İlgi Manyağı

Meryem Ucak
577 views

İlgi Manyağı (Sick of Myself), Norveçli yönetmen Kristoffer Borgli’nin ikinci uzun metraj filmi. Signe ve erkek arkadaşı Thomas’ın yer yer izlemekte zorlandığımız ilişkisini konu alan bir kara komedi olarak karşımıza çıkıyor.

Etrafınızda her şeyi bildiğini zanneden, sağlık gibi önemli konuları dahi ilgi çekmek için kullanan, serum takılı kollarını sosyal medyada paylaşan, ortamlarda abartılı hareketler sergileyen, her hareketini beğenilmek için yapan, ilgi görmediklerinde ortamın tüm enerjisini düşüren, sürekli rol çalan, çok sayıda insanla yüzeysel ilişkiler kuran, tırnağı kırıldığı için ülkede milli yas ilan etmemizi isteyen insanlar var mı? İlgi görmek için yapılan bu davranışların hepsini arka arkaya sıralayınca gözünüzde bir canavar canlanmış olabilir. Oysa ilgi görmek modern çağda pek çoğumuzun istediği bir şey. Belki de “ilgi” yerine hepimiz “sevilmeyi, değerli hissetmeyi” isteriz desem söylediklerime kendinizi daha yakın hissedersiniz.

Filmi bir kenara atıp ilgisiz bir konuda konuşmaya başladığımı düşünebilirsiniz ancak bu anlattıklarımın Signe ve Thomas ile çok ilgisi var. Signe, herkesin kendisi hakkında konuşmasını, her ortamda ve her durumda ilginin üzerinde olmasını isteyen, kafede barista olarak çalışan bir karakter. Thomas da Signe kadar olmasa da ön planda olmak için elinden geleni yapan bir sanatçı rolünde.

Film, Signe ve arkadaşının narsistlik üzerine bir diyaloğuyla başlıyor. Signe, narsist insanların genelde başarılı insanlar olduğunu savunuyor. Arkadaşı ise hem bunun yanlış bir genelleme olduğunu dile getiriyor hem de Signe’nin de narsist biri olduğunu fakat bir kafede çalıştığını söylüyor.

Filmin devam sahnesinde köpek saldırdığı için boğazı kanayan bir kadının kafeye girdiğini görüyoruz. Signe, kadına yardım ediyor. Yardım ederken, üstü başı, yüzü, her yeri kan içinde kalıyor. Temizlenme imkânı varken kalabalık sokaklardan geçerek, otobüse biniyor, evine gidiyor ve insanların onun bu haline bakmasından mutlu oluyor. Eve gittiğinde üzerindeki kanlı gömleğine gururla bakıyor. Gurur derken, bir kadına yardım etmenin gururu değil ilgi çekmiş olmanın gururundan bahsediyorum. Bu olayı her yerde ve her fırsatta insanlara abartarak anlatıyor. Polise ifade verirken de kimsenin kadına yardım etmediğini, sadece izlediklerini söylüyor. Fakat filmde, yardım etmek isteyenlere Signe’nin engel olduğunu görüyoruz. Çünkü tüm kahramanlık yalnızca kendisine ait olmalı ki üstü gibi kanlı ruhu da beslenebilsin.

 

Signe’nin buraya kadar yaptıklarını masum olarak değerlendirip, insanlık hali hepimiz ilgi çekmek için böyle şeyler yapabiliriz diye düşünebiliriz. -Tabii düşünmesek iyi olur ama yine de düşünebiliriz.-

Filmde ana hikâyeyi şekillendiren olay ise Signe’nin bir gün evde yalnızken internette bir haberde insan vücudunda yaralara neden olan, zararlı bir haptan bahsedildiğini görmesiyle başlıyor. Tam bu noktada bir uyarıda bulunmak istiyorum. Eğer kendinizde ilgi manyaklığının belirtileri olduğunu düşünüyorsanız filmi bu noktadan sonra seyretmeyi bırakmalısınız. Size sınırı olmayan bazı fikirler ve bu fikirleri uygulama cesareti verebilir. -Tabii vermese iyi olur ama verebilir.-

Uyarımızdan sonra filme dönecek olursak, Signe, bir arkadaşı sayesinde bu ilaca ulaşıyor. Her gün bu hapları almaya başlıyor. Hatta bazen şişeyi kafasına dikip içiyor. Tıpkı haberde belirtildiği gibi yüzünde ve vücudunda yaralar çıkmaya başlıyor. Thomas, doktora gitmesini isteyince doktora gittiğini ama nedenini bulamadıklarını söylüyor. Ancak aslında olan bu değil, doktora gidip montunu bile çıkarmadan oturuyor. Gazeteci arkadaşına bu “gizemli hastalığını” haber yapması için baskı yapıyor. Gündüz rüyaları görmeye başlıyor. Bunlar herkesin onu konuştuğu, haberlere konu olduğu, televizyona çıktığı, ünlü bir yazar olduğu şeklinde rüyalar…

Filmde, ilgi manyağı birisinin ilgi çekmek için yapabileceklerinin sınırının olmadığını görüyoruz. Yönetmen, bir röportajında filmin türünün “korku” olarak da değerlendirilebileceğini söylüyor. Signe’nin kendi sağlığını getirdiği noktanın bazen ekrandan gözlerimizi kaçırmaya neden olduğunu düşündüğümüzde bunun çok da yanlış olmadığını söyleyebiliriz.

Filmi seyrettikten sonra kendi küçük dünyamda (İnstagram hesabımda) insanlara “Bulunduğunuz ortamda ilgi çekmek hoşunuza gider mi?” diye sordum. 50 kişinin cevapladığı bu minik ankette “evet” diyenlerin oranı %76 oldu. Açıkçası bu kadar yüksek bir oran beklemiyordum. Bu denli yüksek bir oranın çıkmasında, ilgi manyaklığının en çok hissedildiği sosyal medya platformunda anket yapmış olmamın da etkisi olabilir.

Türk Dil Kurumu kurban kelimesini, “maddi ve manevi bakımdan felakete sürüklenmiş, insani değerlerini yitirmek zorunda kalmış veya bırakılmış kimse” olarak; ilgi kelimesini ise “iki şey arasında bulunan herhangi bir bağlılık, ilişki, alaka, taalluk, aidiyet.” olarak tanımlıyor. Sürekli ilgi görmek isteyen insanlar çoğu zaman kendisini kurban gibi göstererek, etrafındakilerin ona yardım etmesini, ne kadar zor bir hayat yaşadığını, bu haklı mücadelesinden dolayı kendisiyle gurur duyulduğunu duymak ister.

Peki tanımlar üzerinden hareket edecek olursak neden ilgi çekmek istiyoruz? En azından bazılarımız için ilgi çekmeyi istemek sevilmenin, değerli hissetmenin, etrafımıza karşı aidiyet hissetmenin bir yolu olarak görülüyor olabilir. Sosyal medyayı dahi büyük ölçüde bu nedenle kullanıyor olabiliriz. Belki de herkesin farklı olmak istediği bu çağda ilgi çekmek için dünyanın en sıradan insanı olmayı denemelisiniz.
Teknik olarak bu yazıyı bile ilginizi çekmek için yazıyoruz. İyi seyirler…