Yüreğin Temsilcisi Ellerimiz

Hayati Uçar
1.139 views

Ünlü heykeltıraş Rodin, sanatının doruğuna ulaştığında kendisine sipariş edilen Fransız yazar Honore de Balzac’ın heykelini yeni tamamlamıştır. Balzac’ın üzerinde, yenleri geniş bir giysi vardır, elleri önünde kavuşmuş durumdadır. Rodin, yorgunluktan bitkin vaziyettedir ve karşısında duran başyapıtının verdiği hazzı öğrencileriyle paylaşmak ister. Hangi öğrencisini çağırdıysa herkes eller üzerine odaklanır ve ”olağanüstü eller” diye beğenisini dile getirir. Rodin çılgına döner ve hemen oracıktan kaptığı bir balta ile heykelin ‘eller ‘ini parçalar. Sonra, şaşkınlıktan taş kesilmiş öğrencilerine dönerek öfkeyle haykırır: “Aptallar! Ben bu elleri, kendi başlarına yaşamaya kalktıkları için parçaladım. Bu halleriyle bütünün yapısına uygun düşmüyorlar. Şunu hiç aklınızdan çıkarmayın, hiçbir parça bütünden daha önemli değildir!” diyerek sanat görüşünü haykırır.

Şöyle oturup bir heykeltıraş gibi ellerinize bakın. Kullanılış şeklimize göre değişmiş parmaklarınıza bakın. İnce, narin, kaba, nasırlı, emek verdiğimiz şeylere göre şekillenen parmaklarınıza!

Anatomik olarak eller; kemikler, bağlar, kaslar, tendonlar, sinirler ve damarlardan oluşur. El ve ayaklarınızda ana arterler olduğu gibi kılcal damarların da vücudumuzda en yoğun bulunduğu bölgelerdir. Bu her şeyi daha kolay hissetmemizi sağlar. Duygusal dokunuştan tutunda, sert darbelere, kızgın ateşin derecesine kadar her şeyi ellerimizle hissederiz. Merak eden ve analiz ederek sonuca varan beynimiz olmasına rağmen, merak ettiğini tutan, çeviren, hisseden, şekil veren, değiştirense ellerimizdir.

İnsanoğlunun insan olmasının en büyük faktörlerinin başında emek üreten eller gelir. Kayaların, ağaçların keskin delici yanlarını deneyerek silah olarak kullanmayı, tutmayı itmeyi, delmeyi, parçalamayı eller yapar. Yüzmek istersen eller seni ilkel güdülerinle yüzdürür. Her canlı yüzmeyi doğal olarak bilir, boğulan insanlar yüzmeyi bilmediğini düşündüğü için boğulur.

Ellerimizin işlevi beynimizin gelişimini de sağlamıştır. İnsan ve diğer primatların beyninde eli temsil eden alan diğer hayvanlarınkinden çok daha geniştir. Bu yüzden beyindeki bazı bozuklukların ilk belirtilerinden biri de el parmak hareketinin zarar görmesi, istemsiz titremesi ya da felç olmasıdır

El hayvanlarda farklı biçimde evrilse de balıkların, kuşların, fokların, yarasaların, balinaların kanatları el kemiklerinin evrimsel olarak geçirdikleri değişim neticesi oluşmuştur. Primat olarak geliştirdiğimiz “başparmak” bize tutma da büyük avantajlar sağlamış bu yüzden her iklimde yaşama kolaylığı sağlamıştır.

Tip biliminde birçok hastalığın ellere bakarak teşhis edildiği bilinir. Tabi ki eldeki bulguları daha detaylı araştırmalarla desteklemek gerekir. Kalp, karaciğer, elde kızarıklık tırnaklardaki beyaz lekeler vücudumuzun aynası gibi ellerimize yansır.

Akupunktur tedavisinde el ve parmaklara baskı uygulayarak vücudun çeşitli yerlerindeki ağrıya müdahale edildiğine inanılır.

Zhong Zhu: Geçici baş ağrısı, omuz ağrısı, boyun gerginliği ve bel ağrısı için. Bu nokta yüzük ve küçük parmağınız arasındaki oyukta bulunur. Sert baskı uygulayarak 4-5 saniye boyunca masaj yapın gibi tavsiyeler Asya tıbbın da mevcuttur. Asya’da ellerimizin akupunktur noktalarından, vücudumuzun birçok organına ulaşılabildiği ve tedavi edilebildiği inancı devam eder ve alternatif tıp olarak hala uygulanmaktadır.

Eller sevginin ve şiddetin uygulayıcısıdır. Bir sevgilinin saçlarını okşarken, sevişirken incitmekten korkan ve titreyen ellerimiz, kendini savunurken ya da düşmanı yok etmede insafsız olabilir. Vahşileşen düşüncelerimizin katili yine ellerimizdir.

Eller emek üreten en güçlü organımızdır. Düşüncelerimizin pratik yanıdır, sanayide, tarlada, ameliyat masasında, okulda, resimde, mimaride hep ellerin izlerini ve emeğini görürüz.

Beynimiz ve ellerimiz öylesine bütünleşmiştir ki bir bütün hareket ettikleri için bu kadar uyumludur davranışlarımız. Sinirlerden biri kopsa Pinokyonun ipi kopmuş gibi hareketsiz kalırız.

Eller kendini savunma ve güç gösterisinde de ilk malzemedir. Gorillerin rakiplerine azamet sergisi göğse vurulan yumruklardır. Protesto gösterilerinde sıkılmış bir yumruğun gücü birçok anlam ifade eder. Fiziki olduğu kadar simgesel olarak da gücü ve beraberliği temsil eder. Açılmış parmaklar hayvanlarla hemen hemen aynı işlevi görür. Savunmak, büyük görünmek ve hızlıca geleni yakalamak için sonuna kadar açılır.

İnsan ve diğer primatlar arasındaki ellerin evriminde, başparmak bağımsız tek başına ayrı bir işlev görmektedir. Newton, Tanrı’nın varlığını kanıtlayacak başka bir şey olmasa bile, başparmağın tek başına bunun için yeterli olduğunu söylemiştir.

Ellerimize tarihsel süreçte güç simgesi olarak birçok misyon yüklenmiştir. Mısır tarihinde bütün firavunlar yeryüzünde tanrının “Eli’dir.” Ya da Roma tarihinde imparatorlar kendilerini tanrının kılıcını tutan “El” olarak betimlemişlerdir.

Büyük sanatçılar sanat eseri olarak en çok elleri yapmayı seçmiştir. Türk ressamlarından Abidin Dino sadece el çizimleri olan sergiler açmıştır. “El kendi imgesini yansıtıyor: Öz portre. Bir el?

Adem’in yaratılışı, Michelangelo 1511 resmi, elleri betimleyen iyi bir örnektir. Sanat tarihine baktığımızda insan eline hayran onlarca ressam heykeltıraş ve sanatçı görürüz. Acaba diyorum, toplumun en duyarlı kesimi olan sanatçılar, ellerimizin farkındalığı adına yaptıkları eserlerle ona bir saygı duruşu mu sergiliyorlar?

Eller, aynı zamanda mistisizminde sembolü olmuştur. Birçok kültür ilkel çağlardan bu yana büyü amaçlı gümüş, altın, çeşitli metal ve kumaşlardan el figürü malzemeler kullanmıştır. Avuç içi çizgilerden gelecek ve geçmiş okunmuştur. Zamanımızda da buna inanan insan sayısı oldukça fazladır. Hollandalı Ressam M.C. Escher, birbirini çizen iki eli resmeder. Resme baktığında şu soru gelir aklına; önce hangi el çizmeye başladı acaba?  Tabii ki bu bir görsel paradokstur. Burada ellerin felsefeye katkısını göz ardı edemeyiz.

Duygularımızı ifade etmekte yüzümüz kadar önemli ve etkileyicidir ellerimiz. Sarılmak, dokunmak, okşamak, sevgiyi ifade eder. İtmek, vurmak, parçalamaksa tam tersi sevgisizliğin ifadesidir. Dilimiz olmasa da ellerimizle birçok duygumuzu ifade edebiliriz. Dil kendini sözcüklerle ifade ederken, konuyu daha iyi anlatmak için içimizdeki ilkel davranışlarımızdan olan el ifadelerine sığınırız. Dilsizlerin el hareketleriyle konuşma biçimi de buna güzel bir örnektir.

Vücut dilinin bir bilim dalı olduğunu sosyal davranışların bir parçası olduğunu biliyoruz. Vücut dili birçok şeyi anlatır. Aslında en geveze uzvumuz ellerimizdir.  Ellerimizi kullanış biçimlerimiz karşımızdaki insanlara birçok açık mesajlar verdiği gibi bilinçaltı davranışlarımızı da yansıtır. Davranış bilimcileri bunları okuyarak insanlar hakkında teşhis koyabilmektedirler.

İletişim, görsel ilişkiden sonra gerçek olan ilişki yine ellerle kurulur. Tokalaşmak, işaret etmek, ikram ellerimizle gerçekleşir. Arzularımızda karşımızdaki insana ellerle geçer. Birinden hoşlanmışsak küçük dokunuşlarla temas ve elektriksel sinyallerle ona mesajlar yollarız. Kısaca yaşam ellerimizde şekillenir ve ellerimiz de yaşamımıza göre şekillenir.

Friedrich Engels ustamız ellerle ilgili bir yazısında şöyle der; ” El, yalnızca emeğin üreticisi değil emeğin kendisidir.”

Bir şiirimle bitirmek istiyorum.

Eller

Bir kılıcı savurur savaş meydanında

Sevgilinin saçlarını tarar

Duygular bir kalemde akar mektuba

Kale surlarından mancınık bırakır

Gözyaşını kutsar parmak uçları

Siyanürün tazeliği hala dudaklarında

Yakıp yıkarak ölüm her daim yoldaşı

Bebekler doğar kucaklara

Sevgililer dinlenir kollarında

Ölüm ve yaşam beraber yazılır

Ozanlar türküler yakar

Filozoflar tarihi anlatır

Eller, parmaklar kaynaşır,

İnsan işte böyle

İnsan olmaya başlarmış.