Emperyalizmin Gölgesinde Kardelen Açmaz Ulusal Mücadele, Vekâlet Savaşları ve Ortadoğu’nun Diyalektiği

Hayati Uçar
212 views

Tarih bazen sessiz yürür.
Toprak altında ilerleyen kökler gibi, görünmeden büyür.
Ama bazı zamanlar vardır ki tarih gürültüyle gelir:
tank paletlerinin uğultusuyla, petrol tankerlerinin gölgesiyle ve haritaların yeniden çizildiği masalarla.

Bugün Ortadoğu yine böyle bir kavşağın eşiğinde.

Vladimir Lenin’in tarif ettiği anlamıyla emperyalizm, yalnızca bir dış politika biçimi değil, kapitalizmin kaçınılmaz evrelerinden biridir. Sermaye yoğunlaşır, tekeller oluşur, finans kapital devletle birleşir ve ardından dünya yeniden paylaşımın nesnesi hâline gelir.

Bu paylaşım sürecinde savaşların biçimi de değişir.
Doğrudan işgallerin yerini giderek daha görünmez ama bir o kadar yıkıcı bir yöntem alır: vekâlet savaşları.

Emperyalizm, kendi askerlerini cepheye sürmeden savaş kazanmayı tercih eder.
Başkalarının çocuklarını savaşın içine iterek, başka coğrafyaların kanı üzerinden güç tahkim eder.
Bu yüzden emperyalizm çoğu zaman bir ordu değil, başkalarının omzundan ateşlenen bir silahtır.

Bugün Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’ı çevreleme stratejileri bağlamında tartışılan senaryolar, bu yöntemin yeniden sahaya sürüldüğünü gösteriyor.
PKK’nın kendini feshettiğini açıklaması ve İran’daki uzantısı olarak bilinen PEJAK’ın olası rolü üzerine yapılan tartışmalar, yalnızca askeri değil; aynı zamanda tarihsel ve politik bir kırılma ihtimalini barındırıyor.

Çünkü emperyalizm hiçbir halkı özgürleştirmek için sahneye çıkmaz.
Onun sahnesinde roller vardır; kahramanlar değil.

Ulusal Mücadele ve Diyalektiğin Kırılma Noktası

Ulusal hareketler tarih boyunca iki farklı yola sapmıştır:
Biri halkların gerçek özgürlük mücadelesidir.
Diğeri ise emperyalist stratejilerin bir parçasına dönüşen hareketlerdir.

Diyalektik tam da burada başlar.
Bir ulusal hareket, kaderini dış güçlerin planlarına bağladığı anda, kendi tarihsel iradesini yitirir.
Artık kendi halkının değil, başka bir gücün savaşının taşıyıcısı hâline gelir.

Kürt meselesi, Ortadoğu’nun en derin ve en karmaşık sorunlarından biridir.
Yüzyıllık inkâr politikaları, sert ulus-devlet inşaları ve parçalanmış coğrafya bu sorunu daha da derinleştirmiştir.

Bu nedenle Kürt halkının taleplerini anlamak tarihsel bir zorunluluktur.
Ancak aynı tarihsel bakış şunu da açıkça gösterir:
Ulusal mücadele ile emperyalist manipülasyon arasındaki çizgi son derece incedir.

Bu çizgi aşıldığında mücadele değişir.
Ve o anda bir halk hareketi, farkında olsun ya da olmasın, bir vekâlet savaşının parçasına dönüşebilir.

Satranç Tahtasında Halklar

Ortadoğu’daki savaşların arkasında yalnızca ideolojiler yoktur.
Petrol vardır.
Enerji hatları vardır.
Jeopolitik geçiş noktaları vardır.

Bu yüzden büyük güçlerin gözünde halklar çoğu zaman birer satranç taşıdır.

Bugün İran ekseninde tartışılan senaryoların tehlikesi de tam olarak burada yatmaktadır.
Bir hareket emperyalizmin sahadaki gücüne dönüştüğünde bedel yalnızca cephede ödenmez.

Politik meşruiyet aşınır

Halklar arasındaki güven kırılır

Bölgesel yalnızlaşma derinleşir

Ve belki de en önemlisi:
Bir halkın tarihsel birikimi ağır yara alır.

Çünkü bir hareket emperyal güçlerle özdeşleştiğinde, meşruiyetini yeniden inşa etmesi bazen kuşaklar sürer.

Emperyalizmin Değişmeyen Doğası

Son elli yılın tarihi bu gerçeği defalarca kanıtladı:

Irak’ta verilen sözler tutulmadı

Suriye’de dengeler sürekli değiştirildi

Afganistan’da müttefikler bir gecede terk edildi

Bu örneklerin ortak bir sonucu var:
Emperyalizm kalıcı dostluklar kurmaz.
Sadece çıkar ilişkileri kurar.

Çıkarlar değiştiğinde müttefikler de değişir.
Ve geriye yalnızca yıkım kalır.

Kardelenler ve Yıkım

Savaşın içinden özgürlük doğacağına inananlar vardır.
Ama emperyalist savaşların tarihi başka bir hikâye anlatır:

Kentler yıkılır.
Topraklar parçalanır.
Halklar birbirine düşman edilir.

Savaş biter.
Ama geriye çoğu zaman özgürlük değil, uzun bir enkaz kalır.

Bu yüzden gerçek şu kadar nettir:
Emperyalist yıkımın altından kardelenler açmaz.

Kardelenler yalnızca kendi toprağında büyür.
Kendi baharında filiz verir.

Halkların Ortak Geleceği

Marksist gelenek ulusal sorun konusunda açıktır:
Halkların özgürlüğü ancak halkların dayanışmasıyla mümkündür.

Ortadoğu’nun halkları — Kürtler, Türkler, Araplar, Farslar — aynı coğrafyanın tarihsel çocuklarıdır.
Onların birbirine karşı konumlandırılması, emperyalizmin en eski yöntemlerinden biridir.

Çünkü bölünmüş halklar yönetilir.
Ama birleşmiş halklar tarihin yönünü değiştirir.

Bugün Ortadoğu yeni bir fırtınanın eşiğinde.
Ve bu fırtınada bazı hareketler kendilerini büyük güçlerin planlarının merkezinde bulabilir.

Ama tarih tek bir gerçeği tekrar tekrar hatırlatır:

Bir halkın özgürlüğü, başka bir imparatorluğun gölgesinde büyümez.
Özgürlük satın alınamaz.
Özgürlük ithal edilemez.

Özgürlük yalnızca halkların kendi mücadelesiyle doğar.

Ve unutulmaması gereken son söz şudur:

Emperyalizmin geçtiği yerde kardelenler açmaz.

01