Aşklar, Sermayeye Yenildi Sevgilim: Mesele Senlik Değil

Nazım Tokşen
56 views

 

Bugün aşk üzerine konuşurken çoğu insanın aklına iki kişi arasındaki duygular gelir. Oysa artık aşkı yalnızca duygular üzerinden anlamak mümkün değil. Çünkü insan ilişkileri de yaşadığımız çağın ekonomik ve toplumsal gerçekliklerinden bağımsız değil. Bir ilişkinin başlaması, sürmesi ve geleceğe taşınması giderek daha fazla maddi koşulların gölgesinde şekilleniyor.

Bir zamanlar insanlar geleceklerini kurarken bugünkü kadar ağır ekonomik yüklerin altında değildi. Elbette her dönemin kendine özgü zorlukları vardı. Ancak bugün gençlerin karşısına çıkan engeller yalnızca duygusal ya da kişisel değil; aynı zamanda ekonomik. Barınma krizi, yüksek kiralar, borçlar, krediler ve sürekli artan yaşam maliyetleri insanların hayatlarını olduğu kadar ilişkilerini de belirliyor.

Modern çağ, insanlara yalnızca yaşamak için değil, aynı zamanda sürekli tüketmek için de baskı yapıyor. Daha büyük evler, daha pahalı düğünler, daha gösterişli hayatlar ve daha fazla güvence beklentisi sıradan ihtiyaçlar gibi sunuluyor. Böylece sevginin yerini hesaplar, duyguların yerini ise mali tablolar almaya başlıyor.

Sosyal medya ve tüketim kültürü bu baskıyı daha da görünür hale getiriyor. İnsanlar artık yalnızca kendi hayatlarını yaşamıyor; aynı zamanda başkalarının hayatlarıyla da sürekli kıyaslanıyor. Bir başkasında olanın eksikliği hissediliyor, sahip olunamayan şeyler yetersizlik duygusuna dönüşüyor. Bu durum ilişkileri de kaçınılmaz olarak etkiliyor.

Tam da bu nedenle bugün yaşanan birçok ayrılığı yalnızca iki insanın uyumsuzluğuyla açıklamak eksik kalıyor. Çünkü mesele çoğu zaman bireysel değil, toplumsal. Sorun yalnızca insanların değişmesi değil; insanların içinde yaşadığı koşulların değişmesidir.

Bugünün dünyasında aşk da emek gibi değersizleştiriliyor. İnsanların birbirine verdiği zaman, gösterdiği sadakat ve kurduğu dayanışma çoğu zaman maddi ölçütlerin gerisinde kalıyor. Bir ilişkinin değeri, bazen tarafların birbirine ne hissettiğinden çok, neye sahip olduğu üzerinden ölçülüyor.

Sermaye düzeni yalnızca üretim biçimlerini değil, hayalleri de şekillendiriyor. İnsanlara sürekli daha fazlasını istemeleri gerektiği söyleniyor. Daha çok kazanmak, daha çok tüketmek ve daha çok sahip olmak bir başarı ölçüsüne dönüşüyor. Bu yarışın içinde ise sevgi, anlayış ve paylaşım giderek geri plana itiliyor.

İnsanlar kötü oldukları için değil, çoğu zaman güvende kalmaya çalıştıkları için ekonomik kaygılarla hareket ediyor. Geleceğin belirsizliği, işsizlik korkusu ve hayat pahalılığı ilişkilerin üzerine görünmez bir baskı kuruyor. Böylece aşk, kendi doğallığını korumakta zorlanıyor.

Belki de bu yüzden bugün birçok insan, karşısındaki kişiyi değil, birlikte kurulacak hayatın ekonomik koşullarını değerlendirmek zorunda hissediyor. Bu durum bireylerin tercihlerinden çok, onları kuşatan sistemin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Çünkü ekonomik güvencesizliğin yaygın olduğu toplumlarda ilişkiler de bu güvencesizliğin izlerini taşır.

Gerçek sorun, insanların sevmeyi unutması değildir. Gerçek sorun, sevginin nefes alabileceği koşulların her geçen gün biraz daha daralmasıdır. İnsanların omuzlarına yüklenen ekonomik yükler arttıkça, ilişkiler de bu ağırlığın altında yıpranmaktadır.

Bu yüzden “Aşklar, sermayeye yenildi sevgilim” derken kastedilen yalnızca bir kırgınlık değildir. Bu söz, çağımızın insan ilişkilerine dair bir tespittir. Çünkü mesele yalnızca sen, ben ya da herhangi bir ilişki değildir. Mesele, hayatın her alanını kuşatan ekonomik düzenin insan ruhuna kadar uzanan etkisidir. Belki de yeniden gerçek sevgiyi, dayanışmayı ve insani bağları güçlendirmenin yolu; her şeyi piyasanın ölçüleriyle değerlendirmeyen bir dünyayı yeniden kurabilmekten geçmektedir.