İnsanın Baktığı Yer ve Sınıfsal Bakış

Hayati Uçar
8 views

 

İnsan nedir?

Bu soru, yalnızca bir bedenin, bir aklın ya da bir yüreğin tarifi değildir. Bu soru aynı zamanda nerede durduğunun, kimin gözleriyle baktığının ve hangi sınıfın penceresinden dünyayı gördüğünün sorusudur. Çünkü insanın ne olduğu kadar, insana nereden baktığın da önemlidir.

İnsan, baktığı yer kadar insandır.
Bu yüzden aynı düşünceler tekrar tekrar yazılmalıdır. Aynı cümleler yeniden kurulmalıdır. Çünkü bazı gerçekler bir defada anlaşılmaz. İnsan bazen aynı sözü yıllarca taşır; sonra bir gün, ansızın, o sözün içinde kendini bulur. Kelimeler önce kulağa değer, sonra akla, sonra yüreğe iner. En sonunda bilince dönüşür.

Karl Marx, insanın özünün tek tek bireylerin içinde değil, toplumsal ilişkilerin bütününde aranması gerektiğini söyler. İnsan çalışırken, üretirken, severken ve mücadele ederken kendini yaratır.

Antonio Gramsci, egemen sınıfın yalnızca zorla değil, insanların düşünce biçimlerini şekillendirerek de hükmettiğini anlatır. İnsan çoğu zaman zincirlerini değil, ona doğal gösterilen hayatı görür.

Louis Althusser, medya, eğitim ve kültür kurumlarını ideolojik aygıtlar olarak tanımlar. Bu aygıtlar insana neyi sorgulamaması gerektiğini öğretir.

Erich Fromm, modern insanın çoğu zaman özgürlüğünden korktuğunu ve güvenlik uğruna kendi benliğini teslim ettiğini söyler.

Kapitalist patronun gözünde insan çoğu zaman bir rakamdır. Bir maliyet hesabı, bir üretim kalemi, bir verimlilik ölçüsü.
Ne kadar çalıştığın, ne kadar kazandırdığın, ve ne kadar sustuğun önemlidir.
Yorgunluğun, özlemin, çocukların, hayallerin muhasebe defterlerine yazılmaz.
Orada insan yoktur. Orada yalnızca kullanılacak bir araç vardır.

Oysa emeğiyle yaşayanların gözünde insan bambaşka bir şeydir.
Toprağı süren eldir. Fabrikayı döndüren alın teridir. Çocuğuna ekmek götüren yorgun omuzdur. Sevgiyi büyüten, acıya direnen, hayatı yeniden kuran insandır.
Dünyayı sahip olanlar değil, üretenler kurar.
Kapitalizm yalnızca emeğini değil, düşünceni de satın almak ister.

Medya, basın, internet ve reklamlar aynı sözü durmadan tekrar eder:
“Bu düzen senden büyüktür. Sen küçüksün. Değiştiremezsin. Uyum sağla.”
Ve insan, kendi elleriyle yarattığı dev düzenin karşısında küçülür. Kendi emeğiyle çalışan makineye bakar ve onu yenilmez sanır.

Sistemin yaratmak istediği insan tipi bellidir:
Boynundaki renkli prangaları kolye zanneden, zincirlerini doğal kabul eden, hatta doğduğundan beri böyle yaşaması gerektiğine inanan insan.
Feodal çağda toprağa bağlanan ırgat, sanayi çağında fabrikanın çarklarına sıkışan işçi, bugün ise ekranların ve dijital kabloların arasında yönünü arayan insan…
Zincirin şekli değişti. Ama zincir aynı zincir.
Dün demirdi. Bugün algoritma. Dün kamçıydı. Bugün bildirim sesi.

Ama amaç hep aynı:
İnsan kendi gücünü unutmalı. Boyun eğmeyi kader sanmalı. Sessizliği hayatın doğal hali kabul etmeli.
Oysa insan yalnızca itaat eden bir varlık değildir. İnsan düşünen, sorgulayan, üreten, seven ve değiştiren bir güçtür.
Toprağı işleyen de odur. Fabrikayı çalıştıran da. Şehirleri kuran da. Şiir yazan da. Çocuk büyüten de. Tarihi değiştiren de.

Sistemi dev gibi gösteren şey, onun gerçek gücü değil; insanın kendi gücünü unutmuş olmasıdır.
Bu yüzden bu yazılar tekrar tekrar yazılmalıdır. Çünkü bazı gerçekler bir kez söylenince duyulmaz. İnsan bazen aynı sözü yüz kez okur da, yüz birinci kez kendini görür.
Bir gün boynundaki süslü halkaya dokunup bunun bir kolye değil, bir pranga olduğunu anladığında her şey değişmeye başlar.
Çünkü özgürlük, zincirin kırıldığı anda değil; zincirin fark edildiği anda başlar.
Ve insan kendine şu soruyu sorar:
“Ben gerçekten kendi gözlerimle mi bakıyorum, yoksa bana bakmam söylenen yere mi?”

Çünkü insanın kim olduğu, baktığı yerde gizlidir.
Kimi yukarı bakar ve efendilerini görür. Kimi aynaya bakar ve yalnızlığını görür. Kimi toprağa bakar ve emeğini görür. Kimi diğer insanlara bakar ve kendini görür.

Ve belki insanın en doğru tarifi şudur:
Başka insanların acısını kendi acısı gibi hissedebildiği, adaletsizliğe karşı susmadığı, ve daha eşit bir dünya kurmak için mücadele ettiği ölçüde insandır.
Çünkü insanın baktığı en doğru yer, kendi emeğiyle yarattığı dünya ve o dünyayı birlikte değiştireceği diğer insanlardır.