Milli Mücadele’de Şehirlerimiz: DEVELİ

Ahmet Hür
964 views

            Develi eski adıyla Everek Kazası Kayseri vilayetine bağlıdır. 1914 sayımına göre kasabada yirmi bin kişi yaşamaktadır. Develi Erciyes Dağı’nın güney eteklerindedir. Adana’nın Kozan Sancağı ile Develi halkı iyi ve sıkı ilişki halindedir. Özellikle Fransız işgali sonrası kaçan Kozanlılar, Develi’ye sığınmışlardır. İşgale karşı direnişi örgütlemeye çalışan Gizik Duran, Arap Ali, İbrahim Çavuş, Hacı Ahmet, Cılaz Ali çeteleri Develi’nin Pungu/Kılıçkaya köyünde bir araya gelmişlerdir.

            Develi, Heyeti Temsiliye kararıyla Kilikya Kuvayi Milliye Karargâhı olarak tespit edilmişti. Develi ileri gelenlerinden Belediye Başkanı Kamberlizade Osman Bey, Coşkun Osman Bey, Çıtkırıldım Osman Bey, Doktor Osman Bey, dört Osman olarak çevrede tanınmıştı. Develi Kaymakamı Atıf (Tüzün) Bey de Kuvayi Milliye’den yanaydı. Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle Kılıç Ali’de buraya gönderilmişti. Bu arada memurların önemli bir çoğunluğu Padişaha ve İstanbul Hükümetine bağlıydı. Bu yüzden Kuvayi Milliye örgütlenmesi memurlar arasında ve Hürriyet İtilaf Fırkası üye ve sempatizanları arasında kabul görmüyordu. Ayrıca tehcire tabi tutulan Ermeniler Develi’ye geri dönmüşlerdi ve intikam peşindeydiler. Bunun için toplantılar genel olarak Belediye Başkanı Osman Bey’in evinde ve gizli olarak yapılmaktaydı.

            Kılıç Ali gelince Maarif binasında halka açık bir toplantı yapılmıştır. Toplantıda Kılıç Ali şu konuşmayı yapmıştır:

            “Muhterem Develiler/Everekliler şehrinize gelerek sizlerle tanışmak ve konuşmak fırsatını bulduğumdan bahtiyarım. Memleketin içinde bulunduğu bu nazik ve vahim anlarda siz Develilerin yapacağı işlerin önemi pek büyüktür. Çünkü düşman işte yanınıza kadar sokulmuştur. Zamantı suyunun o bir gecesi maalesef Fransız idaresi altına girmiştir. Durumu yakından izleyen Mustafa Kemal Paşa hazretleri, beni buraya sureti mahsusade (özel olarak) vazifeli olarak göndermiştir. Ben Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin salahiyeti vasiası ile (yetkisi çok ve geniş, ölüm cezası vermeye yetkili) vazifeli bir murahhasıyım/temsilcisiyim. Kaymakam, Belediye Reisi ve diğer zevatla konuşarak buradaki durumu öğrenmiş bulunuyorum. Şimdi bu toplantıda, lehte ve aleyhte kafalarınıza takılan bütün hususları konuşmak suretiyle bir karar alınacaktır. Mustafa Kemal Paşa hazretleri pek yakında bu havaliye büyük, askeri kuvvet yollayacaktır. Ancak bu kuvvet gelinceye kadar, siz Develiler teslim olmayacak, silah ve kuvvet toplayarak düşmana karşı çıkacaksınız. Mustafa Kemal Paşa hazretlerinin emir ve tensibi bu şekildedir.”[1]

            Kılıç Ali bu konuşmadan sonra Sivas Kongresi kararlarını okutmuş ve topluluğa onaylatmıştır.

            Feke kazası Belediye Başkanı Cezmi (Çetinel) Fransızların ajanlığını yapan bir işbirlikçiydi. Aslında hain değil ama korkak bir adamdı. Fransızlara çalışan Kozan Jandarma Komutanı Yüzbaşı Ali Saib’le de iletişim halindeydi. Yüzbaşı Ali Saib kendisini Türk düşmanı Revanduzlu bir Kürt olarak tanıtıyordu ve Ermeni çetelerle birlikte geniş bir istihbarat ağı kurmuştu. İşbirlikçi Cezmi’nin pek çok adamı da Develi’de bulunuyordu ve olan biteni Fransızlara iletiyorlardı.

            Gizik Duran Çetesi, Kilikya Kuvayi Milliye Komutanlığı emrine giren ilk çetedir. Bu çetenin, Türklere eziyet ettiği düşüncesiyle öldüreceklerinin listesinin ilk iki sırasında İşbirlikçi Cezmi ile Kozan Jandarma Komutanı Ali Saib Bey vardı. Gizik Duran’ın Kuvayi Milliye safına katılması işbirlikçiler üzerinde büyük bir korku yaratmıştır.

            “Ali Saibi, Bozat olayı nedeniyle, çete elemanlarının ailelerine ve köylerine zarar verdiğinden çetenin kendisinden intikam alınacağı hakkındaki sözleri duyuyor, daha önce Andırınlı Baltacı Mustafa’dan yediği kurşun aklına geldikçe korkusu artıyordu. Bu bakımdan Kuvayi Milliye ile bir an evvel irtibat kurması ve kendi adına da görüşmesi için yakın arkadaşı Cezmi Bey’e yetki vermişti. Bu iki arkadaş, Kuvayi Milliye ile irtibat kurmalarında Develi Kaymakamı Atıf (Tüzün) Beyin aracı olmasını istemişlerdir.”[2]

            Develi’nin Fıraktın/Gümüşören köyünde Aydınoğlu Tufan Bey, Kaymakam Atıf Bey, Kamberlizade Osman Bey, Kozanlı Davavekili/Avukat Emmi Mustafa Faik (Üstün), Ali Saib Bey ve Cezmi Bey’le buluşmuşlardır. Yapılan görüşme sonucu Ali Saib Bey ile Cezmi Bey Kuvayi Milliye’ye katılmaya karar vermişlerdir. Gerçekten de sözlerini tutmuşlar ve Kuvayi Milliye’ye yararlı pek çok görevde yer almışlardır.

            Kılıç Ali ile başta anlaşamayan ve Kuvayi Milliye’yi hayalcilikle ve ülkenin daha kötüye gitmesine yol açacağını söyleyerek eleştiren Hacı Seyitzade Osman Efendi, Kılıç Ali’nin emriyle tutuklanmış, daha sonra Milli Mücadelede yana tavır koyacağını söyleyerek serbest bırakılmıştır. Oldukça zengin olan Hacı Seyitzade Osman Efendi, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetine ayni ve nakdi bağışlar yapmış, kısa bir süre sonra da Cemiyetin başkanı seçilmiştir.

            Şeyhülislamın fetvası Develi’de de kafaların karışmasına yol açmıştır. Ermeniler de şımarmış, Türklere çeşitli tacizlerde bulunmaya başlamışlardır.

            “Büyük harpte tehcir edilmiş Ermeniler Develi’ye avdet etmişler hakim ve zalim tavırları ile intikam fırsatları gözlüyorlar ve her an Türk mahallelerinin hücuma uğrayacağı bekleniyordu. Kimse hayatından emin değildi. Sevr Muahedesinin Ermenilere verdiği hak ile vatanın hakiki sahibi kendilerini addediyor, Türkleri gasıp ve mağlup görüyorlardı. Fransızlar kendi haritalarında istila mıntıkalarını çizdikleri yerlere kadar, hükümlerini yürütüyorlar, bu hükmün zabıta kuvveti de Ermeniler oluyordu. Haçında toplu kuvvetle etrafa saldırıyor, Develi kenarlarından geçen Zamantı suyunu hudut çizerek, iç taraflarda zulmü reva gördükleri gibi, dış tarafa da hücumlarını hazırlıyorlar, yeni yerlerin zabtına karar veriyorlardı. İşte emniyetle teşkilat hazırlıklarını yapacağımız DEVELİ bu idi.”[3]

            “Belediye Reisinin evinde geceleri gizli görüşmeler yaptık. Şehrin hamiyetli ve akıllıları ile görüştük. Fakat bunların çoğu, kendi aklını beğenmiş olup, her tarafı tehlike içinde gördüklerinden, ancak selameti can kurtarmakta görmüşler ve bu gibi teşebbüslerin tehlikeyi davet edeceğine kanaat getirmişlerdi. Her birinin birbirine akılca üstünlük iddiası olduğundan, rekabet uyanıyordu. Bu yüzden bizim milli dava da yüzüstü kalacaktı. Hakikatte her biri hamiyetli ve vatanperver insanlardı. Cesaretleri başka başka olduğundan fikirlerine müessir olunamıyordu. Çekememezlikte anlaşmaya mani olmakta idi. Doğrudan doğruya fedakârlık gösterenlere karşı, diğerlerinin yani cesareti olmadığından muvaffakiyeti ümit etmeyenlerin, o zamanın korkak mantığı ortaya çıkıyordu. Fikri mücadeleden, şahıs mücadelesi başlayacaktı. Vaziyeti, büsbütün elden kaçırmamak için fedakârların fikirlerinin varid olmadığını, mukabil düşüncelerin haklı olduklarını ileri sürerek ters cephe ile vaziyeti kurtaramaya karar verdik. Ümitsiz, korkak ve fedakârlara rakip olan bunlar, ekseriyeti teşkil ettiğinden bu ekseriyeti istihdam ile emelimize imaleye çalıştık. Yavaş yavaş yumuşar oldular. Fedakârlarda bize küser gibi oldular. Onlara gizlice dedim ki, nasıl olsa siz bizimsiniz. Onları kazanmak lazım. Bahusus onlar çoklu ve kuvvetlidir. Müdafaa-i Hukuk Heyeti için yapılan intihapta fedakârlara meydan bırakmamak için, mukabil parti adamları da iştirak ettiler ve kazandılar. Program tabi olarak, Sivas’ta hazırlanan Müdafaa-i Hukuk Programı idi. Ellerine teslim ettik. Ve ahkâmının tatbikini istedik. Rakiplerine karşı kazandıkları muvaffakiyetten mütevellit gururla işe başladılar. Ve teşkilat yapmakta gayret gösterdiler. Bu suretle bedbin olanlar, iş başına geçerek zaruretle maksadımıza hizmete sevk edilmiş oldular. Aynı maksat uğrunda çalışan partiler arasında yavaş yavaş nifakta zail oldu.”[4]

 OSMAN TUFAN BEY;

            1881 yılında Üsküp’te doğdu. Manastır Lisesinden sonra İstanbul’da Harp Okuluna girdi ve 19.. yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu. Balkan savaşlarında Batı Muhafız Bölüğünde savaştı. Birinci Dünya savaşında Rauf Bey’in emrinde Irak cephesinde bulundu. Mondros mütarekesi sırasında İstanbul Merkez Komutanlığın tahkik heyetinde görevliydi.

            Erzurum’da Mustafa Kemal Paşa’nın emrine girmiş ve Sivas’a beraber gitmişlerdir. Kilikya Kuvayi Milliye oluşturması için Mustafa Kemal Paşa tarafından görevlendirilmiş kendisine Aydın oğlu Tufan takma adı verilmiştir.

            Çukurova’nın düşmandan kurtarılması üzerine Batı Cephesinde 2. Fırka 127. Alay komutanlığına getirilmiştir. İzmir’in kurtarılmasında top arabası üstünde İzmir’e ilk giren komutanlardandır.

            Kaymakam rütbesi alan Osman Tufan Ankara Merkez Komutanlığında çalışmıştır. Albay olunca İzmir Merkez Komutanlığına tayin edilmiştir. Kurmay kursunu üstün başarı derecesi ile bitirmiş 1935 yılında Tuğgeneral olmuştur. Hastalığı nedeniyle Siirt Fırka Komutanlığından İstanbul-Selimiye 33. Tümen Komutanlığına getirilmiştir.

            Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatında başında nöbet bekleyen generallerden olan Osman Tufan Bey, iyi ahlaklı, dürüst bir kişi olarak tanınırdı.

            Adanalılar, Çukurova’nın kurtuluşunda gösterdiği kahramanlıklardan dolayı “Mağara” ilçesinin ismini “Tufanbeyli” olarak değiştirmişlerdir. 4 Şubat 1944 yılında İstanbul’da vefat etmiştir.

            Bu arada Develi’de yaklaşık iki bin Ermeni bulunmaktadır. Haçin ayaklanmasından sonra çeteler Develi’de bulunan Ermenileri cezalandırma yoluna gitmek istemişler, ancak Develi Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti bu yaklaşıma izin vermemiştir. Cemiyet başkanı Kanberli Osman ile çete reisi Gizik Duran arasında Kanberli Osman’ın evinde uzun tartışmalardan sonra çeteler kararlarından vazgeçmişlerdir.

            Develi Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinde aktif görev alan kişiler şunlardır: Paşazade Osman Nuri Efendi, Hacı Seyitzade Osman Faik Efendi, Pusatlı Halil Hulusi Efendi, Kanberli Osman Efendi, Develili Müsellim Ağa, Kürt Cemal Efendi, Yanyalı Ahmet Efendi, Kolağası Nuri Efendi, Memiş Vehbi Efendi, Caferzade Abdullah Efendi, Hocazade Zileli Tevfik Efendi, Çötenden Arapzade Ahmet Kahya, Develizade Ömer Efnedi, Develizade Mehmet Ağa, Azmi Efendi, Mehmet Feyzi Efendi, Hacı Hasanzade Ahmet Efendi, Develili Hacı İbrahim Efendi.

            Bu arada Kilikya Kuvayi Milliye Komutanı Binbaşı Kemal Doğan Bey ile Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti arasında da bazı anlaşmazlıklar gerçekleşmiştir. Doktor Osman Bey, Coşkun Osman Bey ve Hoca Abdullah Efendi’den oluşan bir heyet Ankara’ya giderek Mustafa Kemal Paşa ile görüşmüşler ve Kemal Doğan Bey’i şikâyet etmişlerdir. Ancak Mustafa Kemal Paşa kendi bilgisi dâhilinde yollanan Kemal Doğan Bey’den yana tavır koymuştur. Haçın Kuşatmasında Kemal Doğan Bey’in ayağından yaralanması da bahane olmuş ve Osman Tufan Bey komutan olarak görev yapmıştır. Haçın ayaklanması 16 Ekim 1920 tarihinde sona ermiş ve Türk Kuvayi Milliyesi bu tarihte Haçın’a girmiştir.     


[1] Milli Mücadele’de Develi. Mehmet Özdemir. 1973. Sf:27

[2] Milli Mücadele’de Adana ve Havalisi. Kemal Çelik. TTK.1999. Sf:160

[3] Milli Mücadele’de Develi. Mehmet Özdemir. 1973. Sf:48

[4] Milli Mücadele’de Develi. Mehmet Özdemir. 1973. Sf:50