Umut: Yarınınların Öngörüsü

Hayati Uçar
804 views

Umut veya ümit bir kimsenin kişisel yaşamındaki olay ve durumlarla ilgili olumlu sonuçlar çıkabileceği ihtimaline dair duygusal inancı olarak tanımlanabilir. Türk Dil Kurumu ise umut sözcüğünü “Ummaktan doğan güven duygusu, ümit” veya “Bu duyguyu veren kimse veya şey” olarak tanımlamakta. Ummak ise aynı TDK sözlüğünce “Bir şeyin olmasını istemek, beklemek” veya “Sanmak, tahmin etmek” olarak tanımlanmıştır. Buna göre umut genellikle iyi bir sanıdan doğan güven veya iyi bir sanıya olan inanç duygusu olarak tanımlanabilir. Umut genellikle belirli bir oranda sebat içerir yani tersi yönde belli kanıtlar dahi olsa bir şeyin muhtemel olduğuna inanmayı içerebilir. (Wikipedia dan alıntıdır.)

İnsan ( homo homo sapiens) düşünmeye başladığında mı umut etmeye başladı yoksa umut daldan dala atlarken “şu ilerideki dallarda daha güzel meyveler vardır,” yada “şu kabukların arasında tombul tombul tırtıllar var” diye umut etmek miydi?

Umut illaki uzak bir geleceği tasavvur etmek değildir, küçük günlük anlık şeyleri de hayal edip umutlanabiliriz. O zaman umut bilinçli ya da bilinç dışı olarak canlılığın kılcal damarlarına olmazsa olmaz olarak işlemiştir.

Umut bir idam mangasının önünde yâda bir darağacında son saniyelerinde öleceğini bile bile güzel günlere ve yol arkadaşlarının bu yolları açacağına olan inancındır.

Yoksul bir mahallede yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğup bunun bir kader olmadığını düşünerek, bunun için her türlü riski göze alıp tel örgülerin ve yüksek duvarların arkasında yaşayan babanın alın terine ekmeğini katık eden zengin sınıfına karşı bir umut diyerek kendi sınıfının saflarında olmaktır.

Umut inançlar adına ibadet ederken sadece yaşadığının bir kader olduğuna inanarak ölümden sonra bir yaşam olduğunu ve bu ibadetin karşılığı cennette ebedi hayat olduğuna inanmaktır.

Sorgulamanın gerekli olmadığı, zaten senin hayatının çizelgesinin doğmadan önce yazıldığına inanman bu cennet umudun için bir yasadır.

Umut bir çocuğun misafirliğe gittiğinde kendisine şeker tutulması dileğidir. Ya da bayramlarda elbise ayakkabı alınması isteği. Okulda başarılı olmak, daha iyi bir okulu kazanmak, okuldan sonra iyi bir iş ve eş bulmak mutlu evlilik ve çocuklar derken umut insanda ölünceye kadar devam ediyor.

Umut: Ummak, ümit etmek belki de insanın geliştirdiği en güçlü yaşam direncidir. Belki de hiç gelmeyecek birini yıllar geçse de beklemek, bunu başka hangi duyguyla yapabilir insan. Ya da ağır kanser hastasının son anına kadar yanında olup belki kapı açılacak hemşire elinde bir şırıngayla gelecek bu ilaç benim yaşamım olacak diye düşündüren duygu.

Şunu da biliyoruz ki idam gecesini, ölümü, sonsuzluğu düşünen bir şair son şiirinde bile umut dolu dizeler dökmemiş mi?

Deniz Gezmiş hayatını bir hiç uğruna vermediğini düşünüp umut dolu aşağıdaki şiiri yazarken bile dizelerinde bunu nakşetmemiş mi?

“Yenilmişsem,

Elim kolum bağlı

Boynumda yağlı ip

Gelip dayanmışsam

Darağacına,

Dudaklarımda yarın

Gözlerim yarınlarda

Unutmak mı gerek seni?

Kapılar kapalı

Tutulmuşsa gece

Kapkara yollar

Sıcacık bir sevgi

Sunmayacak mıyım

Insanlara?

Bakmayacak mıyım yarınlara

Seslenmeyecek miyim

Insanlara?

Umuda dair azen bir şiir bazen bir romanda okuduğun bir dize bazen de küçük bir davranış biçimi her şekilde hayatin kılcal damarlarını etkileyip daha güzel yarınlar yaratabilir.

Güçlülük umut etmene engeldir çünkü umut yokluktan doğar, çoğu kere de imkânsızlıktan. Her şeyi bir çırpıda yapabilecek, alabilecek insanın umutla işi yoktur.

Fakat umut kullanışlı bir duygudur. Siyasetçiler, dolandırıcılar ( din bezirganları ) bu işi en güzel şekilde bilirler ve kullanırlar. Bugünü soymak için yarını pazarlarlar. Bu konuda güzel bir ata sözü (ölme eşeğim ölme yaz gelince yonca yersin) bugün halkın cebinden çalarken yarınları umut olarak gösterirler.

Din bezirganları orta çağda Kudüs’e haçlı seferleri düzenlemek için para ihtiyacını karşılamak adına “bugün şu kadar para yatırana cennetten arsa” diyerek cenneti satmışlardır.

Diyanet işleri başkanı “camiye yapılan her yardım cennetteki evinize bir tuğla” şeklinde konuşurken diğerlerinden eksik kalmamıştır.

“Umut fakirin ekmeği” derken buradaki ekmek deyimi bugünü unut bugün ekmek yok fakat yarın ( ki bu izafi bir yarın) karnın doyacaktır.

Umut etmenin ucu bucağı yoktur, çöplükten karton, naylon toplayan genç yıllardır aynı işi yapsa da umudu bir gün çöplükte bir hazine bulmaktır.

Umut insanı genç ve istekli yapar, hayata bağlar hayalleri istekler olmasa da farklı bir hayal ve isteğe bürünerek yeniden yerini alır.

İnsanlar aslında geriye baktığında ne kadar umut eskittiğini bilmek istemezler. Bu umut çöplüğü yarınlarda edinilecek umutlar için hiç iyi bir örnek teşkil etmez. Oysa bu çöplüğe biz kazanılmış deneyimler diyoruz. Öğreniyoruz ve değişiyoruz, beklentilerimizi değiştiriyoruz.

Umut illaki reel karşılığı olan bir şey olmak zorunda değildir, metafizik inançlardan  bahsetmiyorum niye derseniz inanmış kişiler için ölümden sonra cennet kavramı bir gerçek.

Sadece bulunduğu andan kurtulmak için hiç gerçek olmasa da düşler kurulabilinir. Gece konduda açlık içinde yatarken beş yıldızlı bir otelde yatıyormuş gibi hayal ederek garsonlara istediğin yemek çeşitlerini sipariş verebilirsin.

Ya da işkenceden çıkmışsın ama diğer seansa kadar düş kurma hakkın var… Sevgiliyle bir parkta oturabilirsin mesela. Buradaki bahis umudun iyileştirici etkisi ve tekrar yaşama katılma becerisini kazanmanla ilgilidir. En dibe vurduğunda bile evet dibe ulaştım artık daha kötüsü olmaz demek bile umut içinde olmaktır.

Bir umudun diri tutulmasını en iyi anlatan romanlardan biri (Papillon) Kelebek- Henri Charriere kitabıdır. Muhabbet ceza almış ve genç yaşta girdiği cezaevinden altmışına kadar umudunu hiç kaybetmeden kaçmaya çalışan bir mahkûmun kendini anlattığı bir kitaptır. Bunu başarırda… Bir an vazgeçip bulunduğu zamana ait olduğunu düşünen insan umudunu yitirmiştir. Kitaptaki kahraman Papillon her koşulda kendisine bir kaçış ortamı yaratarak umudunu hep canlı tutmayı başarmıştır. Bir sahnede zenci arkadaşıyla kale duvarından atlayıp kayığa ulaşacaklar ve adada bulunan cezaevini terk edeceklerdir. Gece duvara çıktıklarında karanlıktan aşağısı görünmez Papillon atlar ve iki ayağı kırılır. Birkaç gün sonra merkez adaya (cezaevine) gönderilecektir. Alçılar içinde satın aldıkları bir dinamit lokumunu gece duvar yarığına koyar kendisi de zenci arkadaşının sırtındadır, fitili yakarlar patlama olur fakat duvardan geçilecek kadar delik açılmaz. Bu arada size umut adına bu kitabı okumanızı tavsiye etmiş olalım.

Bireysel umutları yanında bir de toplumsal umutları olan insanlar var. Bunlar toplumsal değişimin birçok insanın hayatını etkilediğini bildikleri için insanca yaşamak, hep beraber takada balık ağlarını çekmek, kirazı dalından toplamak, beraber ekip beraber biçmek hep beraber aynı masada yemeğe kaşık sallamak, açlığın, sefaletin olmadığı bir dünyayı yaşarken görmek istemek umudunu taşır ve yeşertirler.

Bireysel umut, sadece kendi kendine düş kurmaktır. Düşlerimizin gerçek olduğunu farz edelim bu kurtuluş mudur?

Sevdiklerine yardımcı olmak, hep beraber güzel günleri umut etmek yeri gelirse gerçekleştirmek daha güzel bir son değil mi?