“Putin, Trump ve Avrupa Arasında: Küresel İstihbarat Dengelerini Sarsan Yeni Satranç

Nazım Tokşen
478 views

 

Avrupa ile Rusya arasındaki gerilim yeni bir eşiğe taşınırken, Vladimir Putin’in 2 Aralık 2025’te yaptığı açıklama uluslararası dengeleri yeniden hareketlendirdi. Putin, Ukrayna konusunda Avrupa ülkelerinin sunduğu barış önerilerini “tamamen kabul edilemez” olarak nitelendirerek sürecin tıkandığını savundu ve gerekirse Moskova’nın çatışmaya hazır olduğunu açık bir dille ifade etti. Rus liderin “Avrupa ile savaşmayacağız; bunu istemiyoruz. Ancak Avrupa bizle savaşmak istiyorsa, Moskova şu anda hazır” sözleri, hem Karadeniz’de yükselen tansiyon hem de NATO’nun bölgedeki pozisyonu düşünüldüğünde, kıtanın güvenlik mimarisinin kırılganlığını bir kez daha gözler önüne seriyor.

Putin’in sert uyarıları, Avrupa ile Rusya arasındaki jeopolitik gerilimin artık yalnızca diplomatik düzeyde değil, psikolojik ve stratejik bir kırılma noktasına doğru ilerlediğini gösteriyor. Kremlin’de ABD temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile görüşmesi öncesi yaptığı açıklamalarda Rus lider, Avrupa hükümetlerinin “stratejik yenilgi yanılsaması” içinde olduğunu savunarak, kıtanın barış arayışından uzaklaştığını iddia etti. “Avrupalıların bir barış gündemi yok; onlar savaşın tarafında,” sözleri, Moskova’nın hem askeri hem siyasi açıdan çatışmaya hazır olduğu mesajını pekiştirirken, Avrupa’nın güvenlik mimarisine yönelik tehdit algısını da derinleştiriyor. Bu söylem, Karadeniz’de yükselen tansiyonla birleştiğinde, Ukrayna savaşının sınırları aşan bir güç mücadelesine dönüştüğünün en açık göstergesi olarak öne çıkıyor.

Son günlerde Karadeniz’de Rusya’ya ait iki tanker, uluslararası sularda saldırıya uğradı ve bölgedeki deniz güvenliği endişelerini artırdı. MIDVOLGA-2 tankerine, Türkiye kıyılarından yaklaşık 80 mil açıkta gerçekleştirilen saldırıda mürettebat zarar görmedi ve gemi Sinop limanına güvenli şekilde yönlendirildi. Daha önceki bir saldırıda ise Karadeniz’deki Kairos tankerine insansız deniz araçlarıyla müdahale edildi; yangın ve patlama rapor edilmiş, mürettebat sağ salim kurtarılmıştı. Her iki olay da Rusya’nın “gölge filo” olarak bilinen ticari gemi ağını hedef alırken, saldırıların uluslararası sularda gerçekleşmesi, hem Karadeniz’deki ticari taşımacılığı hem de bölgesel güvenlik dengelerini ciddi şekilde etkiledi.

Bu saldırıların arkasında Ukrayna devleti var gibi görünse de, aslında çok daha büyük güçlerin rol oynadığını biliyoruz. Bu kadar nokta atışı ve stratejik saldırıları yalnızca Avrupa’daki belli başlı devletler gerçekleştirebilir. Avrupa, Rusya ile doğrudan savaşa girmiyor ve bu noktada oldukça doğru bir strateji izliyor. Peki, Avrupa Birliği’nden ayrılan İngiltere, bu satranç tahtasında hangi konumda yer alıyor?

Bu işin arkasındaki karanlık el; istihbarat, sabotaj ve gizli operasyonlarla devletleri birbirine karşı kışkırtıyor. Bazı güçler bu savaşın uzamasını istiyor; bazıları ise sona ermesini istemiyor. Ama kimler bu çıkarın peşinde, hangi çıkarlar gözetiliyor ve kimlere hizmet ediliyor?

Stockholm International Peace Research Institute (SIPRI)’nin 2024 raporuna göre, dünyadaki en büyük 100 silah ve savunma hizmetleri üreticisinin toplam geliri 2024’te 679 milyar dolara ulaştı. Bu, kurumun ölçüm yaptığı dönem boyunca kaydedilen en yüksek seviye. Belki bu veri, işin arkasındaki güç dinamiklerini daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.

Ukrayna, tarihinin en büyük acılarından birini yaşıyor. Doğu kanadı Ruslar tarafından kuşatılmışken, Amerika tarafından yalnız bırakıldı. Savaşın ilk haftasında İstanbul’da sağlanan mütabakat, üst akıl tarafından bozuldu ve çatışmalar yeniden tırmandı.

Biden yönetimi döneminde belirli bir politika izlenmiş olsa da, yerine gelen Donald Trump yönetimi Ukrayna’yı yalnız bırakma yolunu seçti. Avrupa ülkeleri, Ukrayna’nın direnişini desteklemeye devam etse de, ülkedeki sorunlar giderek büyüyor. Ukrayna topraklarının yaklaşık %20’si işgal altında, milyonlarca insan mülteci durumuna düştü ve şehirler yıkıldı.

2022 yılına dönersek, savaş ne Amerika ve İngiltere’nin istediği gibi ilerliyor ne de Putin’in hedeflerine uygun bir şekilde. Çatışma büyük bir çıkmaza girmiş durumda. Trump yönetimi, Rusya ile yürüttüğü müzakerelerde adeta kendi savaşıyormuş gibi hareket ederken, Zelenskiy’yi mümkün olduğunca sürecin dışında tutuyor. Avrupa liderlerinin görüşlerini göz ardı ederek, kendi belirlediği denklem çerçevesinde Putin ile görüşmeler yürütüyor.

Sonuç olarak, savaşın seyri belirsizliğini koruyor ve bölgesel ile küresel dengeler üzerindeki etkisi her geçen gün artıyor.

Ukrayna-Rusya Savaşında Trump Yönetiminin Strateji Değişikliği

NATO’nun geçtiğimiz haftalarda Brüksel’de düzenlediği toplantıda, Amerika Dışişleri Bakanı ilk kez bir NATO toplantısına katılmadı. Daha önce böyle bir durum yaşanmamıştı, özellikle Biden yönetimi döneminde bu olağanüstü bir durumdu.

Trump yönetimi, Rusya-Ukrayna savaşında artık tek muhatabını Putin olarak görüyor ve yalnızca onunla görüşüyor. Bu durum, NATO için ciddi bir skandal olarak değerlendiriliyor. Görüşmelerin ardından alınan kararlar, Zelenskiy’ye iletiliyor. Avrupa ve İngiltere liderleri ise alınan kararları ya Zelenskiy’nin televizyondaki açıklamalarından öğreniyor ya da Zelenskiy, liderler kendisini aradığında bilgilendiriyor.

Bu durum, Amerika’nın Avrupa liderlerini Ukrayna-Rusya görüşmelerinden dışladığı veya masadan kaldırdığı anlamına geliyor. Açıklık getirilmiş resmi bir gerekçe bulunmuyor.

Trump yönetimi, Ukrayna’yı tamamen yalnız bırakıyor; eskisi kadar silah, mühimmat ve mali yardım sağlamıyor. Bu, Ukrayna için en zor dönemlerden biri olarak değerlendirilebilir.

Amerika burada şu stratejiyi izliyor: “Ana rakibim Çin. Eninde sonunda Çin ile karşı karşıya geleceğiz. Bugün Putin’in Rusya’sına istediğini verirsem, yarın olası bir Amerika-Çin savaşında tarafsız kalmasını sağlayabilirim.” Kapalı kapılar ardında konuşulanların tam olarak kaçımız farkındayız ki?

Bu karmaşık ve çok katmanlı durum, Ukrayna-Rusya savaşının yalnızca iki ülke arasındaki bir çatışma olmadığını, aksine küresel güçlerin stratejik çıkarları ve jeopolitik manevralarıyla şekillenen bir kriz olduğunu gösteriyor. Karadeniz’deki saldırılar, Avrupa’nın ve İngiltere’nin pozisyonları, Amerika’nın Trump yönetimi ile izlediği yeni strateji ve Kremlin’in sert açıklamaları, tüm tarafların farklı çıkarlar doğrultusunda hareket ettiğini ortaya koyuyor. Savaş, hem bölgesel güvenlik dengelerini hem de uluslararası ittifakları test ederken, Ukrayna’nın yaşadığı insani ve siyasi kriz, küresel güçlerin gölgesinde sürüyor. Sonuç olarak, bu çatışma, modern jeopolitiğin karmaşıklığını ve devletlerin çıkar hesaplarının insan hayatı ve bölgesel istikrar üzerindeki doğrudan etkisini gözler önüne seriyor.

 

 

 

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR