YENİDEN FAŞİZM – 1

SIRADAN FAŞİZM VE ALMANYA

Hayati Uçar
32 views

 

Faşizm Almanya’da gerçekten öldü mü?

1945’te Hitler öldü. Nazi Almanyası yenildi. Berlin düştü. Savaş bitti.

Peki, faşizm?

Bir rejimin yıkılması, o rejimi doğuran koşulların da ortadan kalktığı anlamına gelir mi? Bence asıl soru burada başlıyor.

Çünkü faşizm yalnızca Hitler değildi. Hitler, ortaya çıkan tarihsel koşulların içinden yükselen bir sonuçtu. Ekonomik krizler vardı. Sınıflar arasındaki çatışma vardı. Büyük sermayenin çıkarları vardı. Komünizm korkusu vardı. Milliyetçilik, ırkçılık ve devletin giderek büyüyen şiddeti vardı.

Bütün bunlar bir yerde birbirine değdi ve faşizm ortaya çıktı.

Sonra savaş bitti. Ama bu koşulların hepsi bir gecede ortadan kalkmadı. İşte benim asıl merak ettiğim yer burası.

1945, Almanya için gerçekten bir sıfır noktası mıydı? Yoksa bazı şeyler öldü, bazı şeyler biçim değiştirerek yaşamaya devam mı etti?

Reinhard Gehlen bunun önemli örneklerinden biridir. Gehlen, Nazi Almanyası’nın Doğu Cephesi’ne yönelik askerî istihbaratının başındaydı. Savaş bitti. Nazi devleti çöktü. Ama Gehlen’in bildikleri çöpe atılmadı.

Bu kez başka bir düşmana karşı kullanıldı: Sovyetler Birliği.

Gehlen Örgütü kuruldu. Sonra bu yapı, Federal Almanya’nın istihbarat teşkilatı BND’nin kuruluşuna uzandı.

Düşman değişmişti. Ama bazı bilgiler hâlâ işe yarıyordu. Bazı kadrolar hâlâ işe yarıyordu. Bazı ilişkiler hâlâ işe yarıyordu.

Demek ki 1945, her şeyi silen bir süpürge değildi.

Tarih bazen böyle çalışmıyor. Bir kapı kapanıyor, başka bir kapı açılıyor. Ve aynı insanlar, başka isimlerle, başka görevlerin içinde karşımıza çıkabiliyor.

Bu noktada, Gehlen çevresinde şekillenen istihbarat ağının Türkiye’ye uzanan bağlantılarında Ruzi Nazar ve Alparslan Türkeş gibi isimler de karşımıza çıkar.

Ama burada durmak gerekiyor. Çünkü bu yazının konusu Türkiye değil. Türkiye’deki devamlılık ve bu ilişkilerin nasıl bir yapıya dönüştüğü, başka bir yazının konusu.

Biz şimdilik Almanya’ya bakalım.

Çünkü faşizm her zaman karşımıza üniformayla çıkmaz. Her zaman bir liderin arkasında toplanmış kalabalıklar olarak görünmez. Bazen bir kurumun içinde sessizce oturur. Bazen istihbaratın içinde yaşar. Bazen güvenlik adına normalleşir. Bazen “düşmana karşı mücadele” denilerek meşrulaşır.

Bazen yabancı düşmanlığı olur. Bazen ırkçılık. Bazen milliyetçilik. Bazen de yalnızca toplumun korkularına dokunur.

İşte ben buna sıradan faşizm diyorum.

Faşizmin gündelikleşmesi… Gözümüzün önünde olduğu hâlde artık şaşırmadığımız hâli.

Bugün Almanya’ya baktığımızda, geçmişin tamamen kapandığını söyleyebilir miyiz?

Aşırı sağ yeniden güç kazanıyor. AfD artık siyasetin kenarında duran küçük bir yapı değil. Göçmen düşmanlığı, ırkçılık ve milliyetçilik yeniden güçlü bir siyasal karşılık buluyor.

Ve aynı Almanya, yeniden askerî gücünü büyütüyor.

Burada hemen “Almanya yeniden savaş başlatacak.” demiyorum. Böyle bir şey söylemek kolaycılık olur.

Ben başka bir soru soruyorum:

İkinci Dünya Savaşı’nda yenilmiş, askerî gücü sınırlandırılmış ve geçmişiyle hesaplaşmak zorunda kalmış bir Almanya’nın yeniden Avrupa’nın önemli askerî güçlerinden biri hâline gelmesi bize ne söylüyor?

Çünkü dünya artık 1945’in dünyası değil. Rusya, eski Sovyetler Birliği değil. Avrupa da savaşın hemen sonrasındaki Avrupa değil.

Güç dengeleri değişti. Ekonomik dengeler değişti. Silahlar değişti.

Ama büyük güçlerin birbirleriyle mücadele etme isteği değişmedi.

Bugün Avrupa yeniden silahlanıyor. Almanya askerî kapasitesini büyütüyor. Rusya ile Batı arasındaki gerilim büyüyor.

Bütün bunlar tek başına yeni bir dünya savaşı anlamına gelmez. Ama savaşlar da gökten düşmez.

Önce ekonomik çıkarlar birikir. Sonra siyasal çatışmalar büyür. Düşman tanımlanır. Silahlar çoğalır. Korkular büyütülür.

Ve bir gün, dün düşünülemeyen şey bugün gerekli görülmeye başlanır.

İşte Almanya’nın geçmişine bu yüzden yeniden bakıyorum. Çünkü mesele yalnızca geçmiş değildir. Geçmiş bazen bugünün içinde yürür.

Bazen bir kurumda, bazen bir söylemde, bazen bir silahlanmada, bazen de toplumun hafızasında…

Peki, Almanya geçmişteki yenilgisiyle gerçekten hesaplaştı mı? Yoksa yenilgi yalnızca ertelendi mi?

Bir zamanlar Avrupa’nın üzerine çöken o büyük güç, bugün başka bir biçimde yeniden güç kazanırken geçmişin “kara lekesi” ne olacak?

Silinebilir mi? Unutulabilir mi? Yoksa güç yeniden kazanıldığında tarih, eski hesabı başka bir biçimde önümüze koyar mı?

Ben Almanya’nın yarın bir dünya savaşı başlatacağını söylemiyorum. Bunu söylemek tarih değil, kehanet olur.

Ama tarihin bazı soruları vardır. Ve bazı soruların cevabını vermeden önce onları sormak gerekir.

Faşizm bazen ölmez. Biçim değiştirir. Bekler.

Rövanş mümkün mü?