Libertarias

İspanya'da devrim günleri…

Hayati Uçar
738 views

Hitler ve Mussolini dünyayı 2. dünya savaşına sürüklerken İspanya’da dünyanın birçok yerinden gelen enternasyonalist devrimciler, anarşistler, trockistler, Stalin yanlıları, uluslararası sol örgütler gibi birçok hareketi içinde barındıran ve diktatörlüğe karşı mücadele veren gurupların hikayesi Libertarias…
1996 yapımı; anarşist bir kadın grubunun sağcılarla olduğu kadar, yan yana durdukları erkeklerle ve militaristlerle mücadelesini de anlatan destansı bir film.
Tarih 19 Temmuz 1936. Barselona yakınlarında bir kasabada devrim başlıyor. Kadınlar Franco faşizmine karşı başkaldırıyor. Genç ve masum bir rahibe olan Maria (Ariadna Gil) savaş başlayınca manastırdan kaçarak bir geneleve sığınıyor. Burada fahişeleri serbest bırakmak isteyen Libertarias adlı bir grupla karşılaşıyor ve orada insanlarla dost oluyor. Maria, liderleriyle birlikte köle gibi diz çöküp yaşamaktansa, başkaldırarak cepheye gitmeye karar veriyor. Cephede savaşın soğuk gerçekleriyle karşı karşıya kalan Maria, reformist bir rahip sayesinde (Miguel Bose) aşkı, omuz omuza savaştığı arkadaşları sayesinde gerçek dostluğu öğreniyor. Maria yaşadıklarından sonra o güne kadar inandığı her şeyden şüphe etmeye başlıyor. Filmde, saflık ve iyilik timsali bu rahibe üzerinden İspanya devriminin etkileri ve devrimin getirdiği değişim oldukça başarılı olarak anlatılmıştır.
Devrimcilerin gurubuna katılan Maria gurubun lideri Pilar’ı kendine yakın bulur ve yanından ayrılmaz. Film ilerledikçe Maria devrimcilerin dünya görüşünden etkilenir. Saragoza kasabasında sağ milislerle çatışmalara katılırlar. Aynı zamanda sol komünist hareketler düzenli ordu kurmak isteseler de anarşistler buna karşı çıkar. Burada İspanya iç savaşında bir avuç kadının hayallerini, değişimlerini ve hayal kırıklıklarını da izleriz.
İspanya iç savaşında yaşanmış acıları gözler önüne seren ve olaylara militarist kadın gözüyle bakılmasını sağlayan, güzel bir direniş olan bu film, sinemanın tarih yazıcılığı görevini son derece iyi şekilde yerine getirmiş ve o donemin coşkusunu seyirciye taşıyabilmiş bir filmdir.
Filmde Anarşist guruplar birçok kasabayı ele geçirir sağcı milislerle iş birliği yapan kilise papazlarını yargılar ve kurşuna dizerler. Devrimci anarşist kadınlar bir yandan iktidara karşı mücadele ederken bir yandan da sığ beyinli solculara karşı kendilerini ispat etmeye çalışırlar.
Film o kadar doğal çekilmiştir ki empati kurmamak imkânsız. Oyuncuların doğallığı kendi içsel yolculuklarını anlatır sanki. Film enternasyonalizmin ilk vücut bulmuş ya da bulamamış evrimini de anlatır.
Kazanabiliriz duygusu her devrimcinin azık çantasında durur. Onların ekmeği yoktur fakat umudu her zaman vardır.
Bana tarihsel olarak Kobani direnişinde enternasyonalist devrimcilerin attığı şu güzel sloganı da hatırlatır. ” No Pasaran” aynı İspanya mevzilerindeki gibi.