Biz o yıllarda siyaset yapmadık.
Biz hayatın kendisini değiştirmeye kalktık.
Eşitlik dedik.
Özgürlük dedik.
İnsan insana kul olmasın dedik.
Bugün hâlâ aynı yerdeyim.
Bunların hiçbirinden vazgeçmiş değilim.
Ama artık şunu da biliyorum:
Haklı olmak, doğru yapmak anlamına gelmiyor.
İnsan yaş aldıkça aynaya daha sert bakıyor.
Altmışına gelince insan kendine yalan söyleyemiyor.
Biz devrim yapacağımıza inandık;
hem de bütün kalbimizle.
Biz çocuktuk belki ama korkak değildik.
İnancımız vardı.
Umudumuz vardı.
Sokaklar kalabalıktı.
Umut kalabalıktı.
Ama bugün kendime şu soruyu soruyorum:
Bu kadar sol hareketin içinde gerçekten hiç mi öngörüsü olan yoktu?
Hiç mi uzun vadeli düşünen yoktu?
Hiç mi “Durun, bu iş böyle gitmez.” diyen olmadı?
Belki vardı.
Ama biz duymadık.
Belki söylendi.
Ama biz dinlemedik.
Çünkü gençlik bazen haklı olduğuna o kadar inanır ki aklı arkasında bırakır.
Biz devlete karşı savaştığımızı sandık.
Ama çoğu zaman devletle değil, devletin önümüze sürdüğü yine halkın çocuklarıyla çatıştık.
Devlete kolay ulaşılmaz.
Devlet görünmez.
Devlet katman katman saklanır.
Biz çoğu zaman en öndeki duvara çarptık.
Önümüze milliyetçi gençleri koydular.
Biz vurulduk.
Onlar vuruldu.
Aynı toprağın çocukları toprağa düştü.
Bugün bunu söylemek kimseyi temize çıkarmaz.
Ama gerçeği değiştirmez.
Biz bunu o gün tam okuyamadık.
Belki de en büyük stratejik eksikliğimiz buydu.
Biz cesurduk.
Ama her zaman zeki değildik.
Biz haklıydık.
Ama her zaman stratejik değildik.
Duygularımız çok güçlüydü.
Ama bazen aklı susturdu.
Haklı olmanın kazanmak için yeterli olduğunu sandık.
Oysa tarih haklı olanları değil, doğru aklı kurabilenleri yazar.
Biz günü yaşadık.
Sistem geleceği planladı.
Biz sokağı düşündük.
Onlar devleti düşündü.
Biz öfkeyle hızlandık.
Onlar sabırla ilerledi.
Bir de kendi içimizde kırıldık.
Aynı düşü gören insanlar birbirine düştü.
Küçük farklar büyük kopuşlara dönüştü.
Bizi en çok bazen biz yorduk.
Sonra dünya değişti.
Hayat değişti.
İnsan değişti.
Ama sol bazen aynı cümleleri kurmaya devam etti.
Biz geçmişi iyi anlattık.
Ama geleceği yeterince kuramadık.
Ve bugün söylemek zorundayız:
Biz bu ülkenin doğusunu, Kürt meselesini çoğu zaman duygusal okuduk.
Derin, soğukkanlı ve uzun vadeli okuyamadık.
Bazen romantik baktık.
Bazen sloganla baktık.
Bazen görmek istediğimizi gerçek sandık.
Bu da bizim eksikliğimizdi.
Ve bunu bugün söylemek zorundayız.
Çünkü yeni gelen nesil bizim hatalarımızı tekrar ederse,
biz gerçekten hiçbir şey öğrenmemiş oluruz.
Biz bedel ödedik.
Ama artık biliyoruz:
Bedel ödemek tek başına doğruluk değildir.
Acı çekmek, stratejik olarak doğru yaptığın anlamına gelmez.
Bugün hâlâ eşitlik doğru.
Hâlâ özgürlük doğru.
Hâlâ insanın insana kulluk etmediği bir dünya doğru.
Ama artık biliyoruz:
Sadece iyi niyet yetmez.
Sadece cesaret yetmez.
Sadece öfke hiç yetmez.
Akıl gerekir.
Strateji gerekir.
Toplumu bütünüyle okumak gerekir.
Ve belki de en zor olan şudur:
İnsan bazen en büyük hatayı, en doğru şey için mücadele ederken yapar.
Eğer bizden sonra gelenler bizden daha az hata yapacaksa,
işte o zaman gerçekten bir şey başarmış olacağız.
Çünkü gerçek mücadele sadece direnmek değildir.
Gerçek mücadele öğrenebilmektir.
Ve insan en çok kendi geçmişinden öğrenir.
Biz yenilmiş olabiliriz.
Yanılmış olabiliriz.
Ama susmadık.
Bugün susmuyor oluşumuz,
dünün hatalarını konuşabiliyor oluşumuz,
belki de bu ülkeye bırakacağımız en dürüst mirastır.
Ben hâlâ eşitliğe inanıyorum.
Hâlâ insanın insana kulluk etmediği bir dünyaya inanıyorum.
Ama artık şunu da biliyorum:
Bir davaya en büyük zararı bazen en çok sevenler verebilir.
Ve ben bugün sevdiğim davaya,
gerçeği söyleyerek sahip çıkıyorum.
