Bir Neyzen Vardı

Erdem Yücel
837 views

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Saraçhanebaşı’ndaki yerinde 1950’li yıllarda Münir Paşa’nın Osmanlı dönemine ait bir konağı vardı. O yıllarda Özel İstiklal Lisesi orada eğitim veriyordu. Eğitimim için Kuzguncuk’tan Fatih’e taşındığımızda beni İstiklal Lisesinin ortaokul kısmına kaydettirmişlerdi. Bu okulda öğrenim görürken öğlen saatlerine doğru yemekhanemize siyah paltolu, kabarık beyaz saçlı, koltuğunun altında Ney’i ile bir adam, ağır adımlarla yürüyerek gelirdi. Merak edip üst sınıftakilere bu garip adamın kim olduğunu sorduğumda Neyzen ve şair Tevfik demişlerdi. Türk edebiyatının hiciv üstatları arasında büyük yeri olduğunu ve aynı zamanda memleketin ney üfleyen musiki üstadını böyle tanımıştım. Bizim lisenin sahibi olan ünlü edebiyatçı Ağâh Sırrı Levend öğle yemeklerini okulumuzda yemesini istemiş.

Neyzen Tevfik’in (1879-1953) güçlü şiirlerinin yanı sıra doğruyu söylemekten kaçınmayan bir kişiliği olduğu söylenir. Perişan kıyafetine karşılık iç dünyasının son derece zengin olduğunda birçok araştırmacı birleşmiştir. Gerçek anlamda kendine özgü bir filozoftur. Ayrıca Türk Musikisinin usulünü, erkânını çok iyi bilir, neyini üflerken hem kendisini hem de dinleyenleri coşturur. Onu tanıyanlardan biri olan babam bir gün şöyle demişti; “Devlet ricali veya zenginler kendisinin ney üflemesi için davet ettiklerinde alacağı büyük parayı elinin tersiyle iter ve gider mezarlıkta bir mezar taşına ney üflerdi.”

Yaşamı hep sıkıntı içerisinde geçmişti ama ruhu zengindi…

Bir gün şöyle demiş:

“Bir gelincik gibi sûrun üstüne
 dikilmişim her gurûrum üstüne.”

Neyzen Tevfik insanlığı, doğruluğu öne çıkaran, gericiliğe karşı olan, kişisel mal, mülk hırsından uzak, menfaat beklemeyen bir insandı. Günümüzde bu tür insanları bulabilmek çok zor.

Neyzen Tevfik bir halk çocuğuydu. Son derece acımasız ve küfürbaz oluşundan ötürü çoğu kişi ondan çekinirdi. Bir gün kızdığı, kim olduğunu bilmediğimiz devrinin bir siyasetçisi için “Kime sordumsa seni”  diye başlayan şöyle bir mısra döktürmüştü:

“Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler;
  Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus! dediler…
  Künyeni almak için, partiye ettim telefon:
  Bizdeki kayda göre, şimdi o mebus dediler!..

Neyzen Tevfik’i yine bir gün kızdırmış olacaklar ki bu kez “Ben Sana” diye başlayan bir başka şiirini anında söylemiş;

“Ben sana … demem,
  … duyar ar eder.
  Bir zerren düşse boka,
  Onu da mundar eder.
  Tanrı senin hamurunu
  Necasetle yoğurmuş,
  Anan seni s.ç.r iken
  Yanlışlıkla doğurmuş.”

Neyzen Tevfik’in küfürleri de hicivleri gibi acımasızdı.  Neyzen Tevfik, yakın tarihlerde yitirdiğimiz Can Yücel gibi küfür içeren şiirleri ile edebiyatımızda yer etmiş şairlerimizdendir.

Neyzen Tevfik’i tanıyanların anıları öylesine çok ki… Bu anılardan birini Hayri Yenigün, Neyzen’in ölümünden sonra Türk Yurdu Dergisi’nde yazmıştır.

“İzmir’in Yunanlılardan geri alınmasından sonra, şapka inkılâbı sırasında Neyzen Tevfik Balıkesir’e gitmişti. O sırada Atatürk de Balıkesir’i şereflendiriyordu. Neyzen’in de tesadüfen Balıkesir’de olduğunu Atatürk’e söylemişler… Atatürk öteden beri şöhretini duyduğu Neyzen’i yakından görmeyi ve dinlemeyi arzu etmiş. Tevfik’i aramışlar, derbeder bir halde sokakta bulmuşlar. Kendisine durumu söylemişler, çok sevinmiş, kendisini önce hamama götürmüşler, sonra berbere götürüp tıraş etmişler. Akşam olunca Atatürk onu sofrasına almış ve yanına oturtmuş. Neyzen Atatürk’e taksimler yapmış, saz eserlerinden örnekler çalmış, irticalen kıtalar söylemiş. O, bir anda memleketin kurtarıcısı ile bir sofrada olmaktan çok sevinçliymiş. Atatürk Neyzen’in elini almış;

-Neyzen, çok kuvvetli ruhun var. Benden ne istiyorsan söyle bana,

-Sayende her şeyim var Paşam teşekkür ederim.

-Benden bir şey iste Neyzen.

-Paşam öyle ise emredin de bana bir nüfus kâğıdı versinler.

Atatürk hayretle sormuş:

-Senin nüfus kâğıdın yok mu?

-Paşam senden evvel hükümet mi vardı ki, benim nüfus kâğıdım olsun.”

Neyzen Tevfik’in ölümünden sonra nüfus kâğıdını o zamanlar Saraçhanebaşı’ndaki Gazanfer Ağa Medresesinde yer alan Belediye Müzesinde görmüştüm. Günümüzde Neyzen Tevfik’in nüfus kâğıdı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Müzesi koleksiyonunda bulunuyor.

Neyzen Tevfik 1877 yılında Bodrum’da dünyaya gelmiş, o yıllarda babası Hasan Fehmi Efendi Bodrum Rüştiyesinde öğretmenmiş. Sekiz yaşlarında bir gezgin dervişin neyini dinlemiş, ondan çıkan sesler ruhuna işlemiş. Bu olaydan yedi sekiz yıl sonra babasının Urla’ya tayini çıkmış, oradaki bir berber dükkânında birinin ney üflediğini görmüş. Hemen dükkâna girmiş ve neyi üfleyen Kazım Efendi’nin elini öpmüş ve ney üflemesini kendisine öğretmesini rica etmiş. Kısacası kamıştan çıkan ses onu büyülemiş.

Bu arada İzmir İdâdisinde ki öğrenimini yarıda bırakmış.

Sonraki yıllarda İzmir’de Mevlevi Şeyhi Nurettin Efendi’nin kardeşi Şeyh Cemil Efendi’den ders almış. İstanbul’a geldiğinde Fatih’te Fethiye Medresesi’nde eğitim görmüş, sonradan Şeyhülislam olan Musa Kazım Efendi ve Mehmet Akif’in himayesine girmiş. Mehmet Akif ona Arapça, Farsça ve Fransızca dersleri vermiş. Onun aracılığı ile Hersekli Arif Hikmet, İbnülemin Mahmut Kemal İnal ve Halil Edip’in meclislerinde bulunmuş. Hacı Arif Bey, Tamburi Cemil, Kemençeci Vasil ile tanışmış. Tokatlızade Şekip, Dede Remzi ile arkadaşlık kurmuş, Şair Eşref’in ve Mehmet Akif’in etkisinde kaldığı, yazmış olduğu şiirlerinde açıkça görülmektedir.

İlk şiirleri Muktebes dergisinde 1898 yıllarında yayınlanmış, beş yıl kadar Mısır’da kalmış ve ardından İstanbul’a dönmüştür. Bu arada ney üflemekteki ustalığı şöhretini arttırmış ve geniş bir çevre edinmiştir. Özellikle halk tarafından benimsenmiştir.

Bu arada içkiye ve uyuşturucuya alışmış bu illetten kurtulmak için birkaç kez akıl hastanesinde tedavi görmüştür. Neyzen’in nerede yaşadığını merak edenler geceleri Hocapaşa Camisi’nin tabutluğunda bir tabutun içerisine girip yattığına şahit olmuşlardır.

Beşiktaş’ta 23 Ocak 1953’de vefat etmiş, tabutu kendisini sevenlerin elleri üstünde Kabataş’a oradan Kartal’a götürülerek “Fâniler Parkı Mezarlığına”  gömülmüştür.

Neyzen Tevfik’in Hiç (1919) ve Azab-ı Mukaddes (1949) isimli iki şiir kitabı vardır.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR