Milli Mücadele’de Şehirlerimiz: Maraş

Ahmet Hür
689 views

Maraş 1900’lü yıllarda bilhassa ticaret ve kervan yollarını birleştiren ve Kayseri, Malatya, Antep, Adana, Halep ve Antakya istikametinden gelen yolların kavşak noktalarını teşkil eden bir şehirdir.”[1]

1914 yılında yapılan nüfus sayımında 185.000 kişinin yaşadığı kabul edilen Maraş’ta 32.000 civarında Ermeni bulunmaktaydı. Maraş ekonomisini Ermeniler elinde tutmaktaydı. Maraş’a kırk beş kilometre uzaklıkta bulunan Zeytun’a Ermenilerin çok uzun süre önce yerleştikleri de ve bu çevrede Ermeni Prenslikleri kurdukları da genel olarak kabul edilir. Ermeniler zorla boyun eğdikleri Bizans, Selçuklu, Osmanlı devletlerine fırsat buldukları her alanda isyan edip bağımsızlıklarını istemişler ancak başarılı olamamışlardır. 1900’lü yıllarda Zeytun’un 8.000 civarında olan nüfusunun hemen hemen tamamının da Ermeni olduğu genel olarak kabul edilir. Bu yıllarda da Ermeni isyanları devam etmiştir.

Antep’in işgalinden sonra 22 Şubat 1919 tarihinde Maraş’ta İngilizler tarafından işgal edilmiştir. Yarısı süvari yarısı piyade yaklaşık 600 İngiliz askeri Maraş’ı işgal etmiştir. İşgal ile birlikte Tehcir zamanında Maraş’tan ve Zeytun’dan sürülen Ermeniler geri dönmeye başlamışlardır. Fransız kaynaklarına göre, Güney illerine geri dönen Ermeni sayısı 120.000 civarındadır. Ancak bu rakam bence gerçeği yansıtmamaktadır. Benim tespit edebildiğim kadarıyla tabi ki sadece Maraş’a geri dönen Ermeni sayısı 1500 civarındadır. İngilizler Ermenileri kışkırtmaktan ziyade asayişi sağlamaya çalışmışlardır. Bunun yanında Ermeni Tehciri sırasında görev yapanlar hakkında da şikâyetler sonucu bu kişilere yasal işlemler yapılıyordu. Örnek olarak tehcir zamanında Maraş Mutasarrıfı olan İsmail Kemal Bey hakkında 49 ayrı dilekçe ile Ermeniler şikâyetçi oldular. İngilizlerin talebi üzerine Sivas Mutasarrıflığı görevinde bulunan İsmail Kemal Bey Maraş’a getirilerek tutuklanmıştır. Maraş’ta yargılanan İsmail Kemal Bey suçsuz bulunmuş ve tahliye olmuştur. Ermenilerin bitmek bilmeyen şikâyetleri ve şikâyetlerin önemli bir bölümünün abartılı ve gerçeği yansıtmaması, İngilizlerin Ermenilere bakışını değiştirmiştir. Bu arada İngilizlerin istihbarat subayı olarak Maraş’ta görev yapan siyasi işler memuru Mısırlı Yüzbaşı Hasan Rufai’nin gözlemleri ve yaklaşımı Türklerden yana olmuştur. Şeyh Ali Sezai (Kurtalan) Efendiden Türkçe ders de alan Yüzbaşı Hasan Rufai, Maraş’ta yaşananları birkaç değişik kesimden öğrenebiliyordu. Bu yüzden Ermenilerin pek çok boş ve kötü niyetli şikâyeti Yüzbaşı Hasan Rufai’nin girişimiyle engellenmiştir.

Bu arada İngiliz işgali üzerine, İslamiyet’i seçmiş bir kısım Ermeni de kendi dinlerine geri dönmüşlerdir.

İngiliz komutan Max Andriyo Amerikan Kolejinde Maraş’ın ileri gelenlerini toplantıya çağırmıştır. Toplantıya Maraş Müftüsü Tekerekzade Hacı Mehmet Tevfik Efendi, Müderris Dayızade Hacı Mehmet Emin Efendi, Müderris Hasan Refet Efendi, Müderris Leblecizade Hafız Ali Efendi, Liva/il Müderrisi Seyithanzade Osman Bey, Ulemadan Karaküçükzade Keskin Hacı Mehmet Efendi, İlyas Efendizade, Emir Abdülcelilzade Ali Sezai Efendi katılmıştır. Müftü toplantı konusunda fikrini soranlara mutlaka toplantıya gidilmesi gerektiği ve kendisin de gideceğini söylemiştir. Toplantıya bu kişilerden başka Mutasarrıf Ata Bey, Ermeni Papazlar ve Ermeni ileri gelenlerden birkaç kişi katılmıştı. İngiliz komutanının açılış konuşması şöyle oldu:

Maraş’ın içinde köylerinde ve kasabalarında bulunan Hıristiyanlar hakkında şimdiye kadar Osmanlı Hükümeti ve İslam Ahalisi tarafından yapılan tecavüzler sonucu nüfusça ve malca büyük hasarlara uğratılmışlardır. Bundan böyle İslamlara gerekli nasihat ile icap edenlere tebliğde bulununuz.

Herhangi bir Müslüman’da Ermenilerin emanet malları ve paraları varsa vakit geçirmeksizin vermelidirler. Hiçbir ferdin şahsı hukukuna ve milliyesine müdahale ve taarruz edilmeyerek sükunet içinde yaşamaları gereklidir. Yayınlamış olduğum tebligatın hilafına fiil ve hareket vukuunda almış emir ve salahiyete/yetkiye uygun olarak lazım gelenlerin cezalandırılması için tedbirlere başvurulacaktır. Hindistan cihetinde milletin hukukunu muhafaza ve istirahatının temini hususunda 20 sene süren memuriyetimde cins ve mezhep ayırmadan muhtelif ırkları ve özellikle azınlıkta olan İslamları diğerlerinin tecavüzlerinden koruyarak emre aykırı fiil ve harekette bulunanları hemen örnek bir şekilde cezalandırdım. Karışıklığa meydan vermedim. Burada da bir tarafı tutmayarak oradaki gibi herkesin hukukunu korumaya ihtimamda bulunacağım. İdareci ve ileri gelenlerin adalet ve hakkaniyeti takip etmeleri gerekli olup vazife gereği yapmaya memur bulunduğum bazı işlerin tatbik şekillerine ihtiyaç görüldüğü zaman kendilerine danışmak fikrindeyim.[2]

Maraş Müftüsü cevap olarak “Biz de böyle isteriz” dedi.

Şeyh Ali Sezai Efendi söz alarak şu şekilde karşılık verdi:

İngiliz Kumandanının Hindistan cihetindeki memuriyetleri esnasında ırk ve mezhep ayırmadan, sakinlerin hukukunu ve özellikle İslamları diğer unsurlara karşı koruması sevindiricidir. Maraş’ta tarafsız olarak asayişin temini hususunda tedbir alması takdir edilecek bir insaniyet görevidir. Adalet ve medeniyet tavrıdır. Bunu hürmetle karşılarız. İngiltere Devleti medeniyetperver bir devlet olup, Osmanlı Devleti ile münasebetlerinin dostane olduğu tarihte sabittir. Osmanlı Devletinin umumi harbe istemeyerek iştirak ettiği bilinmektedir. Gayrı Müslimler hakkında Müslümanlara isnat olunan tecavüzlerin aslı yoktur. Maraş’ta göz çarpacak ne kadar güzel köşk, paha biçilmez mal kıymetli bağ bahçe, bakımlı arazi varsa çoğu Hıristiyanların kullanımı altında bulunmaktadır. Onlara Osmanlı Devleti ve Türkler zulüm ve tecavüzlerde bulunmuş alsalardı, bugün onlar bu servet ve rahatlığa sahip olmayacakları gibi, harap evlerde oturmaları gerekirdi. Zira bu emlak ve malları, kendilerine gökten Hz. Mesih indirmeyip, ancak hükümetin ve milletin lütufkâr muamelelinden ileri geldiği şüphesizdir.

Hükümet dairelerinde ise Hıristiyanların vuku bulan müracaat ve işleri özellikle görülmektedir. Müslümanlardan ziyade Devletin rütbe ve nişanları ile taltif kılınmakta oldukları herkesçe bilinmektedir. Devlete riayet etmek Ermenilerin dini itikatlarından iken, nail oldukları yüce devletin nimetlerine rağmen, millete karşı ara sıra Zeytun Ermenileri ile birleşerek isyan etmişlerdir. Civar köylere ansızın hücum ederek kadınları ve çocukları katletmişler, evleri ve insanları yakmışlardır. Devletçe cezalandırıldıkları halde sonradan affedilmişler ve çoğunun vergileri alınmamıştır. Devletin harp siyaseti icabı Ermenilerin tehciri kesin emir gereği iken, bir kısım İslam ayanının iltimaslarıyla, yüzlerce Ermeni’nin Maraş’ta kalmaları ve ellerine sermaye verilerek geçimlerinin temini sağlanmıştır. Sevkiyatları yapılanların da Pazar mahallelerinde satmakta oldukları mallarına Türkler tarafından ihtiyaçları olmadığı halde kendilerine insani yardım ve iyilik olmak üzere o günün fiyatına göre satın almışlar ve paralarını ödemişlerdir. Askeri işgali müteakip geri geldiklerinde bu yapılan iyiliklere aykırı olarak bazıları mal sattıkları kimselere giderek sattıkları malları geri istemişlerdir. Bu malları satmadıklarını ödünç verdiklerini iddia etmişlerdir. Aldıkları malları geri veren Türkler mal mukabili ödedikleri paralarını geri alamamışlardır. Bütün bunlara rağmen necip Türk Milleti Ermeni komşularına muhtaç oldukları alet ve ev eşyalarını emanet olarak vermek ve diğer surette yardımda bulunmakla insanlıklarını göstermişlerdir. Mutasarrıf Ata Bey dahi kavgaya sebep olacak meyhane ve eğlence yerlerini kapattırarak memlekette bulunan muhtelif azınlıklar aleyhinde asayişi muhafaza etmiştir. İşitilen haber, göz ile görünen, müşahede edilen gibi olmaz. Gezip hakkaniyetle görmek gerekir. Çarşıda bir kısım dükkânların bir köşesinde Müslüman bir adamın, diğer köşesinde Hıristiyan bir şahsın ticaret ve sanatla uğraşarak, işleri ile meşgul bulundukları, bazı evlerin alt ve üst katlarında bu iki milletten birer adamın ev sahibi ve kiracı olarak bulundukları görülmektedir. İşgal kuvvetlerinizin Maraş’a girdiği sırada Ermenilerin çarşı ve mahallelerde bir ağızdan ‘yaşasın Ermenistan, kahrolsun Osmanlılar ve Türkler’ diye bağırarak dolaştıklarını, Türklere ve mukaddesata karşı sövüp saymaya devam ile çeşitli hakaretlere ve tecavüzlere kalkıştıkları bilinmektedir. Mütecavizlere karşı İngiliz İşgal Kumandanının ırk ve mezhep ayırmaksızın takip edeceği idare kafi görülerek, Türkler sabır ve sükunete davet edilmektedir. Onlarda olgunluklarını ve sükûnetlerini muhafaza etmektedirler. Ermenilerin ve Hıristiyanların din adamları mütecavizlerin yaptıkları işlere razı olmayarak, nasihatte bulunmuşlar ise de kabul görmemiştir. Yüzde seksen nispetinde ekseriyeti teşkil eden necip Türk Milletinin maksadı kimse ile uğraşmak olmayıp şeref ve şanı ile mütenasip olarak sulhun neticesini beklemektir.[3]

İngiliz komutanı bu konuşmaya hak verdiğini belirtmiş, arkasından toplantı sona ermiştir. İngilizler, işgalleri boyunca idareye fazla müdahale etmeyip sadece gözcü konumunda kalmaları nedeniyle önemli bir tepki ile karşılaşmamışlardır. Kürtçülük ve Ermenicilik siyasetlerini ince bir çizgide yapmaları nedeniyle Maraş’ta bu konuda bir tepki görmüyoruz. Suriye İtilafnamesi gereğince 1 Kasım 1919 tarihinde İngilizler yerlerini Fransızlara bırakarak Maraş’ı terk etmişlerdir. Bu arada Maraş’a gelirken Ermeniler tarafından alkış ve çiçeklerle karşılanan İngilizleri, Maraş’tan ayrılırken kimse yolcu etmemiştir.

Maraş’ın İngilizler tarafından Fransızlara devredilmesi, Ermeniler açısından daha rahat hareket etme olanağı oluşturmuştur.

İngiliz işgalinden sonra Fransız işgali Maraş’ta kabul görmemiştir. Daha İngilizler Maraş’tan ayrılmadan önce 15 Eylül 1919 tarihinde yapılan Suriye İtilafnamesini öğrenen Maraş ileri gelenleri Maraş’ın Fransızlar tarafından işgal edileceğini İngilizlerin istihbarat subayı olarak Maraş’ta görev yapan siyasi işler memuru Yüzbaşı Hasan Rufai’den doğrulatınca, bazı kaynaklarda 12 Ekim, bazı kaynaklarda 16 Ekim 1919 tarihinde Ulucami’de bir protesto mitingi düzenlemişlerdir. Ayrıca ulaşabildikleri her yere protesto telgrafı çekmişlerdir.

Maraş’ı işgal eden Fransız kuvvetlerinin gücü hakkında da çeşitli sayılar verilmektedir. Bazı kaynaklarda 100 Fransız, 400 Ermeni, 50 Cezayirli olmak üzere toplam 550 asker yazılırken, bazı kaynaklarda 400 Ermeni, 500 Cezayirli asker olarak gösterilmektedir. Bazı kaynaklarda ise 300 Fransız askeri olduğu söylenmektedir. Sonuç olarak, yaklaşık 300 ile 600 kişi arasında bir Fransız kuvvetinin Maraş’ı işgal ettiği ve içlerinde Ermeni askerlerinin de bulunduğunu söyleyebiliriz.

Fransız işgaline karşı ilk bilinen olay Uzunoluk olayıdır. Başka bir deyişle Sütçü İmam olayıdır. Sütçü İmam, Maraş’ta Fransız askerine ilk ateş eden kişidir. Sütçü İmam olayının oluşuyla ilgili farklı anlatımlar söz konusu olduğu gibi Sütçü İmam hakkında da farklı anlatımlar söz konusudur. Sütçü İmam’ın adı “İmam”dır. Her ne kadar bazı kaynaklarda adının Ali olduğu söylense de, neden Sütçü Ali değil de Sütçü İmam denildiği konusunda bir açıklık yoktur. Sütçü İmam’ın imam olup olmadığı konusunda da açıklık yoktur. Bazı kaynaklar, Uzunoluk mescidinde imam olduğunu bazı kaynaklar fahri olarak imamlık yaptığını söylemesine karşın herkesin kabul ettiği ortak nokta, herhangi bir din eğitiminin olmadığıdır. Herhangi bir din eğitimi olmayan kişinin nasıl imamlık yaptığı soru işaretidir. Aslında amaç, Sütçü İmamın onurlu yaklaşımı sonrası oluşan efsaneden nemalanmaktır. Hürriyet ve İtilafçılar her konuda dini siyasete alet ettikleri için, süt satan ve adı İmam olan bu kahramanı, isminin “İmam” olduğundan yararlanarak hemen din adamı olarak kamuoyunu sunmuşlardır.

Sütçü İmam olayının oluşuna gelince;

Birinci anlatım; Fransızlar, İngilizlerden Maraş’ı devir aldıkları 31 Ekim 1919 Cuma günü, sarhoş olan Ermeni askerlerinden biri hamamdan çıkan bir Türk kadınına saldırıp peçesini yırttı. Peçesi yırtılan kadın bayıldı. Olayı gören Kel Hacı’nın kahvesinde oturanlar duruma müdahale ettiler. Çıkan kavgada Ermeni askerlerinin silahı ile Çakmakçı Sait yaralandı, daha sonra da yaranın tesiriyle ölmüştür. Olayı gören Sütçü İmam belindeki silahı çekip Ermeni askerlere ateş etmiş ve bir tanesini öldürmüştür. Sütçü İmam olay yerinden uzaklaşmıştır. Silah seslerini duyan, daha Maraş’ı terk etmemiş olan İngiliz askerleri olay yerine gelmiş ve sarhoş Fransız üniformalı Ermeni askerlerini karargâha götürmüşlerdir. Sütçü İmam saklanmış ve tüm aramalara karşın bulunamamıştır.

İkinci anlatım: İki sarhoş Fransız askeri yolda yürürken, hamamdan çıkan çarşaflı bir kadının üzerine gidip onu yakalamaları üzerine Kel Hacının kahvesinde olanların olaya müdahale etmeleri üzerine, araya ihtiyar bir Ermeni’nin girerek olayı yatıştırdığını, Ermeni askerlerin köprüye doğru yürüdükleri bu arada köprübaşında Sütçü İmam’la karşılaştıkları ve İmam’ın kamasını almaya çalıştıklarını, arbede çıktığını, Sütçü imam’ın ağzı burnu ve elleri kanlar içinde kalmasına karşın kamasını vermediğini, halkın bu sefer o tarafa yöneldiğini, Ermeni asker sayısının çoğaldığını, askerlerin havaya ateş ettiğin ve bunun üzerine halkın dağıldığını, Çakmakçı Sait’te askerlere doğru ateş ettiğini, açılan karşı ateş sonucu şehit olduğunu, Sütçü İmam’ın camide sakladığı silahını alıp olay yerine geldiği ve ateş ederek bir Ermeni askerini öldürdüğü ve kargaşalıktan istifade ederek kaçtığı ve yakalanmadığı anlatılmaktadır.

Üçüncü anlatım: Uzunoluk hamamının önünde beş on Ermeni askerin orta yaşlı bir kadının peçesini açtığı, kadının yere oturduğu ve bir Türk polis memuru tarafından kadının peçesi Ermeni askerlerin elinden alınıp kadına verildiği ve Ermeni askerleri ile olaya görenler arasındaki itiş kakışın polis tarafından engellendiği ve Ermeni askerlerin kışlaya doğru gittikleri, bu arada Boğazkesen tarafından iki sarhoş Ermeni fedaisinin geldiği bu iki Ermeni’nin ateş ettiği ve Çakmakçı Sait’in vurulduğu, Sütçü İmam’ın da bu ateşe karşılık verdiği ve bir Ermeni’nin vurulduğu, Sütçü İmam’ın kaçtığı ve yakalanmadığı anlatılıyor.

Maraş’ın Bertiz köyünden rençper Ali kızı Hurşit adındaki kadının anlattığına göre buna benzer bir olay aynı gün kendi başından geçmiştir. Ancak bu olay Sütçü İmam hadisesi ile çok yakın benzerlik arz etmektedir.  Bir fark bu olayın Kayabaşı Mahallesinde geçmesidir. Hurşit kadının anlattığına göre, aynı gün bacısı Hayriye’yi almak için Kayabaşı Mahallesine gitmiş onu alarak, beraber yola çıkmışlar, caminin alt yanından geçerken Fransız mı yoksa Ermeni mi oluğu bilmediği birisi yollarını kesmiş, çarını çekmiş ve onu korkutmak istemiştir. Ancak Hurşit kadın korkmadan ‘senin kurşunun bana değmez’ diyerek kaçmış, bunun üzerine arkasından ateş edilmiş ise de kendine isabet etmemiştir. Bacısı da gözlüklü Ali Efendinin evine sığınmıştır. Hurşit kadın hamamdan çıkan iki kadının peçesini yırtan, Sütçü İmam’ın vurduğu Ermeni’nin başka biri olduğunu belirtmektedir.”[4]

Profesör Faruk Erzengin’in anlatımı genel olarak kabul edilen ve gerçeğe en yakın anlatımlardan denebilir. “Asıl adı İmam olan, esasında imamlık mesleği ile hiçbir alakası olmayan, bir taraftan nahırcılık yapan ve bir ağanın yanında işçi olarak çalışırken, diğer taraftan patronunun müsaadesi ile Uzunoluk hamamının karşısında caddeye doğru olan köşedeki dükkânda akşamüstü nahır dönüşü, ineklerden sağdığı sütü kaynatıp halka satarak geçimine katkı sağlayan, tahsilsiz, orta yaşlı, uzunca boylu, aksakallı, nur yüzlü, ince sırım gibi çok çevik ve atik bir fiziğe sahip; evi de yolun karşı taraftaki caminin arkasında bulunan bir Maraşlı erkek, belindeki toplu tabancayı çekerek birisi Ermeni ikisi Fransız olan üç işgalci saldırgan askeri yıldırım hızıyla derhal vurarak orada anında öldürdü. Canını kaçmakla kurtaran diğer Fransız kıyafetli Hınçak militanını da sol omzundan yaraladı.”[5]

Bu arada Fransızlar, İngilizler tarafından kışla ve askeri depoda bulunan, Türk Askerlik Şubesi ile birlikte mühür altına alınan Osmanlı Ordusunun silahlarını Ermenilere dağıtmaya başlamışlardır. Şehirde gerginlik artmaya başlamıştır. Ermeni taraftarı kaynaklarda Türkler, Türk kaynaklarında ise Ermeniler birbirlerine karşı şiddet uygulamaya başladığı belirtilmektedir. Ancak tüm kaynaklarda ki ortak nokta, devriye gezen Türk jandarma ve polisinin bu tarihlerden sonra Fransız askeriyle birlikte devriye gezdiğidir. Asayişin iyice bozulması üzerine Osmaniye eski adı ile Cebeli Bereket askeri valisi olan Fransız Yüzbaşı Andre/Andreas Maraş’a tayin edilmiştir. 16 Kasım tarihinde Maraş’tan Çerkezler adına İskender Bey, Hüseyin Bey, Refik Bey ve Süleyman Bey imzası ile Fransız askeri komutanlığından, asayişin sağlanması için Yüzbaşı Andre’nin Maraş’a gelmesi dilekçe ile istenmiştir. Elbette ki bu yaklaşım Mustafa Kemal Paşa tarafından şiddetle protesto edilmiş ve Maraş mutasarrıflığına çekilen telgraf ile işgallerin protesto edilmesi gerekirken böyle bir telgrafın çekilmesi kınanmış ve telgrafı çekenlerin cezalandırılması istenmiştir. Aslında bu telgraf Maraş’ta da Hürriyet ve İtilafçıların bulunduğunun ve güçlü olduklarının açık bir kanıtıdır. Telgrafın Maraş Çerkezleri adına çekilmesi de tartışılması gereken ayrı bir sorundur.

Fransa’nın Adana bölgesi valisi olan Albay Bremond, Lübnan’da bulunan Doğu Orduları Başkomutanı General Gouraud’um emri ile Yüzbaşı Andre’yi Maraş valiliği görevine atadı. Osmaniye valisi iken Yüzbaşı Andre, Osmaniye Hürriyet ve İtilafçıların desteği, işbirlikçilerin çabasıyla halkın güvenini kazanmış, tatlı sert tutumu ile de isteklerini yerine getirtmiş, Osmaniye’de de zaten az olan Kuvayi Milliye taraftarlarını susturmuştu.

Yüzbaşı Andre 125 tanesi Müslüman olan 150 kişilik bir askeri birlikle 26 Kasım 1919 tarihinde Maraş’a geldi. Mustafa Kemal Paşa’nın karşı emrini içeren telgrafına karşın, Maraş ileri gelenleri Yüzbaşı Andre’yı karşıladı. Mutasarrıf Ata Bey karşılamaya gitmemiştir. Karşılamaya gidenlerden tespit ettiklerim, Belediye Başkanı Bekir Sıtkı Bey, Beyazıtzade Abdülkadir Paşa, Beyazıtzade Şükrü Bey, Arif Efendi, Hüdayizade Tahsin Bey, Çuhadarzade Hacı Mehmet Efendi, Kilislizade Nedim Efendi, Kocabaşzade Hacı Ahmet Efendi, Hacı Naci Efendi, Dedezade Mehmet Hilmi Efendidir.

 Ermenilerin de çoluk çocuk alkışları arasında Maraş’a giren Yüzbaşı Andre, doğruca hükümet konağına yöneldi. Beyazıtzade Şükrü Bey’in itirazlarına karşın onu dinlemeyerek yanındaki Ermeni kalabalık ile hükümet konağından içeri girmeye kalktığında kapıda nöbeti devralan Güllü’lü Yusuf Çavuş sayesinde sadece Yüzbaşı Andre ve çevirmeni içeri girebilmiştir. Yüzbaşı Andre kaleye ve Hükümet binasına Türk bayrağı çekilmemesini istemiştir. Mutasarrıf Ata Bey bu talebi kabul etmemiş, net karşı çıkmayarak işi sürüncemede bırakmaya çalışmıştır. Yüzbaşı Andre, Beyazıtzade Abdülkadir Paşa’nın konağına gidip akşam yemeğini orada yedikten sonra Ermeni Agop Hırlakyanların konağına yerleşmiştir.

Yüzbaşı Andre, Maraş’ın ileri gelenlerini, Hürriyet ve İtilafçı Beyazıtzade Abdülkadir Paşa’nın konağında toplantıya çağırdı. Türkler aldıkları karar gereğince toplantıyı protesto edip katılmadılar. Bu duruma bozulan Yüzbaşı Andre, Agop Hırlakyanın konağında, genç torun Helena ile akşam yemeği sonrası dans etmek istedi. Ancak Helena isimli Ermeni kız “Ne Fransız ne de Ermeni bayrağının bulunmadığı bir şehirde dans etmem” diyerek dans teklifini geri çevirdi. Alkolün de etkisiyle yüzbaşı kaledeki Türk bayrağının indirilmesi emrini verdi. Diploması ve siyaseti iyi bilen Fransız işgal valisi Albay Andre’ın bu hatası sonucu 28 Kasım 1919 tarihinde Maraş kalesindeki Türk bayrağının indirilmesi, bardağı taşıran damla olmuştur. Evi kalenin karşısında olan ve Fransız bayrağını gören Dava vekili/Avukat Mehmet Ali (Kısakürek) Bey aşağıdaki bildiriyi yedi adet yazarak camilere astırmıştır.

“Âlem-i İslam’a Hitap!

Ey Milleti Necibe-i Osmaniye! Vaktine hazır ol. Bin üç yüz kusur seneden beri Hz. Allah’ı ve Peygamberi zişânı, hizmetinle razı ettiğin bir din ölüyor. Yani ecdadının kanı pahasına, fethettiği bir kalenin burcu balasındaki (en yüksek yerinde) al sancağın bugün Fransızlar tarafından indirilip yerine kendi bandıraları (bayrakları) konuldu. Şimdi acaba bunu yerine koyacak sende birkaç yüz İslam gayreti hiç mi yok? İğtişaş(karmaşa) arzu etmeyelim. Yalnız pür vekar-ü azamet olarak, ol al sancağımızı geri yerine koyalım. Tekrar kemal-i muhabbetle (olgunlukla)yerlerimiz avdet edelim. Korkma, korkma, seni buradaki birkaç bin Fransız kuvveti kıramaz. Sen mütevekkilen ve Allah’a inançla kendi mevcudiyetini gösterecek olursan; değil birkaç yüz bin Fransız kuvveti, hatta bütün Fransız milleti kıramaz.. Buna emin ol ve yürü!

28 Teşrini-i Sani yevmi’l Cum’a 1335 (28 kasım 1919 Cuma)”[6]

Halk Ulu camide toplandıktan sonra kaleyi gidip Türk Bayrağını tekrar yerine asmış, topluca hükümet konağına gidip durumu protesto etmiştir. “Kaleye ilk girenlerden onbaşı adıyla anılan Zeşka Hocaoğlu Osman, Türk bayrağını kale burcuna dikti.”[7]

Bu olaydan sonra camide bir araya gelen kişiler bir heyet oluşturmuşlardır. Bu heyette, başkan olarak İlyaszade Refet Bey ve Belediye Başkanı Bekir Sıtkı Bey, Dedezade Mehmet Hilmi Efendi, Kocabaşzade Arif Efendi, Beşerbeyzade Hacı Nuri Efendi, Hancızade Hafız Ali Efendi, Mühendis Abdüllatif Bey bulunmaktaydı. Tabi ki bu heyet gizli olarak çalışıyordu. Sivas Kongresine delege yollamayan Maraş’ta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti 29 Kasım 1919 tarihinde gizli olarak kurulmuş oldu.

  Maraş Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanlığına Arslan Bey seçilmiştir. Tapu Müdürü Faik Bey, tüm kaynaklarda yönetim kurulu içindedir. Bazı kaynaklarda ikinci başkan, bazı kaynaklarda Sekreter/Yazman/kâtip olarak görülmektedir. Kırmacı Hacı Efendi, Refet/Rıdvan Hoca, yönetim kurulunda yer alan kişiler olarak belirtilmiştir. Faruk Erzengin yönetim kurulu üyesi olarak davavekili Kısakürek Mümtaz Bey’i, Belediye Reisi Hacı Sıtkı Bey’i, Mühendis Abdüllatif Beyi, Adanalı Hasan Ali oğlu Ömer Efendi’yi de göstermektedir.[8]

Maraş şehri Kuvayi Milliye tarafından on bölgeye ayrılmış ve her bölgede bir kişi sorumlu kabul edilmiştir. Buna göre, Kayabaşı Mahallesinden Tapu Müdürü Faik Bey, Çavuş Mahallesinden Çuhadarzade Mustafa Efendi, Bektutiye Mahallesinden Ahmet Efendi, Restebaiye Mahallesinden Baba Halilzade Ahmet Efendi, Acemli Mahallesinden Evkaf Memuru Evliya Efendi, Divanlı Mahallesinden Hasan Bey, Alemli Mahallesinden Zükadiroğlu Süleyman Bey, Ekmekçi Mahallesinden Sapsız Hoca Efendi, Çığçığı Mahallesinden Muhacir Memuru Nasrullah Efendi, Hatuniye Mahallesinden de Şeyh Ali Sezai Efendi sorumlu kabul edilmiştir. Maraş’ın köylerine de adamlar gönderilerek örgütlenmeye devam edilmiştir.

Mehmet Ali (Kısakürek) Bey’in “Maraş” isminde kendi el yazısı ile yazdığı gazete Kuvayi Milliye’nin kuruluşunu duyuruluyordu. Gazete elden ele dolaşıyordu.

 Maraş Jandarma Komutanlığının İngiliz ve Fransızların haberi olmadığı gizli bir silah deposu vardı. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulunca, Jandarma komutanı Binbaşı İsmail Hakkı Bey’in karşı çıkmasına karşın, Mutasarrıf vekili Cevdet Bey ile Merkez Bölük Komutanı Yüzbaşı Mahmut Bey’in girişimleriyle bine yakın silah ve cephane Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyelerine dağıtılmıştır.

Bayrak olayından sonra Osmanlı ve Fransız tarafları bir araya gelmeye karar vermişlerdir. Mutasarrıf Ata Bey ve Kuvayi Milliye taraftarları ile işgal Komutanı Yüzbaşı Andre, Terzi Karabet’in evinde buluştu. İlginç olan eve gittiklerinde, Yüzbaşı Andre’nin yanında, Osmaniye Hürriyet ve İtilafçılardan Osmaniye Mutasarrıfı Hüsnü Bey, Hacı Hüseyin Efendi, Çaloğlu Hacı Ahmet Efendi, Jandarma Komutanı Sıtkı Bey, Dörtyol müftüsü Mustafa Remzi Efendi, Komiser Cemil Bey, Bayındırlık başmühendisi Abdüllatif Bey, Beyazıtzade Abdulkadir Paşa ve Kardeşi Rüştü Bey vardı. Mutasarrıf Ata Bey’in yanında, Maraş kadısı Elbistanlı Mehmet Fevzi Efendi, Müftü Hacı Mehmet Efendi, ulemadan Hasan Refet Efendi, Dayızade Mehmet Emin Bey, Karaküçükzade Hacı Mustafa Efendi, Dedezade Mehmet Hilmi Efendi, Çuhadarzade Hacı Mustafa  ve Hacı Mehmet Efendiler, Kocabaşzade Hacı Ahmet ve Naci Efendiler, Kilislizade Nedim Bey, Belediye Başkanı Bekir Sıtkı Efendi bulunmaktadır. Yapılan tartışma sonrası Yüzbaşı Andre geri adım atmış, “Sancağın dini kaidelerinizden olduğunu bilmiyordum. Bilseydim oraya asker koymaz ve onu indirmezdim” demiştir. Bundan sonra İşgal Komutanı yanındaki özellikle Osmaniye kazasının işbirlikçilerinden Fransız işgalinin “güzelliklerinden”(!) söz etmelerini istemiş, onlarda bu konuda konuşmalar yapmıştır.

 “Andre, şimdiye kadar o havalide herkese iyi muamelede bulunduklarını belirtti ve şahit olarak da yanındaki Cebel-i Bereket mutasarrıfı Hüsnü Bey’i gösterdi. Hüsnü Bey de Andre’nin sözünü tasdik etti. Daha sonra Osmaniye ileri gelenlerinden Hacı Hüseyin ve Topal Hacı Ahmet söz alıp, Andre’nin Osmaniye’de adil davrandığını, alınan haberlerin aslının olmadığını belirttiler. Dörtyol Müftüsü Remzi Bey’de Fransız işgal kuvvetlerinin yaptıkları zulümlere sair alınan haberlerin yüzde ellisinin mübalağa olduğunu söyledi.”[9]

 Ali Sezai Bey ve arkadaşları bu duruma karşı çıkmışlar ve Ermenilerin yaptıkları zalimliklerden örnekler vermişlerdir. Bunun üzerine toplantı bir karara bağlanmadan dağılmıştır. Yüzbaşı Andre, Antep’ten yardım istemesi üzerine Antep’e çağırılmış, yerine 3 Aralık 1919 tarihinde Yüzbaşı Morbieu tayin edilmiştir. Bu arada 9 Aralık 1919 tarihinde General Querette, Maraş’ın da içinde olduğu Doğu Bölgesi Komutanı sıfatıyla Antep’e geldi ve karargahını Antep’e kurdu. 15 Aralık tarihinde de Maraş’a geldi. Maraş’ın ileri gelenlerini çağırdı. Ali Sezai Bey’in başkanlığında bir grup Maraşlı generalin karargahına gitmiştir. Maraş Mutasarrıfı Ata Bey, Niğde mebusu seçildiğinden mutasarrıflıktan ayrılmıştır, yerine vekaleten yazı işleri Müdürü Cevdet Bey bakmaktadır. Yapılan toplantı olumlu sonuçlanmıştır. Bazı kaynaklarda toplantıda General Querette’nin/Keret’in Kılıç Ali Bey’e eşkıya dediği ve Kılıç Ali’yi mutlaka asacağını söylediği, Ali Sezai Bey’le, Cevdet Bey’in bu duruma karşı çıktığı söylenmektedir. Fransızların Maraş’a yeni asker ve silah sevkiyatı yapacağı anlaşılınca Evliye Efendi’nin gayretleriyle dört yüz kırk yedi imzalı bir protesto metni Fransız İşgal kuvvetlerine verilmiştir. Pazarcık’ta da protesto telgrafı çekilerek durum kınanmıştır.

Sivas Kongresi sonrası alınan kararlar Maraş’ta da uygulanmaya çalışılmıştır. Maraş ve Antep’e özel olarak şu emirler verilmiştir. Şehirden göç edilmesi kesinlikle yasaktır. Arazi ve emlak satışı sadece Türklere yapılabilir. Halk arasında kardeşlik duygusu ve birlik duygusu oluşturulmasına özen gösterilecek, milli amaçlar için herkesin maddi ve manevi yardımlarda bulunması sağlanacaktır. Halkı aydınlatan öğretmenler görevlendirilecektir, okullar açılacaktır. Her tür askeri hizmet köy bekçiliği dahil olmak üzere Türkler tarafından yapılması sağlanacaktır. Yardım sandıkları kurulacaktır. Milli kurulların idaresinin subaylara ve astsubaylara verilmesine öncelik sağlanacaktır. Kuvayi Milliye’ye karşı çıkanlar etkisiz hale getirilecektir. Milli Ordu oluşturulmasına derhal başlanılacaktır.

Sivas Kongresinin yankıları büyük olmuştur. İstanbul Hükümeti yerine Heyeti Temsiliye’nin Anadolu’ya hâkim olduğu artık açıkça görülmektedir. Bu gelişmeler üzerine Fransız Yüksek Komiseri George Picot 8 Aralık 1919 tarihinde Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa ile bir araya gelmiştir. Görüşme sonucu Fransızların Kilikya’yı boşaltması kararı çıktı. Bunun karşılığında Fransa’nın ekonomik çıkarlarının korunması ve konsolosların bölgede geniş yetkilerinin olması kabul edildi. Ancak bu kararlar yaşama geçirilememiştir. Mustafa Kemal Paşa, bölgeye yazı göndererek, Fransızlar silah kullanmadığı sürece Fransızlara silahlı tecavüz yapılmamasını istemiştir.

Bu arada bölgede Müdafaa-i Hukuk örgütlenmeleri devam etmektedir. Sulh Hakimi Ali Rıza Bey’in gayretiyle Elbistan’da da güçlü bir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. Mustafa Kemal Paşa tarafından Malatya’dan gönderilen bir süvari ve iki mitralyöz bölüğü ve başlarında istifa etmiş subaylardan Selim ve Asaf Beyler Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinde çalışacaklardır. Ermenilerin ayaklanacağı ve Ermeni Devleti kuracağı haberleri İstanbul’da tedirginlik yaratmasa da, Heyeti Temsiliye’nin bulunduğu Sivas’ta ciddi tedirginlik yaratmıştır. Ali Rıza Bey’in başkanlığındaki Elbistan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinde Asaf ve Selim Bey’den başka Elbistan Şube Başkanı Binbaşı Suzi Bey’de bulunuyordu. Bölgenin bağlı olduğu 3. Kolordu ile haberleşmeyi de Binbaşı Suzi Bey sağlıyordu. İşgal bölgelerinde Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin gizli örgütlenmesine karar verilmiştir.  Özellikle Antep ve Maraş’ta gizliliğe önem verilmesi istenmiştir.

Mustafa Kemal Paşa tarafından görevlendirilen Kılıç Ali Bey, Elbistan’da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti başkanı Ali Rıza Bey’le ortaklaşa çalışacak, küçük müfrezeler oluşturulması sağlanacak ve dağınık durumda bulunan Fransız kuvvetlerine nerede olursa olsun tacizde bulunulacaktır. Kılıç Ali Bey yaklaşık iki ay içinde ciddi çalışmalar yapmıştır.

 Antep ile Maraş arasında önemli bir yerleşim alanına sahip olan Pazarcık’ta da on yedi kişiden oluşan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti oluşturulmuştur. Bu on yedi kişi şöyledir: Tilkiler aşiretinden Silo Ağa, Uzun Yusuf Ağa, Helete köyünden Mehmet Ağa ve Büyük Salman Ağa, Bozağzade Paşa Yakup Hamdi Bey, Besenli Cuma Kâhya Bey, Karpuzcuoğlu Ali Kâhya Bey, Batumlu Hançeroğlu Muhacir Ali Efendi, Ufacıklı köyünden Kara Ali Ağazade Ali Efendi, Pazarcık Savcısı Abdullah Beyazıt Bey, Pazarcık Jandarma Komutanı Ramazan Efendi, Ziraat Bankası memuru Muhlis Efendi, Öğretmen Mehmet Cebe Bey, Helete Köyü Jandarma Karakol komutanı Hafız Mehmet Efendi ve Salman Çavuş, Nüfus Kâtibi Mülazimoğlu Mehmet Sait Efendi’dir. Pazarcık’ın Kuvayi Milliye’nin elinde olması demek, Antep ve Maraş’taki Fransız güçleri arasında irtibatın kopması anlamına geliyordu. Bunun için Kılıç Ali Bey, karargâh olarak Pazarcık’ı seçmişti.

 Bayrak olayından sonra Fransızlar Antep’ten Maraş’a takviye kuvvet yolladılar. Bunun üzerine Kuvayi Milliye, Pazarcık civarındaki Gavurboğazı denilen yerde Fransızlara pusu kurdu. Burada çıkan çatışma Fransızlarla Kuvayi Milliye arasındaki ilk çatışmadır. Çatışma sonucu Fransız askerleri biraz da havadaki kar yağışı nedeniyle Maraş’a 23 Aralık’ta zor bir şekilde ulaşabildiler.

 Antep Maraş yolunun Kuvayi Milliye tarafından kapatılmış olması Fransızları rahatsız ettiğinden, bu yoldan Kuvayi Milliye’yi temizlemek için Kürt aşiretlerden yararlanma yolunu seçtiler. Daha önce Binbaşı Noel’le de görüşen işbirlikçi aşiret reisi Tapo Ağa ile ilişkiye girdiler. Tapo Ağa istekli davransa da işbirliği gerçekleşmedi. Kürt Aşiretlerin hemen hemen hepsi Kılıç Ali Bey’le irtibatlıydı ve işgallere karşıydı. Kürt aşiret reislerinden birinin annesinin söyledikleri yörenin bakış açısını anlayabilmek açısından önemlidir.

“Evlatlarım. Bütün konuşmalarınızı yandaki odadan dinledim. Evet haklısınız. Biz yarın Türk memuru, Türk jandarması yerine Ermeni veya Fransız memuru ve jandarması görecek olduktan sonra varlığımızın hiçbir kıymeti kalmaz. Siz bana bakın! Benim de bu aşiretin üzerinde hatunluk hükmüm sürer. Madem ki millet bu işgali istemiyor biz de düşmana karşı gelmek isteyen bu milletle beraberiz. Harp ise harp, kan ise kan, mal ise mal her ne lazımsa kurtuluncaya kadar bütün aşiretle fedaya hazırız.”[10]

6 Ocak 1920 tarihinde Fransız bölge komutanı General Querette/Keret bin beş yüz kişilik bir kuvvetle Maraş’a geldi. Eloğlu civarında Kuvayi Milliye’nin, General Dufieux’un Maraş’a gönderdiği Binbaşı Corneloup’a saldırdığı anlaşılınca karargâhını 13 Ocak tarihinde Antep’ten Maraş’a taşıdı. Eroğlu çatışmasında Binbaşı Corneloup’un komutasındaki Fransız birliğinden 60 Fransız öldürülmüştü. Eroğlu civarındaki çatışmalarda Fransızlar pek çok sivili katletmişlerdir. Ayrıca pek çok ev ve eşyalar ve hayvanlar telef edilmiştir. Maddi zarar olarak 1.176.800 kuruş olduğu tespit edilmiştir.

16 Ocak 1920 tarihinde Maraş’ta bulunan Ermenilerin ileri gelenleri Ulucami’ye davet edildi. Yapılan toplantıda Türk tarafı; “Bizim siz Ermenilerden isteğimiz Osmanlı vatandaşı olarak bizimle birleşmeniz ve Fransızlara karşı çarpışmanız, onları şehir dışına çıkmaya mecbur etmek sonra da bizimle sonsuza kadar kardeş olarak yaşamanızı istiyoruz” dediler. Bu teklif Ermeni tarafınca ret edildi.  

 Antep Maraş yolunun kesilmesi, Maraş’taki Fransızlar için endişe vericiydi. Maraş’a yollanan yiyecek ve cephane sağ salim Maraş’a yollanamıyor, yolda Türk saldırısına uğruyordu. 19 Ocak 1920 tarihinde General Querette, Mutasarrıf vekili Cevdet Beyi karargahına çağırarak hükümet işlerini birlikte yürütmek istediğini bildirdi. Cevdet Bey bu tutumun halkı galeyana getireceğini ve Mondros Mütareke hükümlerine aykırı olduğunu söyleyerek ret etti. Ancak 20 Ocak 1920 günü Binbaşı Morbiyo hükümet konağına geldi. Hükümet konağında Maraş’ın ileri gelenleri bulunuyordu. Bu durumun kabul edilemeyeceğini söyleyen Maraşlılar, dökülecek kanın sorumlusunun Fransızlar olacağını beyan ettiler. Kararlı tutum sonucu Binbaşı Morbiyo orada bulunanların elini sıkıp geri döndü.

General Querette, Maraş’a gelen Fransız konvoylarının saldırılmasından Maraş’ın ileri gelenlerini sorumlu tutuyordu. Mutasarrıf vekili Cevdet Bey, Jandarma komutanı İsmail Hakkı Bey, Belediye Başkanı Bekir Sıtkı Bey, Mühendis Abdullatif Bey, Kocabaş Hacı Nuri Efendi, Şişmanzade Arif Bey, General tarafından gözaltına alındı. Bu durum duyulunca silah sesleri duyulmaya başlandı. Maraş’ta Fransızlara karşı milli mücadele resmen başlamış oldu. Hükümet konağını ele geçirmek isteyen Fransız askerleri dirençle karşılaştı ve geri püskürtüldü.

21 Ocak 1920 tarihinde başlayan çatışma sırasında Maraş’taki Fransız ve Ermeni askerlerinin yeri ve mevcudu şöyle idi:

Depo ve Kışlada yüz elli Ermeni olmak üzere 350 Fransız askeri, Amerikan Kolejinde ellisi Ermeni olmak üzere 150 Fransız askeri, Alman Hastanesinde 25 Fransız askeri, Abarabaşı Kilisesinde iki yüz Ermeni olmak üzere 450 Fransız askeri, Alman Eytamhanesinde elli Ermeni olmak üzere 250 Fransız askeri, Kumbet Kilisesinde yüz elli Ermeni olmak üzere 300 Fransız askeri, Bahtiyar Yokuşu Kilisesinde yüzü Ermeni olmak üzere 200 Fransız askeri,  Katolik Kilisesinde yüz yirmi Ermeni olmak üzere 420 Fransız askeri, Kırklar Kilisesinde yüzü Ermeni olmak üzere 250 Fransız askeri, Seke Kilisesinde ellisi Ermeni olmak üzere 150 Fransız askeri, Şekerdere Kilisesinde 200 Fransız askeri, Mercimek Tepede 700 Fransız askeri, çeşitli yerlerde 200 Fransız askeri bulunmaktaydı. Dolayısıyla Maraş’ta yaklaşık 4.000 civarında Fransız ve Ermeni askeri bulunmaktaydı.

Türk Heyeti Merkeziye reisi Arslan Bey Hükümet konağı çevresinde karargahını kurmuştu. İlk gün çıkan çatışmalarda Ceza Reisi Cemil Bey şehit olmuş, cenazesi uzun süre sokakta kalmış kaldırılamamıştır. General Querette, rehin aldığı Maraş ileri gelenlerinin imzalarının olduğu ve şehrin teslim olmasını isteyen bir yazılı açıklamayı Mutasarrıf vekili Cevdet Bey’le birlikte Türk tarafına gönderdi. Çünkü yedi yüz kişilik bir kuvvetle tuttukları Mercimek tepe Mustafa Çavuş (Türkoğlu) kuvvetleri tarafından ele geçirilmişti.

Anlaşma sağlanamayınca Fransızlar Maraş’ı topa tuttular. Ertesi gün bir de yangın eklendi. Bazı yerlerde Türkler bazı yerlerde Ermeniler evleri dükkânları yakmaya başladılar. Akşamları yangınların ışığı nedeniyle şehir gündüz gibi aydınlanıyordu. Dolayısıyla çatışmalarda devam ediyordu. 23 Ocak Cuma günü Kılıç Ali Bey Harabe üzerinden Maraş’a geldi. 24 Ocak Cumartesi günü Pişkinzade Ali Rıza Bey’in kuvvetleri Karataşlık mevkiinde on iki arabalık Fransız erzak koluna saldırarak askerleri öldürdüler ve erzaka el koydular. 25 Ocak Pazar günü devam eden çatışmalardan başka Fransızların İslâhiye’den getirttiği 150 asker, 1 top ve 15 araba cephane yolda Kuvayi Milliye tarafından ele geçirildi. Askerlerin bir kısmı öldürüldü, esir alınanlarda elleri bağlı olarak geri yollandı. Bu arada Fransızlar, Ermeni ve Türklerden çok ev yakmaya başladılar. Sanki amaçları Maraş’ta sağlam ev bırakmamaktı. Kılıç Ali Bey’de karargâhını Haznedarlı’ya nakletti.

 27 Ocak Salı günü, Türkler ikinci kez Fransız kuvvetlerine Maraş’ı terk etmeleri noktasında ültimatom/kesin uyarı gönderdiler. Ancak bir sonuç çıkmadı, rehin olanlar da serbest bırakılmadı. Bu arada yağma ve talan başlamıştı. Yağma ve talanların önlenmesi için Kılıç Ali Bey Maraş çarşısında bir karakol oluşturdu.

Çatışmalarda silah kullanan Türk kadınları da vardı. Bu durum Amasya Anadolu Kadınları Müdafaa-i Hukuk-u Vatan Cemiyeti Başkanı Asiye Remzi Hanım tarafından gazetelerde yer aldı. Ayrıca Heyeti Temsiliye başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya tebrik mesajı gönderdi. Bu arada Maraş çarpışmaları duyurdukça çevre yerlerden destek mesajları gelmeye başlamıştı. Urfa’da Fransızlara karşı kımıldanmalar başladı, demiryolları tahrip edildi.

 “SENEM AYŞE OLAYI: Fedakâr Türk anaları siperde omuz omuza dedeleriyle, babalarıyla, kocalarıyla beraber ilerleyen saat ve günlerde bıkmadan, usanmadan, bir damla uyumadan, of demeden savaşmakta idiler. Kimi mermi taşıyor, kimi erzak, kimi su yetiştiriyordu. Kocası Ramazan’ın savaşırken kalleşçe sırtından vurularak şehit edilmesi üzerine, Senem Ayşe kocasının çete elbisesini giyerek mavzerini eline aldı. Önceleri Veysel oğlu Hasan Efendi’nin çetesinde bilfiil çatıştı. Sonra yirmi kadar çete toplayarak çete başı olup, büyük yararlılıklar gösterdi. Tarihe büyük ve emsalsiz bir vatansever kadın savaşçı olarak geçti. Senem Ayşe’nin gösterdiği kahramanlıklar tüm bölgeye ve hatta Türkiye’ye örnek oldu, dilden dile dolaştı, efsaneleşti. O tarihten sonra doğan pek çok Türk kızına Senem, Sanem gibi isimler verildi. Yıllar sonra anısına büyük bir abide dikildi.”[11]

6 Şubat 1920 tarihinde bir Fransız uçağı gelerek birkaç parça eşya attı. Fransız takviye gücünün İslâhiye’den yola çıktığı bildiriliyordu. Bu durum Türklerin moralini bozdu. İslâhiye tarafından gelen Fransız kuvvetlerini Maraş’a sokmamak için çalışmalara başlandı.

9 Şubat tarihinde Fransız kuvvetleri şehri bombalamaya devam ettiler. Pek çok Türk ailesi perişan olmuştur. Maraş Jandarma Teğmeni Ahmet Hilmi Efendi ve Polis Komiseri Cemil Bey umutsuzluğa düşüp şehri terk edip kaçtı. Türkler Ermenilerin katliam yapacaklarını düşünüp Pazarcık tarafına göçe başladı. Moral bozukluğunun bir nedeni de cephane kalmamasıydı.

10 Şubat Salı günü, her iki tarafta perişan bir duruma düşmüştü. Fransızlar da çekilme kararı almışlardı. Türk tarafı da ateşkes yapılmasını istiyordu. Alınan karar gereğince Doktor Mustafa Bey, General Querette ile görüşmeye gitti. Görüşme sonucu, Türk kaynaklarına göre, General Querette Maraş’tan çekileceğini söyleyerek Doktor Mustafa Bey’e barış şartlarını içeren bir mektup vermiştir. Fransız kaynaklarında ise böyle bir mektuptan söz edilmemektedir. Maraş Kuvayi Milliye Komutanı Arslan Beyin anlatımı ise bugünün Türkçesi ile şöyledir; “Fransız takviye güçlerinin gelmesi ile durum kötüleşti. Elbistan kuvvetleri tamamen firar ettiğinden halk göç etti. Baştan beri Müdafaa-i Hukuk cemiyetine muhalif olan Beyazıtlı ailesi Fransızlara teslim olmak için halkı kışkırtıyor ve teşvik ediyordu. Buna karşın üç gün karşı konuldu. Sonunda düşmanın bölüm bölüm geri çekildiği görüldü. Beyazıtlı ailesinin ısrarı üzerine Doktor Mustafa Bey, milletin isteğinin tersine ateşkes talebinde bulundu. Doktor Mustafa Bey’in görüşme için gittiği haberini alınca kendisini arattımsa da Amerikan Kolejine gittiğini öğrendim. 11 Şubat 1920 gecesi Fransızlar memleketi terk etmiş ve General Querette, Doktor Mustafa’ya hitaben bir açıklama yazmıştır. Ancak Doktor Mustafa ve arkadaşı Hüsnü Efendi’nin şehit edildiği anlaşıldı.”[12]

Doktor Mustafa Bey ve Balcıoğlu Ali, görüşme sonrası beyaz bayrakla geri dönerken Hınçak Komitesi üyesi Doktor Artin ve Eczacı Leon ismindeki iki Ermeni tarafından öldürülmüştür. Doktor Artin ile Doktor Mustafa’nın tanışıyor olmaları ve bazı kaynaklara göre iyi arkadaş olmaları nedeniyle Fransız askerleri tarafından da öldürüldüğü iddialarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Öldürülme gerekçeleri de Fransızların geri çekilmeye karar vermesi ve ateşkes koşullarını Türk sorumlularına göndermesidir. Ateşkes koşullarının Türk tarafına geç ulaşması, İslahiye yolunda geri çekilen Fransız birliklerinin Türk kuvvetlerince olası bir baskın yapmalarını kısmen de olsa engellemiştir.

Fransızların geri çekilme konusunda isteksiz olmalarına karşın, Albay Normard’ın Beyrut’ta bulunan General Gouround’dan özel emir aldığı ve bu emri geri çekilme konusunda isteksiz olan General Querette’ye uygulattığı ağırlıklı bir görüş olmasına karşın, bu konuda Fransız tarafından net bir açıklama yapılmamıştır.

 Yaklaşık üç bini Ermeni askeri olan 4500 Fransız askerinin geri çekilmesi de kolay olmamıştır. İslahiye tarafına doğru geri çekilen Fransız askerlerine zaman zaman Kuvayi Milliye tarafından taciz saldırıları olmuştur. Eloğlu bölgesine gelince kar yağışı ile birlikte buldukları hayvanları keserek beslediler. Ermeni askerleri boş olan Eloğlu kasabasını yakmıştır. Ermeni askerlerinin bir kısmı bu insanlık suçu nedeniyle Fransızlar tarafından tutuklanıp kendi Divanı harplerinde bu Ermenileri yargılamışlardır. 14 Şubat günü İslahiye’ye varan Fransızlar, Ermeni askerlerin İslahiye’yi yağmalamasına da engel olamamışlardır.

Fransızlara göre bu geri çekilme sırasında yedisi subay olmak üzere 200 Fransız askeri ölmüş, 300 civarında yaralı askerin yanında 150 civarında askerde soğuktan donmuş ya da kaybolmuştur. Fransızlara göre bu geri çekilme sırasında yaklaşık 3.000 Ermeni de ölmüştür.

Ermeniler ise daha farklı rakam vermektedirler. Ermenilere göre geri çekilme sırasında 1.000 Ermeni ölmüştür. Fransız askerlerinden ise yüz tanesi Ermeni gönüllüsü olmak üzere 500 Fransız askeri ölmüştür.

Bu günleri yaşayan 1894 Maraş doğumlu Ermeni Ghovent Chorbajian geri çekilmeyi kendi bakış açısına göre özetle şöyle anlatmaktadır. Bu arada Ghovent Chorbajian, Adana’da Fransız okulunda okuduktan sonra 1915 yılında askere alınmış ve subay olarak 1916 yılında Baalbek askeri kampına gönderilmiş olmasına karşın 1919 tarihinde Fransız kuvvetleri ile birlikte Maraş’a dönmüş bir Ermenidir.

Ghovent Chorbajian’a göre; “İsteyerek veya istemeyerek şehri Türklere bırakıp ayrılan Fransızlar, Türkleri, Maraş’ı ve 15.000’nin üzerinde savunmasız Ermeni’yi oldukları yerde top ateşine tuttular. Peşlerinden gelen Ermenilere engel olmamalarına rağmen, açlıktan ölmek üzere olanlara ne ekmek verdiler ne de dönüp baktılar. Sık sık Ermenileri kah sağa kah sola ittiler ya da onları isyana teşvik ettiler.

11 Şubat 1920 sabahı Aksu köprüsüne ulaşmıştık. Maraş kuzeyde gerimizde kalmıştı. Şehir yangın ve bomba dumanları içinde kaybolmuştu. Aksu köprüsünün batısına doğru uzanıp giden dağ sıraları çetelerle kaynıyordu. Askerler bu köprüden geçerken çeteler onlara kurşun yağdırdı… Ermeniler perişan halde ısrarla askerlerin peşinden gidiyordu. Kuzey rüzgarı hala dondurucu bir şekilde esiyordu. İkindiye doğru grup Eloğlu’na ulaşmıştı. Bu köyde yaşayan Türkler bir ay önce başka Türk köylerine taşınmıştı. Köyde tek canlı yoktu. Askerler evlerin hepsini işgal edince bize de açıkta kalmak düşüyordu. Mesele bir nebze özen gösterilerek çözülmeye çalışılsaydı hepimiz evlerde kalabilirdik. Fakat Ermenileri düşünen kimdi?

12 Şubat 1920 Perşembe: Sabah erkenden 10.000’ni asker yaklaşık 13.000 kişi Belpınar’a doğru harekete geçti… Fakat öyle görünüyordu ki, Allah soluklanmamıza bile müsaade etmeyecekti. Hava öğleye doğru yeniden soğudu. Dondurucu soğuk yeniden başlamıştı. Akşam geç vakitte yaklaşık 7’de Belpınar’a vardık… Belpınar’da çektiğimiz sıkıntılar Eloğlu’nda karşılaştıklarımızdan daha fazla idi. Burada köyün sürüsü bulunamamıştı. Açlığımızı unutmak için tuzsuz ekmeksiz de olsa hiç et bulamamıştık. Hatta odun bile yoktu. Biraz ısınmak ve ateş yakmak da böyle imkânsızlaşmıştı. Fakat 8’e doğru yağmaya başlayan yoğun kar durumu daha da kötüleştirdi. Yahudilerin güçlü tanrısı açlıklarını yatıştırmak için onlara kudret helvası göndermişti. Bize ise yememiz için bol bol beyaz saf iki arşın kalınlığında kar indiriyordu, böylece Türklerden kaçıp kurtulanlar donarak ölsün. Kar da yeterli gelmemişti. Doğudan ve batıdan, kuzeyden ve güneyden esen rüzgârlar da biçiyordu bedenlerimizi. Rüzgâr böyle esince kar da dört bir yandan saldırıyordu. Gece boyunca barınacak yer bulamamış halde açıkta kara karşı mücadele etmeye mahkûmduk. Fransız askerlerinin bir kısmı köyün küçük kulübelerine sığınmış, diğerleri de çadırlarında keyif çatıyordu. Alçaklar!… Beyaz bisküvi ile et suyu yiyip, şarap ve çaylarını da yudumladıktan sonra zevkle bizim perişan halimizi seyrettiler.

Açlık, soğuk ve kardan perişan olmuş kadınlar, gelinler, ufak çocuklar, bebekler, erkekler kısaca her yaştan ve cinsten talihsiz insanların kalpleri parçalayan feryatları göğün yedi katına ulaştı. Bizim için hiçbir yerde yardım umudu kalmamıştı. Tanrı sağırlaşmış bizi duymuyordu. Körleşmiş bizi görmüyordu. Kesinlikle Müslümanların Allah’ı olmuştu.

13 Şubat 1920: Cuma günü Belpınar dağlarında yüzlerce ölü bırakarak sabah erkenden İslâhiye yolunu tuttuk. Kar kalınlığı 1 metreyi geçtiği için yollar geçilmez olmuştu… Bu sebeple Fransızlar Ermenileri sağa ya da sola iterek karın üstüne düşmesini sağladı. Bu yolu güçlüklerle Ermeniler açmasına rağmen onlar kullandı. Ermeniler soğuk ve açlıktan bitmiş halde ölümü arıyordu. Askerlerin bu hareketi onların istediklerini kolaylaştırıyordu. Karın üstüne düşenler bir daha kalkmak için gayret etmiyor, oracıkta sessizce uyuyup kalıyordu… Her adımda bir ölü ile karşılaşıyordu. Kayıplarımız gittikçe artıyordu. Yolun sağında ya da solunda donarak ölmüş kadın, erkek, genç, yaşlı Ermeni cesetleri uzanıyordu.

Askerlerden donarak ölen çok azdı. Onların da büyük çoğunluğunu hayatlarında bu kadar soğukla karşılaşmamış kara derili Senegalliler teşkil ediyordu. Bunların pek çoğu da karı daha ilk defa görüyordu… Bu yolculuk sırasında Ermeniler binin üzerinde kayıp vermiş 2000 Ermeni de sağ salim İslâhiye’ye varmıştı.”[13]

11 Şubat 1920 tarihi itibariyle Maraş’ın her yerine Türk bayrakları çekildi. Bu arada Fransızlar İslâhiye’ye doğru çekilirken rehin aldıkları, Belediye Reisi Hacı Bey, Şişmanzade Arif Bey, Koçabaşzade Hacı Neci Efendi ve Mühendis Abdüllatif Beyi de yanlarında götürmüşlerdi. Mustafa Kemal Paşa’nın Harbiye Nazırı Başyaveri Salih Bey’e telgrafla bu durum anlatılınca, İstanbul Hükümeti rehin tutulanların serbest bırakılmasını Fransız Yüksek komiserinden istemiştir. Amerikan Yüksek Komiseri Amiral Bristol’un de araya girmesi sonucu Fransız Ortadoğu Orduları Başkomutanı General Gouraud rehin Türklerin serbest bırakılmasına izin vermiştir.

Maraş Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, dört kişinin Fransızlar tarafından rehin tutulması, iki kişinin de çatışmalarda şehit olması nedeniyle tekrar oluşturuldu.

Bu arada Amerikalılar arabuluculuk yaparak Ermenilerin teslim olacaklarını ve af edilmeleri ricasıyla Müdafaa-i Hukuk Cemiyetine başvurdular. Ermeniler silahlarını teslim ettiler. Cemil Bey başkanlığında sıkıyönetim ilan edilerek Harp Divanı kurulmuştur. Akademisyen Faruk Erzengin kitabında bu durumu şöyle anlatmaktadır:

Yüzbaşı Kılıç Ali, Yörük Selim, Arslan Bey’le buluşarak Ermenilerin silahlarını teslim almak için bir heyet seçtiler. Heyette, Jandarma Teğmen Ramazan, Karaküçük Hacı Mustafa, Fatmalı Derviş, Vezir Mehmet, Ali Rıza Pişkin ve Efe Hasan bulunuyordu. Heyete Wilson ve Lyman da davet edilerek katıldılar. Setrak Hırlakyan’ın daha önce izah edilen bazı garantiler istemesi ile silahların teslim alınması 14 Şubatta gerçekleştirilmiş ve Ermenilerin sayımı yapılmıştır. Buna göre şehirde çeşitli kilise, okul ve Amerikan tesislerinde toplam 9700 Ermeni bulunuyordu. Kadın ve çocuklardan oluşan 450 kişinin daha önce ve savaş sırasında Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tarafından güvenliği sağlanmıştı. 9700 rakamı, tabela rakamı olup, Türkler ve Amerikalılar tarafından günlük verilecek erzak ve malzeme miktarına esas teşkil eden rakam olduğu için doğrudur. Ermenilerin bir ay süre ile iaşesi, Arslan Bey’in direktifi ile Maraşlılar tarafından sağlanmıştır. Setrak Hırlakyan’ın savunduğu Ermeni Katolik kilisesinden 2 makineli tüfek ve 20’si antika değeri olan 80 piyade tüfeği, Kümbet Yetimhanesinden 30, Abara Başı kilisesinden 30 olmak üzere toplam 1300 silah ve çok miktarda cephane Ermenilerden teslim alındı. Fransızların Maraş’ı terk ederken bıraktıkları 20 yaralı Ermeni ve Türk tedavi altına alındı. Başta Ermeniler olmak üzere herkesin mal, can ve namus güvenliği için tedbirler alındı. Cemil Bey’in başkanlığında sıkıyönetim ilan edildi ve Harp Divanı teşkil edildi.”[14]  Kurulan Harp Divanında, işbirlikçi Kaymakam Abdullah Bey, Şamlı Ali Rıza Bey, Çuhadarzade Mustafa Efendi yargılanarak idam edildi. Ayrıca altmış civarında Ermeni de Harp Divanında yargılanıp değişik cezalar almıştır. Bu arada hiçbir Ermeni idam edilmemiştir. Yine olayların gelişiminde katkısı olan Setrak Hırlakyan mahkemece suçsuz bulunmuş ve serbest bırakılmıştır. Bu durum Türk tarafında büyük tepkiye yol açmıştır.

Bedros Deragopyan, Avedis Sulakyan, Ser rahip Kyadyan, Ohannes Muratyan, Doktor Avedis Kalpakyon, Agop Kılıçyan imzalı bir bildiri ile Maraş’ta kalan Ermeniler, çıkan çatışmanın nedeninin Fransızlar olduğu ve Ermenilerin Türklerle birlikte Osmanlı yönetiminde yaşamak istediklerini İtilaf devletleri elçiliklerine ve Dâhiliye Nazırlığına/İçişleri Bakanlığına telgrafla bildirdiler. Elbette ki bu telgraf Türk tarafı için önemliydi. Ancak İtilaf devletleri açısından bir anlam ifade etmemiştir.

Maraş çarpışmaları sırasında Türklerin kaybı 300 civarında şehit ve 500 civarında yaralı olmuştur. Maraş şehrine gelince, Tekke Mahallesi, Kumbet Mahallesi, Kuyucak Mahallesi, Belediye Çarşısı tamamen, Divanlı Mahallesi, Çukuroba Mahallesi, Abara başı Kilisesi kısmen yanmıştır. Fransızlar giderken kışlayı da tamamen yakmışlardır. Diğer açıdan bin ev, üç yüz elli dükkân on kilise, beş cami, on beş okul yanmış ya da yıkılmış yani kullanılamaz durumdaydı.

Maraş’ın kurtuluşundan sonra 24 Fırkanın Kalem reisi Kaymakam İrfan Bey vekâleten Maraş Mutasarrıflığına atanmışsa da, Maraş Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı Arslan Bey ile anlaşamamış ve istifa etmiş yerine Cevdet Bey vekâleten görevine devam etmiştir. Anlaşmazlık konusu pek net olarak bilinmemekle birlikte, İttihatçı ve Kuvayi Milliyeci Arslan Bey’e karşı olanların Mutasarrıf İrfan Bey etrafında toplanmaları bu kişilerin Hürriyet ve İtilafçı ve İstanbul Hükümetine yakın kişiler olduğu ve bu kişilerin Mutasarrıf İrfan Bey tarafından korunduğu en akla yatkın görüştür. İrfan Bey’in, sekiz bin civarındaki Ermeni’nin açlıkla karşı karşıya olması nedeniyle iaşe yardımı karşılığında az sayıda Fransız askerinin Maraş’a gelebileceğini belirtmesi, kendisinin Kuvayi Milliye ruhu taşımadığının en tipik örneğidir. Nitekim Anadolu halkı Maraş’a pek çok yardımda bulunmuştur. Ayrıca Arslan Bey’i daha sonra Antep’e ve Adana’ya savaşmaya gidenler arasında görüyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi açılınca da Maraş milletvekili olarak birinci mecliste görev yapmıştır.

Maraş’ın kurtuluşu Anadolu’nun hemen hemen her yerinde sevinçle ve coşkuyla karşılandı. Maraş’a Sivas’tan, Amasya’dan, Merzifon’dan, Kastamonu’dan, Samsun’dan, Denizli’den, Antalya’dan, Boyabat’tan, Elbistan’dan, Bolu’dan, Çankırı’dan, Gerede’den, Cide’den, Burdur’den, Isparta’dan, Tefenni’den, Eğridir’den, Havza’dan, Gümüşhacıköy’den, Darende’den, Çivril’den, Gürün’den, Tercan’dan, Sivrihisar’dan yardım yollanmıştır. Tespit edilemeyen başka yerlerden de yardım gelmiş olma olasılığı yüksektir. Bunun yanında kişi bazında da yardım edenler olmuştur. Maraş halkı da bu yardımları karşılıksız bırakmamış, onlar da diğer yerlere yardımlar yapmışlardır.

 Maraş’ta her yıl 12 Şubat günü “Çete Bayramı” kutlanmaktadır.

[1] Maraş Tarihi ve Ermeni Olayları. Faruk Erzengin. İst. B.Ş.Bel. yayını. Mayıs 2015. Sf:35

[2] Milli Mücadelede Güney Cephesi-Maraş. Yaşar Akbıyık. Kültür Bakanlığı.1990. Sf: 25

[3] Milli Mücadelede Güney Cephesi-Maraş. Yaşar Akbıyık. Kültür Bakanlığı.1990. Sf: 25-26

[4] Milli Mücadelede Güney Cephesi-Maraş. Yaşar Akbıyık. Kültür Bakanlığı.1990. Sf: 117

[5] Maraş Tarihi ve Ermeni Olayları. Faruk Erzengin. İst. B.Ş.Bel. yayını. Mayıs 2015. Sf:105

[6] Maraş Tarihi ve Ermeni Olayları. Faruk Erzengin. İst. B.Ş.Bel. yayını. Mayıs 2015. Sf:118

[7] Milli Mücadelede Döneminde Güneydoğu Anadolu. R. Yaşar Büyükoğlu.Ekin yayınları.2012 Sf:91

[8] Maraş Tarihi ve Ermeni Olayları. Faruk Erzengin. İst. B.Ş.Bel. yayını. Mayıs 2015. Sf:127

[9] Milli Mücadelede Güney Cephesi-Maraş. Yaşar Akbıyık. Kültür Bakanlığı.1990. Sf: 134

[10] Milli Mücadelede Güney Cephesi-Maraş. Yaşar Akbıyık. Kültür Bakanlığı.1990. Sf: 160

[11] Maraş Tarihi ve Ermeni Olayları. Faruk Erzengin. İst. B.Ş.Bel. yayını. Mayıs 2015. Sf:196

[12] Genelkurmay Askeri Tarih ve Strateji Etüt Başkanlığı Arşivi-ATESE.5/1774. Dosya 64. Fih. 686

[13] Milli Mücadelede Güney Cephesi-Maraş. Yaşar Akbıyık. Kültür Bakanlığı.1990. Sf: 210

[14] Maraş Tarihi ve Ermeni Olayları. Faruk Erzengin. İst. B.Ş.Bel. yayını. Mayıs 2015. Sf:231