Atatürk hakkında bir kaç yazım olmuştu, kısa ve öz resmi Atatürk ile insan Atatürk’ü ayırmak üzerine.
Fakat bu yazı içimde biriken bir haykırışın günümüzde yaşayan körlüğe bir tepki olarak dökülmesini istedim.
Anti-Emperyalizmi Iskalayan Bir Solun Kendine Yabancılaşması
Ben Atatürk’ü savunmak zorunda hissetmiyorum.
Ama Türk solunun Atatürk’ü bu kadar rahat inkâr etmesini de “ilericilik” diye yutacak değilim. Burada bir yanlış okuma değil, bilinçli bir kaçış var. Kaçılan şey Atatürk değil; anti-emperyalizm.
Çünkü anti-emperyalizm zahmetlidir.
Netlik ister.
Taraf ister.
Bedel ister.
Bugün Türk solunun en sevmediği şeyler de tam olarak bunlar.
Devletin Atatürk’üyle Kavga Edip Tarihi Atatürk’ten Kaçmak
Ben solun Atatürk’le neden sorun yaşadığını biliyorum. Çünkü bu ülkede Atatürk adıyla cop yedik, Atatürk adıyla hapse atıldık, Atatürk adıyla susturulduk. Buna itirazım yok. Ama itirazım şu noktada başlıyor:
Sol, bu travmadan düşünce üretmek yerine, toplu inkâr üretti.
Atatürk’ü eleştirmek başka bir şeydir.
Atatürk’ü tarih dışına itmek başka.
Sol bunu ayıramadı. Devletin Atatürk’üyle tarihsel Atatürk’ü birbirine yapıştırdı, sonra da ikisini birlikte çöpe attı. Böylece bu topraklarda emperyalizme karşı verilmiş en somut kopuşlardan biri, “resmî ideoloji” etiketiyle mühürlendi.
Bu tembelliktir.
Bu Marksizm değil, kolaycılıktır.
Anti-Emperyalizmi “Burjuva” Diye Aşağılamak
Türk solunun ağzına pelesenk olmuş bir laf vardır:
“Ulusal kurtuluş hareketleri burjuva karakterlidir.”
Evet, öyledir.
Peki sonra?
Lenin tam da burada durmaz. Der ki:
Emperyalizme karşı mücadele eden ulusal hareketler, sosyalist devrimin müttefiki olabilir.
Ama Türk solu Lenin’i okur, Lenin gibi düşünmez. Metni alır, bağlamı atar. Anadolu’da verilen mücadeleyi, Paris Komünü’yle kıyaslayıp burun kıvırır. Sanki Anadolu işgal altındayken, halkın önünde “önce sosyalizm” diye bir seçenek varmış gibi davranır.
Bu teori değil; gerçeklikten kopuştur.
Lenin, Sovyetler ve Solun Sustukları
Burada iş ciddileşiyor.
Lenin, Mustafa Kemal’i sever miydi? Bu soru saçma. Lenin siyaset yapıyordu, duygusal değerlendirme değil. Lenin şunu gördü:
Anadolu’da yürüyen mücadele, İngiliz emperyalizmine karşı fiili bir yarılmadır.
Bu yüzden Sovyetler Birliği: Ankara’yı tanıdı
Silah verdi
Altın verdi
Diplomatik destek sundu
Kurtuluş Savaşı’nda istihbarat desteği sağladı.
Bunlar masal değil. Belgeli gerçek.
Ama Türk solu bu gerçeği sevmez. Çünkü sevmezse rahat eder. Çünkü bu ilişki kabul edilirse şu soru ortaya çıkar:
Lenin mi yanıldı, yoksa biz mi yanlış okuduk?
Bu soruyla yüzleşmek yerine susmak tercih edildi.
İsim Veriyorum
Bugün kendini “Marksist”, “sosyalist”, “devrimci” diye tanımlayan birçok çevre Atatürk dendiği anda refleksle geri çekiliyor.
Doğan Avcıoğlu’nun yarım bıraktığı tartışmayı bile ciddiye almadan,
Mihri Belli’yi sadece slogan düzeyinde hatırlayıp,
Behice Boran’ın bağımsızlık vurgusunu görmezden gelerek…
Bugünkü sol liberalizme yaslananlar, Atatürk’ü eleştirirken NATO’ya tek laf edemiyor. IMF konuşulurken susuyorlar. AB fonlarıyla ayakta duran “sol” yapılar, anti-emperyalizm dersi vermeye kalkıyor.
Bu bir çelişki değil; çöküştür.
Kürt Meselesi: Analiz Yerine Ahlaki Üstünlük
Kürt meselesi konuşulmadan bu yazı eksik kalır.
Sol, Kürt meselesini geç fark etti. Fark edince de bütün tarihi tek bir cümleye sıkıştırdı: “Ulus-devlet kötüdür.”
Bu cümle hiçbir şeyi açıklamaz.
İmparatorluk bakiyesi bir coğrafyada, emperyalist kuşatma altında, ulus-devletin nasıl kurulduğu konuşulmadan yapılan her yargı, analiz değil vicdan gösterisidir.
Ben burada inkârı savunmuyorum.
Ama tarihsiz ahlakçılığı da solculuk sanmıyorum.
Asıl Korku: Taraf Olmak
Şimdi açık söyleyeyim:
Türk solunun Atatürk’le sorunu teorik değil, psikolojiktir.
Çünkü Atatürk konuşulduğu anda sol taraf olmak zorunda kalıyor. Emperyalizme karşı netleşmek zorunda kalıyor. Devletle mesafe alırken, Batı’yla da mesafe almak zorunda kalıyor.
Bugün sol bunu istemiyor.
Çünkü bugün sol, “küresel değerler”le uyumlu, steril, risksiz bir muhalefeti tercih ediyor.
Anti-emperyalizm risklidir.
Fon kesilir.
Kariyer biter.
Konfor bozulur.
Bugün Neden Anti-Emperyalist Bir Sol Yok?
Çünkü: Emperyalizmin adı anılınca “komplo” deniyor
NATO eleştirisi “otoriterlik” sayılıyor
Bağımsızlık lafı “milliyetçilik” diye yaftalanıyor
Devlet eleştirisi sadece içeride yapılıyor, dışarıya gelince susuluyor
Bu sol değil.
Bu, uyumlu muhalefet.
Atatürk’ü devletin tekelinde bırakan sol, anti-emperyalizmi de sağın eline bıraktı. Bugün sağ “yerli ve milli” derken, sol sadece “evrensel değerler” mırıldanıyor.
Evrensel değerlerin tankı yoktur.
Emperyalizmin vardır.
Son Söz
Ben Atatürk’ü putlaştırmıyorum.
Ama Atatürk’ün anti-emperyalist mirasını inkâr eden bir solun da kendine “devrimci” deme hakkı olduğunu düşünmüyorum.
Bu mesele sevme-sevmeme meselesi değil.
Bu mesele tarih bilinci meselesi.
Ve şunu açıkça söylüyorum:
Anti-emperyalist olmayan bir sol, bu topraklarda sadece laf kalabalığıdır.
Hayati Uçar
