktanın Çerkez Ethem’in koyu bir saltanat ve hilafet taraftarı olduğu iddiası ise bilimsel olmadığı gibi çok da dikkate alınacak bir iddia değildir.(12)

Düzenli ordunun oluşmasıyla birlikte, Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat Paşa’nın Çerkez Ethem’in isteklerine boyun eğen bir duruş sergilemesi, Kuvayi Seyyariye kıyafetleri ile Ankara’ya gelmesi, Genel Kurmayın istemediği Gediz saldırısının başarısızlığa uğraması sonucu Batı Cephesi Komutanlığı değişmiştir. Ali Fuat Paşa diplomat olarak Moskova’ya gitmiştir. Batı Cephesi Komutanının değiştirilmesinde Ankara’nın amacı, güçlenmiş ve şımarmış Ethem’in gücünü kırmak ve zaptırap altına almaktır. Mustafa Kemal, Nutuk’ta bu konuda şöyle diyor:

Efendiler, 8 Kasım 1920 de, Fuat Paşa Ankara’ya geldi. Karşılamak için bizzat istasyonda bulunuyordum. Paşa’yı omzunda bir filinta olduğu halde Kuvay-ı Milliye kıyafetinde gördüm. Batı cephesi Komutanı’na bu kıyafeti benimseten düşünce ve zihniyet akımının, bütün Batı Cephesi üzerinde ne kadar etkili olduğunu anlamak için artık tereddüde yer kalmamıştı. Onun için Fuat paşa’ya kısa bir görüşmeden sonra, alabileceği yeni görevi söyledim. Memnuniyetle kabul etti. Aynı günün gecesi, İsmet ve Refet Paşaları da davet ederek yeni durumu ve görevlerini kararlaştırdık. Kendilerine verdiğim kesin direktif: ‘Hızla düzenli ordu ve süvari birlikleri meydana getirmekten’ ibaretti. Böylece 1920 yılı Kasımının sekizinci günü ‘düzensiz teşkilat fikir ve siyasetini yıkma kararı’ faaliyet ve uygulama alanına konulmuş oldu.”(13)   

            Çerkez Ethem anılarında, İsmet Bey’in düzenli ordusunun kendisine saldırması üzerine Yunan komutanına kısa süreli ateşkes önerdiği ve bu öneriyi Yunan komutanının kabul ettiğini söylemektedir. Çerkez Ethem İsmet Bey’in ve sonra yetişen Refet Beyin süvarilerine yenildiğini bir türlü kabul etmiyor, değişik bahaneler ileri sürüyor. Daha önemli bir konu ise İnönü savaşında yaşanılanlardır. Birinci İnönü savaşının en önemli günü 10 Ocaktır. 10 Ocaktan önce Yunanlılarla ateşkes yapan Çerkez Ethem, 10 Ocak günü İsmet Paşa’ya göre Yunan ordusu ile aynı anda saldırıya geçmiş olmasıdır.(14) Sonra ağabeyi Reşit Bey’i Yunan komutanına yolluyor. Kendi beyanına göre kardeşi Reşit Yunan komutanını kandırmak için (ne demekse) Türkçe bildiriler yazıp, Türk (düzenli) ordusuna uçaklarla attırıyor.(15) Sonra da yenilince Yunan ordusuna sığınıyor. Mustafa Kemal düşmanları, “düşmanımın düşmanı dostumdur” özdeyişinden yola çıkarak, Çerkez Ethem’i savunmaya çalışıyorlar. Özellikle Çerkez Ethem’in sürekli geri çekildiği ve düzenli ordu ile savaşmadığını söyleyebiliyorlar. Çerkez Ethem kendi anılarında bile geri çekildiğini söylemekle birlikte düzenli ordu ile savaştığını inkâr etmiyor. Bunlar kabul edilebilecek şeyler değildir. Düşmanla işbirliği ve Türk ordusu ile savaş ve yenilince akabinde düşmana sığınmak sizce hainlik değil midir?   Bu arada Yunana sığındıktan sonra kendisi de TBMM’yi kötüleyen, savaşan askerlerin moralini bozmak için hazırlanan bildirilere imza atmıştır ve bu bildiriler Kuvayi milliye cephelerine Yunan uçakları tarafından atılmıştır. Çerkez Ethem bunu da arkadaşlarına işkence yapılmaması için yaptığını söylüyor. Bence inandırıcı değil.

                Yararlanılan Kaynaklar:

(1) Çerkez Ethem’in İhaneti. Zeki Sarıhan. Kaynak yayınları. Aralık 2008. Sf:15

(2) Anılarım. Çerkes Ethem. Berfin yayınları. Ocak 2005. Sf:8

(3) Milli Kurtuluş Tarihi. Doğan Avcıoğlu. Tekin yayınları. Cilt:2 Sf:576

(4) Milli Kurtuluş Tarihi. Doğan Avcıoğlu. Tekin yayınları. Cilt:2 Sf:579

(5) Birinci Büyük Millet Meclisi. Yunus Nadi. Cumhuriyet gazetesi yayını. Nisan 1998. Sf:20

(6) Milli Mücadele döneminde Kocaeli. Adnan Sofuoğlu. AAM. 2006. Sf:90

(7) 1920 Yılı ve Sol Muhalefet. Hamit Erdem. Sel yayınları. Şubat 2010. Sf: 83

(8) Birinci Büyük Millet Meclisi. Yunus Nadi. Cumhuriyet gazetesi yayını. Nisan 1998. Sf:9

(9) Hatıralar. İsmet İnönü. Bilgi Yayınevi. Ekim 2009. Sf: 198

(10) Hatıralar. İsmet İnönü. Bilgi Yayınevi. Ekim 2009. Sf: 199

(11) Kılıç Ali’nin Anıları. Hulusi Turgut. Türkiye İş Bankası yayını. Ağustos 2013. Sf:136

(12) Cumhuriyetin Gizli Tarihi(2). İsmail Çolak. Gülnesli yayınları. Aarlık 2013. Sf:147

(13)Nutuk/Söylev. Gazi Mustafa Kemal.

(14)Hatıralar. İsmet İnönü. Bilgi Yayınevi. Ekim 2009. Sf: 232

(15)Anılarım. Çerkes Ethem. Berfin yayınları. Ocak 2005. Sf:148