YANLIŞ ADRES

Mustafa Angın
847 views

     Çocuklar önden koşarak merdivenleri çıkarlar. Anne ve babasının bulunduğu asansör kapısı açılır. Çocuklar bağırır.

“Biz birinciyiz. Biz birinci olduk.”

     Ortası geniş bir alan içerisinde, altı daire gözükmektedir. Önce tekerlekli valizler görünür. Sonra anne ve babası çıkar.

“Önce biz geldik, değil mi baba?”

     Babası gülerek kızını onaylar. Yetişmeleri için asansörü beklettiklerini söylemez. Karısı diğerlerinden önce fark eder. Daire kapısı aralıktır.

“Aa!. Temizlikçi kapıyı açık mı unutmuş?

     Çocuklar hemen koşarlar. Kız çocuğu bağırır.

“Önce ben gel…”

     Geldim diyemez. Kapı aralığından baktığı bile kendisine yeterlidir. Elini yüzüne kapatarak geri çekilir. Oğlan çocuğu aralık kapıdan kafasını uzatır ve hemen kendisini geri atar. Kadın şaşkınlıkla kocasına döner. Adam valizi bırakarak hemen çocukların yanına koşar. Kapının kilit kısmı patlatılmış, kafa büyüklüğünde bir yarık açılmıştır. Adam çocukları duvara yaslar.

“Burada bekleyin,” İhtiyatlı adımlarla içeri girer.

Kadın, ürkek ve hızlı adımlarla kapıya yanaştığında çığlığı basar.

“Hırsız mı girmiş? Olamaz.”

     Kadın koridor kapısında içeri bakar. Çocukların verdiği tepkiyi verir. Ağzını kapayarak yere çöker. Çocuklar koşarak annelerine sarılırlar. Kocası hızla dışarı çıkar.

“Evde kimse yok Rachelle… Ama.”

     Bu ama sözcüğü, felaket gibi yüzüne yansır. Rachelle kocası Stefan’ın zeminden yansıyan yüzüne bakar. İki granit parke arasına düşen görüntüsünde çenesiyle kafası ayrı durumdadır. Bu essiz durumdan çocuklar göz işaretiyle faydalanırlar ve açık kapıdan içeri dalarlar. Ancak aynı anda çığlık sesleri dışarıya taşar.

     Stefan bağıran çocukların ardından fırlar. Salonun ortasında kalakalmış çocukları kucağına alarak balkona çıkar. Katlanır camın yalnızca bir parçası sağlamdır. Kalın cam parçaları, bloklar halinde her yere dağılmıştır. Sağlam kalmış bir iskemleyi düzelterek iki çocuğu yan yana oturtur.

“Sakın yerinizden kıpırdamayın olur mu?”

     Çocuklar başlarını ikişer defa eğerek babalarını onaylarlar.

“Ben diğer odalara bakacağım.”

     Sigarasını çıkarır ve çakmağıyla yakar. Artık hiçbir kuralın önemi yoktur.

     Balkondan çıkar. L tip koridordan dönerek antika odasının önünde durur. Duvardaki anahtarı almasına gerek yoktur. Menteşelerinden koparılmış kapı sanki kafasını eğmiş gibi kendisine bakınmaktadır. İçeriye bir göz atması yeterlidir. Antika daktilo makinası, izci dürbünü, babasının armağanı fotoğraf makinası parçalar halinde yerdedir. Sehpalar parçalanmış, kitaplık devrilmiştir.

     Çocukların çığlığı üzerine yeniden balkona yönelir. Bu esnada Rachelle çekinik ve acele adımlarla içeri girer.

     Koridordaki halılar ters yüz edilmiş. Duvardaki tablo sökülerek yere atılmıştır. Kadın çığlık atarak yatak odasına koşar. Dolaplar içindeki askılıklardaki tüm giysiler paçavra şeklinde yerdedir. Makyaj sepetleri ve tüm çekmeceler yere dökülmüş, üzerine basılmış ezilmiştir. Yastıklar, fal çata ile kesilmiş, pamukları dışarı taşmıştır. Yattıkları yatak bir kenara itilmiş ve içi yarılmıştır. Çocukların tüm giysileri yerdedir. İki duvar aynası parçalara bölünmüştür. Ayakkabı kutuları, terlikler, kemerler, biblolar, süs eşyaları hepsi paramparça edilmiş ezilmiştir. Kadın çökecek yer olmadığından hırs ve sıkıntıyla sırtını duvara dayar.

“Sanki. Sanki testere ve balyozla içeri girmişler” Tahmin ettiği halde hemen mutfağa koşar. Kırılmadık tek bir tabak ve fincan yoktur. Mutfak yere serilmiş gibidir. Mikro dalga fırının üzerinden iş makinası geçmiş gibi eziktir.  Bardak ve şişe parçaları yerde parlamaktadır. Buzdolabındaki yumurtalar, havuçlar, yemek kapları, çay kahve makinası, karıştırıcı parçalanmış bir vaziyette yerdedir,  Gömme aspiratör ve granit tezgâh paramparçadır.

Kadın, çocukların odasına, salona ve diğer iki odaya girer. Mutfaktan ve diğer odalardan farkı yoktur. Sanki birkaç iş makinası evin içinde dolaşmış gibidir. Avizeler, aplikler, televizyon ve video cihazları parça parçadır. Camlı vitrin dolabı patlatılmış, tüm porselen takımlar kırılmıştır. Korka korka dinlenme ve kitaplık odasına girer. İki binin üzerindeki kitap yere savrulmuştur.

     İçleri açılmış, sayfalar yırtılmış, dergiler parçalanmış vaziyettedir. Ahşap kitaplık yan yatmış, iki bilgisayarı yamuk bir vaziyette bu dağınıklığın içindedir.

    Koltuk takımları, oturma grupları yırtılmış, sökülmüş, kesilmiş ve içleri dışarı çıkarılmıştır. Masa lambaları, çocukların oyuncakları kırılmış ezilmiştir. Sanki her şey muntazam yapılmış gibidir. Yan yatmış yemek masası üzerindeki yüzlerce iri mermi deliklerine merakla bakar. Boş kovanlar salonun her tarafına yayılmıştır.

“Ne! Atış talimi mi yapmışlar?”

“Nasıl. Nasıl. Neden. Neden?”

     Rachelle çığlık çığlığa bağırmaya başlar. Tabureler sandalyeler kırılmış parçalanmıştır. Çiçek saksıları yerdedir. Toprakları halılar ve işlemeli örtülerin üzerindedir. Yüzüne su çarpmak için banyoya koşması, artık aklın anlamını yitirdiği andır. İçeriye girmeden kapı eşiğinden bakar. Duş kabini, gömme rezervuar, klozet parçalanmış, pis kokulu sarı parçacıklar zeminde yüzmektedir.

     Havlular yere saçılmış, şampuanlar ağzı açılarak yere dökülmüştür. Bayılmamak için kendini geri çeker. Çamaşır odasına girmekten vazgeçer.  Kırıkların üzerinden atlayarak koridora çıktığında aralık kapının zili çalınır. Rachella hemen dış kapıya yönelir. Hizmetçi kapının önünde ağlamaktadır. Stefan zil sesiyle birlikte ferahlar. Ağzındaki sigarayı yere atar. Kız ve oğlanı balkondan alarak dış kapıya yönelir. Onları yere salar. Cebinden bir sigara daha çıkarır ama yakmaz. Hizmetçi gözyaşlarını silerek kekelemesine son vermeye çalışmaktadır. Rachelle kocasına bakarak hizmetçiye döner.

“Ne oldu Blumel? Bu bu…”

     Gerisini diyemez. Adam cerrah, kadın ise Jinekolog’tur. Kızları yedi, oğlan ise dokuz yaşındadır. Tatilden döndükleri gün, evi temizlersin diye anahtarları verdikleri temizlikçileridir. Gözlerini silerek kendini toparlar.

“Bilmiyorum Rachelle Hanım. Bir gün önce geldim. Evi sildim temizledim. Geç olunca sabah giderim diye balkondaki kanepede uyumuşum.”

     Rachelle’nin eee diyecek bile mecali kalmamıştır.

“Saat gece üç otuz gibiydi. Dış kapının zili çalınca, siz geldiniz sandım. Kapı önü görüntüsü karanlıktı. Kapı otomatına bastım. Sonra merdivenlerde bir patırtı duymaya başladım. Asansör kapısı-”

     Kadın yeniden hıçkırarak ağlamaya başlar. Merakla bitirmesini beklerler.

“Korkarak kapıyı arkadan sürgüledim. Göz deliğinden baktım. Karşı asansörden dört kişi çıktı. O sırada bütün elektrikler söndü. El fenerleriyle kapıya yaklaşıyorlardı. Kendimi geriye attım. Kapıyı sanki balyozla vuruyorlardı. Bir iki dakikada içeri girdiler.”

     Yutkunur. Karı kocaya bakınır. Sakinliklerine şaşırır devam eder.

“Koridora ağlayarak çökmüşüm. Beni saçımdan tutarak yerden aldılar. Birisi beni duvara yasladı. Yanağıma bir silah dayadı. Diğerleri odalara girip çıkmaya başladılar. El fenerleri karartılar yapıyordu. Ama ellerinde kocaman silahlar vardı. Yanıma biri daha geldi.” 

“Saçımdan çekerek neredeler, diye bağırmaya başladı. Beni kafamdan aşağı itekleyerek yere çökerttiler. Her yerden kırılma, çatırtı sesleri geliyordu. Bağırarak konuşuyorlardı. Ama ne dediklerini çıkaramıyordum. O sırada yeniden elektrikler geldi. Ama yüzleri gözükmüyordu. Hani filmlerde olan tiplerdi. Her tarafları parlak, simsiyah giysileri vardı. Ellerinde tuhaf demirler vardı. Sonra, sonra…

“Sakın yeniden ağlama Blumel.” Hizmetçi önce kekeler, sonra kendini toparlar.

“Ağızlarında gaz maskeleri, iri botları vardı. Sürekli ellerindeki cihazlardan konuşuyorlardı. Ama şifreli bir şeylerdi herhalde. Çünkü anlamıyordum. On dakika filan oldu sanırım. Sonra birden sessizlik oldu. Hepsi durdu. Biri beni ayağa kaldırdı. Boğuk bir ses, sen kimsin dedi. Temizlikçiyim dedim. Evi.” Ancak ağlamasına engel olamaz. Rachelle bir şey demez. Blumel gözyaşlarını silerek devam eder.

“Aynı boğuk ses, bir şeyler dedi. Öylesine bakıyorum. Çünkü adamın suratı yoktu. Önce ağzındaki gaz maskesini çıkardı, kaskını az kaldırdı. Yalnızca çenesini gördüm. Sesi bu kez düzgündü. Bizde bu, o…”

Elini ağzına kapatır. Lafın devamını diyemez. Rachella hizmetçinin elini tutar.

“Anladım Blumel. Ama lafını esirgeme. Tam olarak ne dediler?”

“Bizde bu orospu çocukları amma ferah bir evde yaşıyorlarmış diyorduk dedi. Hiç bir şey anlamadım. Toparlanın terk ediyoruz diye bağırdı benimle konuşan. Yumruğunu yanağımın yanından duvara dayadı. Kafasını uçuracağımız anarşistler meğerse karşı bloktaymış. Yanlış adrese gelmişiz dedi.”

     Hizmetçi diyeceğinden fazlasını demiştir. Yeniden hıçkırmaya başlar

     Adam, sırtını duvara sürte sürte kıç üstü yere oturur. Derin derin, soluk alır. Çocuklar korku dolu gözlerle babalarının yanına varırlar. Rachelle ayakta birkaç tur atar. Kendi kendine konuşmaya başlar.

“Demek yanlış adresmiş ha. Demek anarşistler karşı bloktaymış haa. Demek şimdi doğru kişilerin kafasını uçurmaya gidiyorsunuz haa!”

     Çocuklar ürkek gözlerle annelerine bakınırlar.

     Yan köşe taraftan bir kapı açılır. Altmış yaşlarda bir kadın kafasını dışarı çıkarır bakar. Onları görür görmez ayağını sürte sürte hemen yanlarına varır. Heyecandan titremektedir. Sormadan anlatmaya başlar.

“Gece yarısıydı. Gürültü üzerine kapıyı açayım da bakayım dedim. Kapı önünde simsiyah giysili, iri biri vardı. Git yatağına diyerek beni omzumdan iteledi. Sendeleyerek yere düştüm. Ardımdan kapıyı kapattı. Ama gördüm. Her kapı önünde onlardan biri vardı.”

     Susar. Ne diyecekler diye onlara bakınır.

Rachelle öfkeyle bağırmaya başladığında iki kapı daha aralanır, kafalar gezinir.

“Sanki karınızı daha iyi becerin diye jinekolog olmuşuz. Hangi vajinada böyle mahlûkata dönüştünüz cibilliyetsiz yaratıklar. Sizi daha doğmadan küreti ile kazımak lazımdı. Patolojik embriyo kalıntıları sizi.”

     Stefan, gülümseme ve sinir karışımı duyguyla yerden kalkarak karısının yanına varır. On bir senedir birliktedirler. Ve ilk kez bu kadar ağzı dolu küfrettiğine tanık olmaktadır. Hem de Jinekolog jargonunda.