Milli Mücadele’de Şehirlerimiz: BİGA

Ahmet Hür
541 views

          Biga, bazı arkeologlara göre, Truva Kralı Ancomenen tarafından milattan önce 2.000 yıllarında kurulmuştur. Biga ismi, Yunanca olup Pega isminden gelmektedir. Pega Yunanca Pınar anlamındadır. “Pega” “Piga” ve “Biga” haline zaman içinde dönüşmüştür. “Boğa” “Boğaz” gibi başka Türkçeleştirilmiş isimlerden geldiği ileri sürülse de en yüksek olasılık bizim söylediğimizdir.

            Biga Osmanlı devletinde, vilayet sistemine geçilince Biga sancağı olarak yönetilmiştir. Biga sancağı; merkez Kale-i Sultaniye, Ayvacık, Ezine, Lapseki ve Biga kazaları, Dimetoka, Bayramiç, Çan, Kumkale bucakları ve Bozcaada, Semadirek, Limni ve İmroz adalarını kapsıyordu.

            “Biga Sancak’ının Cezayir-i Bahri Sefid (Gelibolu) Eyaletine bağlılığı 19. Yüzyıl ortalarına kadar sürmüştür. 1867’de Çanakkale (Kale-i Sultaniye), Cezayir-i Bahri Sefid Vilayeti’nin merkezi yapılınca, Biga bu defa kazaya dönüşmüştür. 1877 yılında Cezayir-i Bahri Sefid Vilayetinin merkezi Rodos’a taşınmış, şimdiki Çanakkale vilayetinin Anadolu yakasındaki toprakları Biga Sancak’ı adıyla hükümet merkezi olan İstanbul’a bağlanmıştır. 1881’de Biga Sancak’ı ile Karesi Sancak’ı birleştirilmiş ve Karesi Vilayeti adıyla yeni bir vilayet kurulmuştur. Bu bağlılık 1888 yılına kadar sürmüştür. Bu tarihten sonra Biga Sancak’ı buradan ayrılarak tekrar bağımsız Biga Sancak’ı adıyla İstanbul’a bağlanmıştır.[1]

            Biga’yı Çanakkale savaşları sırasında bir hastane kenti şeklinde görüyoruz. Yaralıların çokluğu nedeniyle, büyük yapılar, camiler, okullar birer hastaneye döndürülmüştür. 1915 yılında savaş sonrası okul olarak hizmet veren 1800 kişilik bir hastane de yapılmıştır.

            Mondros mütarekesi yapılırken Biga’da devletin egemenliği tamamen eşkıyaların oluşturduğu çetelerin eline geçmişti. Çoğunluğu asker kaçağı olan bu çete üyeleri 1918 yılında Mondros mütarekesi sonrası çıkan asker kaçaklarının affı üzerine kasabaya dönmüşlerdi. Kasaba kaymakamı Sakıp Bey’in elinde az sayıda ve yaşlı jandarmalar olduğu için bu çetelerle baş etmesi olanaksızdı. Çetelerin en meşhuru ve en güçlüsü bir süre Milli Mücadeleye de destek veren Kara Hasan çetesiydi. Genelde zenginlerden haraç topladığı için halkın fazla bir şikâyeti yoktu. Kır bekçiliği adı altında köylere kendi adamlarını 30 lira aylıkla tayin ettirmişti. Böylece hem köyleri elinde tutuyor hem de köylülerin bir nevi güvenliğini sağlıyordu. Daha sonra Biga’da Hacı Piti hanını işgal ederek bir nevi özel ve özerk mahkeme kurmuş, halkın arasındaki uyuşmazlıkları kendi kafasına göre çözmeye başlamıştı.     

            Yeni Çiftlik köyünden Halil Pehlivan’ın kurduğu çete de Ece gölü civarında faaliyetteydi. Ahlaki ya da düşünsel bir yaklaşımı söz konusu olmayan bu cahil ve acımasız eşkıyanın, karısını ve kız kardeşini köylere düğünlere yollayıp kim düğünde çok altın takıyorsa onu öğrenip soyması Halil Pehlivanın ailece eşkıya olduğunun kanıtıydı. Zaten sağ kolu da kardeşi Şaban’dı.

            Değirmencik köyünden Rahman’ın oluşturduğu soyguncu çetesi, fazla güçlü olmamakla birlikte Milli Mücadeleye destek veren çeteydi.

            “Bu üç çeteden başka Çan-Biga yolunu tehdit eden, asıl adı İmam Fevzi olan Gavur İmam, Savaştepe-Kahvetepe civarında Sarı İbrahim ve Burunsuz Mecit çeteleri vardı. Köylerin çoğunda çete görevi gören ve halkı sömüren kişiler bulunmaktaydı. Ayrıca Cihadiye Köyü’nden Kunduracı İbrahim, Emirorman Köyü’nden Yusuf, Hacı Köyü’nden Hacı Bey adındaki kişilerde at ve sığır hırsızlığı yapmaktaydılar. Bunlar Biga’dan çalınan hayvanların Gönen tarafına aşırılmasında, Gönen’den çalınan hayvanların da Biga tarafına aşırılmasında önemli rol oynuyorlardı”[2]

                Biga’da Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kurulması kolay olmamıştır. İstanbul’a yakın olması, İngiliz tehdidinin bulunması, çetelerin egemenliği yanında Biga nüfusunun kozmopolit olması nedeniyle Kuvayi Milliye’ye taraftar pek yoktu. Kaymakam Sakıp Bey bu işlere karışmayı sevmeyen bir kişi olarak Müftü Hamdi (Erdem) Bey’i öne sürmüştür. 10 Eylül 1919 tarihinde Müftü Hamdi Bey’in başkanlığında Hacı Zakir Efendi, Belediye Başkanı Mehmet Ağa, Hafız Abdullah Efendi, Baytar Hüseyin Bey ve Dizman Ahmet Ağa tarafından Biga Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. Cemiyetin/Derneğin, Kara Hasan Çetesinin himayesinde kurulduğunu herhangi bir uğraş içinde olmamasından anlıyoruz. Nitekim 61. Tümen Komutanı Kazım (Özalp) Bey, Köprülü Hamdi Bey’i bunun üzerine Biga’ya göndermiştir. Köprülü Hamdi Bey kısa zamanda duruma hakim olup, Kara hasan çetesini de dağıtmıştır. Bazı kaynaklar Köprülü Hamdi Bey’in Biga’ya giderken Rahman çetesinden yardım gördüğünü de söylerler. Köprülü Hamdi Bey akıllı bir kişi olduğundan eşkıyalık yapan çeteleri birbirine kırdırarak, içlerindeki yurtsever kişileri Milli davaya katmanın yolunu bulmuştur.  

KÖPRÜLÜ HAMDİ BEY

            Kuvayi Milliye komutanlarından olan Köprülü Hamdi Bey 1886-88 doğumludur. Mülkiye mezunudur. Balkan savaşlarında yer alan Hamdi Bey, Edirne’nin Bulgarlardan alınmasından sonra Edirne Polis Müdürlüğü İdari Bölüm Başkanlığına getirildi. Daha sonra Demirköy kazası kaymakamı oldu. Malkara, Keşan, Sındırgı Kaymakamlığı görevlerinde bulunduktan sonra Edremit Kaymakamı olarak görev yaparken 6 Nisan 1919 tarihinde Sadrazam Damat Ferit Paşa tarafından Milli Mücadele taraftarı olması nedeniyle görevden alınmıştır. Çok çalışkan bir bürokrat olan Hamdi Bey Edremit Kaymakamlığı sırasında Edremit Yetimler Yurdunu (Edremit Darül-Eytamı), bugünkü Edremit Sporun başlangıcı olan Edremit İdman Yurdunu (25.04.2018) kurmuş, matbaa kurulmasına ve gazete çıkmasına da öncülük etmiştir.[3] Görevden alınınca Burhaniye’ye giden Köprülü Hamdi Bey burada Kuvayi Milliye örgütlemesini başlatmış ve Yunan İşgaline karşı cephe almıştır.

            Ayvalık Komutanı Ali (Çetinkaya) Bey ve Bandırma 61. Tümen Komutanı Kazım (Özalp) Bey ile birlikte hareket etmiştir. Kazım Özalp kendisi için; “önceleri bir düşünce adamı olan, okumayı seven, şiir yazan, yağlı boya kara kalem resim yapan, ud, keman, tambur çalan, şık ve temiz giyinen, her gün tıraş olmayı ihmal etmeyen titiz Maiyyet memurundan gözünü budaktan sakınmayan çetin bir savaşçı, yaman bir kavga adamı ortay çıkmıştı” demektedir.[4] Balıkesir kongresinde delege olarak aktif rol oynayan Hamdi Bey, Akbaş cephaneliği baskınını planlamış ve yönetmiştir.

            26 Ocak 1920 tarihinde Fransızların denetiminde bulunan Gelibolu yakınlarındaki Akbaş cephanelik baskını, Milli Mücadele açısından önemli bir eylem olarak Milli Mücadele tarihinde yer almıştır. Bu cephane baskını sonrasında çok sayıda silah ve cephane ele geçirilmiştir. 

            18 Şubat 1920 tarihinde ise, Anzavur Ahmet emrindeki Gâvur İmam (Fevzi) ile bir çatışmada esir düşer. Çeşitli işkenceler ile vücudu delik deşik edilerek öldürülür. Cesedi 4 gün Biga’da sokakta bırakılan Hamdi Bey, Yusuf İzzetin Paşa tarafından Cami avlusuna gömülür.

            Kahraman Köprülü Hamdi Bey, Anzavur Ahmet adlı hainin adamları tarafından Milli Mücadelenin başında şehit edilmiş kahramanlarımızdan biridir. 

            Akbaş, Çanakkale Boğazı’nı savunan Türk ordusunun ikmal işlerinde kullanılan bir yerdir. Onun için Akbal’da büyük bir cephanelik vardır. Mondros mütarekesinden sonra Fransızların kontrolünde Osmanlıya ait silahlar burada kilit altındadır. İtilaf devletlerince, Rusya’da Kızılordu’ya karşı savaşan Beyaz Orduya (Menşeviklere) yardım olarak yollanması gündeme gelince 1920 yılının Ocak ayında Gelibolu’ya bir Rus gemisi yanaşır. Bu durumu takip eden Kuvayi Milliye adına, Kazım (Özalp) Bey, Köprülü Hamdi Bey’le görüşür. Hamdi Bey derhal cephane baskını için hazırlıklara başlar. Dramalı Rıza Bey ve iki arkadaşı köylü kılığına girerek, Fransız askerlerine yiyecek satmak bahanesi ile cephanelik ve çevresi ile ilgili bilgi toplarlar. Bu arada Kara Hasan çetesi dağıtıldığı için çeteden kaçanları yakalamak bahanesi ileri sürülerek askeri hazırlık yapılır ve 26 Ocak akşamı cephaneliğe baskın yapılır. Elde edilen cephane Çan üzerinden Yenice Beldesine sevk edilir. El konulan cephane, Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’ta yazdığına göre, sekiz bin mavzer, kırk makineli tüfek, yirmi bin sandık cephane ve istihdam araçlarıdır. Acı olan Dramalı Rıza tarafından daha sonra hain Anzavur Ahmet’in eline geçmemesi için bu cephanenin havaya uçurulmasıdır.

DRAMALI RIZA

            1890 doğumlu Dramalı Rıza Bey, Sadrazam Damat Ferit Paşaya suikast teşebbüsünde bulunmak suçuyla yargılanmış ve 12 Haziran 1920′de asılarak idam edilmiştir. Kendisi Teşkilât-ı Mahsusa fedailerindendir. Batı Anadolu’da İttihat ve Terakki’nin Türkleştirme politikası gereği Rum/Yunanlıların korkutulup, kaçırılması için kurduğu çete ile pek çok eylemlerde de aktif görevler üstlendiği de ileri sürülmektedir.

            “Mesela Dramalı Rıza Bey, çok aktif bir rol alır. Dramalı Rıza Bey ve emrindeki çete kuvvetleriyle beraber bölgeye gelmiş ve daha çok Bergama, Manisa, Dikili ve Menemen bölgesindeki Rum ahalinin ürkütülmesinde ve kendiliklerinden Yunanistan’a gitmesinde faal rol oynamıştı.”[5]

            Mondros mütarekesi ile birlikte Millî Mücadeleye katılan kahramanlarımızdandır. Millî direniş ve teşkilâtlanmanın ilk öncülerinden olmuştur.

            Birinci Anzavur İsyanı’nda ise isyanın bastırılmasında önemli rol oynayan bir “Takip Müfrezesi” kumandanıdır. Millî kuvvetlerin ihtiyacı olan silâh ve cephanenin temini için Akbaş Cephaneliği’nin basılmasında önemli katkısı vardır.

            Dramalı Rıza Bey, kendisini yakından tanıyan meşhur Türk casusu İngiliz Kemal’in verdiği bilgiye göre “uzun boylu, iri yapılı, parlak bakışlı” bir fizikî görünüme sahiptir. Hasan İzzettin Dinamo’nun “Kutsal İsyanı” isimli eserinde de Dramalı Rıza Beyin, âdeta bir silâh deposunu andıracak derecede üzerinde silâh ve bomba taşıyan, uzun boylu ve genç görünüşlü olduğu belirtilmektedir.

            Dramalı Rıza Bey de birçok vatanseverin yaptığı gibi, Yunan ordusunun İzmir’i işgali üzerine, yunanlılarla mücadele etmek azim ve arzusu ile Batı Anadolu’da başlayan “Millî Mücadele Hareketinin” ilk öncüleri arasında yer almış ve Batı Anadolu’da Yunan işgaline karşı mücadeleyi başlatan ve Kuvayi Milliye örgütünü kuranlar arasına girmiştir.

            Ayvalık-Edremit bölgesinde 172 inci Alay Komutanı Ali Çetinkaya, Ayvalık Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı Dramalı Cemalî Bey, Edremit Kaymakamı Köprülü Hamdi Bey, Pelit Köylü Nazmi, Kırkağaçlı Mehmet Emin Bey ile birlikte Dramalı Rıza Bey ilk cepheyi kuran kişilerdi. Dramalı Rıza Bey, bu cephede Yunanlıların Ayvalık’ı işgal etmesine karşı başlatılan mücadelede de yer almıştı. Dramalı Rıza Beyi daha sonra Akhisar cephesinde görev üstlenmiş olduğunu görüyoruz. Akhisar’da toplanan ilk Kuvayi Milliye grubunun içinde Dramalı Rıza Beyde vardır. Dramalı Rıza Bey de Marmara kazası ahalisinden oluşan millî kuvvetlerin müfreze kumandanıydı.

            Dramalı Rıza Beyin de müfreze kumandanı olarak görev yaptığı Akhisar cephesindeki bu kuvvetlerin mevcudu 800 kişiydi. Dramalı Rıza Bey de kendi müfrezesi ile birlikte Manisa’yı ve Menemen’i işgal etmiş olan Yunan tümenine karşı mücadele etmekteydi.

            Dramalı Rıza Bey bir süre sonra da Salihli cephe kumandanı Çerkez Ethem Bey ile birlikte Salihli cephesinde Kuvayi Milliye’ye yönelik faaliyet ve hizmetlerine devam edecektir. Dramalı Rıza Beyin Anzavur Ahmet’in bu ilk isyanında takip ve tenkil görevi üstlenmesi, Salihli Cephesi kumandanı Çerkeş Ethem’in isyan bölgesine çağrılması ile söz konusu olmuştu. Dramalı Rıza Bey, Anzavur Ahmet’in bu ilk isyanının da takip kumandanı olarak müfrezesi ile birlikte büyük hizmetler görmüştür. Bandırma, Kirmasti, Manyas, Gönen gibi İsyan bölgesi içerisinde kalan kaza ve köylerin her tarafında müfrezesi ile birlikte takip hareketi yapmış ve Anzavur’a ağır darbeler indirmiştir. Anzavur İsyanının bastırılmasından sonra Dramalı Rıza Bey, aralarında anlaşmazlık çıkması nedeniyle Çerkez Ethem ile birlikte Salihli cephesine dönmemişti. 61. Fırka Kumandanı Miralay Kazım Bey, Dramalı Rıza Beyi ve emrindeki müfrezesini o tarihlerde Biga’ya gönderilen Köprülü Hamdi Beyin emrine göndermiştir. Kazım (Özalp)Bey bu konuyla ilgili olarak anılarında şöyle demektedir. “Akbaş’daki silâh ve cephanenin nakli vazifesini Köprülü Hamdi Bey üzerine almıştı. Kendisi yanına aldığı 10 Kuvayi milliye askeriyle Balıkesir’den Biga’ya hareket etti. O sırada Gönen havalisinde Anzavur taraftarlarını takip etmekte olan Dramalı Rıza Bey, Ethem’le arası açıldığından Salihli cephesine dönmemişti. Çok kabiliyetli ve fedakâr bir kimse olan Rıza Bey’i 40 asker adamıyla Hamdi Beyin emrine gönderdim.”

            Dramalı Rıza Bey, Köprülü Hamdi Bey ile birlikte Biga’da asayiş ve huzurun sağlanmasında büyük rol oynamış, Kara Hasan ve çetesinin etkisiz hale getirilmesinde ön planda yer almıştır.

            Köprülü Hamdi Beyi, Fransızların korumasında bulunan Akbaş silah deposunu soyma işini üstlenmesi konusunda ikna eden Miralay Kazım (Özalp)Bey olmuştu. Kazım Bey bu görevin verilmesiyle ilgili olarak hatıralarında “Akbaş’ta İtilâf Devletlerinin muhafazasında bulunan silâh ve cephanenin Anadolu’ya kaçırılması çarelerini aramaya koyulduk. Akbaş’taki silâh ve cephanenin İtilâf kuvvetlerinden kaçırılması fikrini, o zaman Balıkesir ‘de bulunan Köprülü Hamdı Beye açtım, Pek ateşli ve cesur bir vatanperver olan Hamdi Beyin bu iş aklına yattı ve hemen faaliyete girişti. Bunun üzerine Akbaş’taki silâh ve cephanenin Anadolu’ya kaçırılması konusu Köprülü Hamdi Beyin bu görevi üstlenmesi ile düşünceden eyleme dönüşecek bir hal almıştı. Olayı hızlandıran gelişme ise bu silâhların Rusya’ya geri gönderileceğine ilişkin istihbarat bilgileri ve gazete haberleri olmuştu.”

            Görevi üstlenen Hamdi Bey, hemen çalışmalarına başlamış ve Dramalı Rıza Beyi, keşif yapmak amacı ile bölgeye göndermiştir. Dramalı Rıza Bey, iki arkadaşı ile birlikte kıyafet değiştirerek keşif ve inceleme görevini yapmış, hatta satıcı kıyafetiyle cephaneliğin içine bile girebilmiştir. Dramalı Rıza beyin de bizzat katıldığı baskın sonucu Akbaş cephaneliğindeki silahlara el konulmuş, kara araçları ile güvenli iç bölgelere nakledilmiştir.

            Yenice’ye götürülen cephaneler, Anzavur ve adamlarının saldırısı sonucu, bu kişilerin eline geçmemesi amacıyla Dramalı Rıza Bey ve arkadaşlarının ortak kararıyla imha edilmiştir. Dramalı Rızanın bu kararı Kazım Özalp tarafından eleştirilmiştir.

            Çok sevdiği ve bağlandığı Köprülü Hamdi Beyin Biga’da şehit edilmesi, Kuzeybatı Anadolu’da sürdürülen Millî Mücadele için hayatî önemi olan silâhların ve cephanelerin kendisi tarafından imha edilmesinin yarattığı üzüntü ve moral çöküntüsü Dramalı Rıza Beyin Balıkesir bölgesinden ayrılmasına yol açmıştır. Çerkez Ethem’in tekrar Balıkesir taraflarına gelmesi ve aralarının iyi olmaması da Balıkesir’den ayrılıp Bursa’ya gitmesinde başka bir etken olabilir.

            Bursa tarafında Milli Mücadele için savaşmaya devam eden Dramalı Rıza, Bursa Kuvayi Milliye komutanlarının kararı ile hainlerden Damat Ferit Paşa, gazeteci Ali Kemal ve İngiliz casusu Sait Molla’ya suikast düzenlemek amacıyla İstanbul’a gitmiş ve Karakol örgütü ile birlikte suikast hazırlığı içindeyken yakalanıp İstanbul hükümeti tarafından idam edilmiştir. Yakalanmalarının Dramalı Rıza’nın kendi hatasından olduğu ve gereksiz bir konuşması sonucu gerçekleştiği, bazı kaynaklarda ise Yeniceli Muhtar Ali tarafından İstanbul’da tanınıp ihbar edilmesi sonucu yakalandığı söylenir. İşkence sonucu arkadaşlarını da ele verdiği yazılmaktadır. Bu iddianın delili olarak da açıklanan resmi idam hükmü gösterilmektedir. Bu arada İdam hükmünü veren İstanbul 1. Divanı Harp-i Örfi Mahkemesi’dir ve başkanı da Nemrut Mustafa Paşa’dır.

            “Dramalı Rıza’nın suç ortaklarının zabıtaya haber verip bunların derdest ve tevkiflerini temin ettiği anlaşıldığından asi ve eşkıya takımından olup da isyan ve şekavede girişmeden evvel suç ortaklarını alakalı devlet memurlarına ihbar edenler yahut hükümet takibi başladıktan sonra bunları tevkif ettirmeğe yardım edenler, mezkur suçlular hakkında verilecek cezalardan af olunup, iki seneyi geçmemek üzere zabıta nezareti altında tutulur diye yazılı olan Osmanlı Ceza Kanununun 65. Maddesine uyularak suikast teşebbüsünden dolayı verilmesi icap eden eczadan affına ittifakla karar verilmiştir. Yalnız bu adamın Kuvayi Milliye’nin en ileri gelenlerinden biri bulunması ve Çanakkale’nin Akbaş limanında bulunan, İtilaf devletleri (İngiltere, Fransa, İtalya) askerlerinin muhafazası altındaki cephane ve silah depolarını basarak muhafız ecnebi askerlerinin ellerini, ayaklarını bağlayıp, bir çok silah ve cephaneyi zapt ile Kuvayi Milliye denilen erbabı isyana teşvik ettiğinden vesaireden dolayı Ceza kanunun 45. Maddesinin birinci fıkrası delaleti ve 55. Maddesinin 4. Fıkrasına uyularak idamına karar verilmiştir.”[6] Milli Mücadelenin kahraman fedailerindendir.

            Köprülü Hamdi Bey bizzat katıldığı Akbaş cephaneliği baskısından sonra 11 Şubat 1920 tarihinde Biga’ya döner. Balıkesir Kuvayi Milliye Merkez Heyetine asker toplamaya ve topladığı beş yüz kadar askeri de eğitme işine ağırlık verir. Bu askerlerin iaşesi için de bir çeşit vergi koyar. Bir haftada ödenmesi istenen bu para hemen hemen köylerin tümünde hoşnutsuzlukla karşılanır. Padişahçılar, işbirlikçiler, Hürriyet ve İtilaf fırkası mensupları Hamdi Bey’e karşı çıkarlar. Anzavur Ahmet de, Hamdi Bey aleyhine propagandaya başlar. Kısa zamanda Anzavur, köylerde geniş bir taban bulur. İngiliz altınları ile Anzavur, para toplamaz, para dağıtır. Halkta pek çok yerde olduğu gibi, hain Anzavur’un yanında yer alır.    

ANZAVUR AHMET

            Mustafa Kemal’in Anadolu’daki direniş örgütünün başına geçmesi, Sivas Kongresi ile aldığı kararlar sonrası Kuvayi Milliye’nin artık bir güç olmaya başlaması üzerine, Vahdettin ve İstanbul hükümeti eski bir jandarma subayı, kız kardeşinin cariye olması nedeniyle de saraya yakın olan Anzavur Ahmet’i de Kuzey Ege ve Marmara bölgelerindeki işgale karşı oluşan direnişi kırmakla görevlendirdi. Anzavur Ahmet, Eylül ayından itibaren Gönen ve Manyas’ta Kuvayi Milliye karşıtı çalışmalara başladı. Kuvayi Milliye ye toplanan ya da kaçırılan silahlara el koyuyor, Kuvayi Milliye ye katılımları engelliyordu.

            “Anzavur’un ilk hareketi Biga’da silah kaçıran Hamdi Bey ismindeki mert ve fedakâr bir Kuvayi Milliye cinin iğfal olunmuş cahil bir takım ahali tarafından katil ve ifnası(yok edilmesi) hadisesiyle birlikte başlar.”[7]

            1 Ekim ile 25 Kasım 1919 tarihleri arasında başlayan bu isyan Manyas, Gönen, Ulubat ve Bandırma bölgelerine kadar yayılmıştır. Padişah ve İstanbul hükümeti tarafından görevlendirilen Anzavur, Padişahın adamı olduğunu, savaşın bittiğini ve askerin terhis olduğunu, Kuvayi Milliye’nin padişaha isyan ettiğini söyleyerek kısa zamanda etrafında önemli bir silahlı güç topladı. Bazı çetelerinde katılmasıyla isyan bölgesinde idareyi ele aldı. Milli kuvvetlerin yetersizliği sonucu Çerkez Ethem’in Kuvayi Seyyariyesi bölgeye çağırıldı. Çerkez Ethem Anzavur kuvvetlerini dağıttı. Anzavur yakalanamayıp kaçtı.

            Yakalanamayan Anzavur ve adamlarından Gavur İmam 16 Şubat 1920 de Biga’ya saldırıp işgal etti. Ayaklanma tekrar hızla yayıldı. Bazı kaynaklarda İngilizlerin bu ayaklanmada Anzavur Ahmet’e ciddi oranda para verdiğini de söylüyor. Anzavur, ordunun depolarındaki silahlarını hatta birkaç da top ele geçirdi. Anzavur’un Balıkesir’i alma olasılığı ortaya çıkınca, bu durumda Yunan ordusu ile irtibatı da sağlanmış olacağından, Ankara bir kez daha Çerkez Ethem’e başvurdu. Çerkez Ethem 15 Nisan’da karşı saldırıya geçti. 17 Nisan 1920 tarihinde Çerkez Ethem ve kuvvetleri sayesinde bu isyan da bastırılmış oldu. Karabiga’ya kaçan Anzavur, oradan İstanbul’a döndü.

            Trakya ile Anadolu’daki Kuvayi Milliye taraftarlarının irtibatını kesmek ve Yunan İşgalini kolaylaştırmak için pek çok kaynağa göre de İngilizlerin maddi ve manevi desteği ile ayaklanma çıkaran Anzavur’un başarısız olması üzerine, el altından desteklenen yerel ayaklanmaların sonuç getirmeyeceği ve Kuvayi Milliye’yi dağıtamayacağı anlaşılınca, düzenli bir askeri gücün oluşturulmasına girişildi. Bu askeri gücün adı İstanbul Hükümetinin 18 Nisan 1920 tarihli kararnamesinde Kuvayi İnzibatiye olarak belirtildi. Aynı kararname, Kuvayi İnzibatiye’nin görevinin Düzce, Hendek ve dolaylarında Kuvayi Milliye’ye karşı ayaklanmış olanları desteklemek, bu bölgeleri İstanbul Hükümeti’nin etkisi altına alarak milli kuvvetleri etkisizleştirmek olduğunu açıkça ortaya koyuyordu. Kuvay-i İnzibatiye, Harbiye ve Dâhiliye Nazırlığına bağlı olacak, ayrıca asayiş olaylarında kolluk kuvvetlerine de yardım edecekti. Kuvayi İnzibatiye, üç piyade alayı ve bir topçu taburundan oluşan 4.000 kişilik bir tümendi. Kuvayi İnzibatiye’nin komutanlığına Nemrut Mustafa Paşanın divanı harp üyelerinden Süleyman Şefik Paşa atandı. Süleyman Şefik Paşa Nisan 1920 de İzmit’e geldi. Bu sırada İstanbul hükümeti tarafından Paşalığa yükseltilmiş Anzavur Ahmet ile çatışınca, zaten disiplinsiz ve İstanbul’un genel olarak alt tabakalarından oluşan derme çatma tümenin komutanlığından istifa ederek İstanbul’a döndü. Böylece Kuvayi İnzibatiye Anzavur Ahmet’e kalmış oldu.

            Anzavur 10 Mayıs 1920 tarihinde Adapazarı’nı işgal etti. 12 Mayıs günü ise Kandıra’ya girdi. Amacı Geyve Boğazını ele geçirmekti. 15 ve 17 Mayıs’taki Geyve çatışmalarını, bölgeye yetişen Çerkez Ethem kuvvetleri ve Ali Fuat paşa komutasındaki 20. Kolordu birlikleri kazandı. Çerkez Ethem, Adapazarı’na kaçan Anzavur’u takip etti ve Kuvayi Milliye güçleri Adapazarı’nı 23 Mayıs 1920 tarihinde kurtardı. 14 Haziran 1920 de son yapılan çatışmada, Kuvayi İnzibatiye birlikleri dağıldı. İstanbul hükümeti 25 Haziran 1920 tarihinde Kuvayi İnzibatiye ordusunun kaldırıldığını ilan etmek zorunda kaldı. Böylece “Hilafet Ordusu” denilen ve zamanına göre paralı askerlerden oluşan ve bolca paraya neden olan Kuvayi İnzibatiye, Kuvayi Milliye ye karşı İstanbul hükümetinin son kozu olarak tarihteki yerini aldı. 

            Anzavur, İstanbul’a kaçmış ve sonra Biga taraflarına geri dönmüştür. Daha sonra Milli Kuvvetlerle bir çatışmada 15 Nisan 1921 tarihinde Karabiga’da Adliye Köyü yakınlarında Çiftlik köyünden Mehmet Efe tarafından öldürülmüştür.

            Tarihçi Uluğ İğdemir, 1919 yılında Biga’ya öğretmen olarak atanır. Anzavur’un Biga’yı işgalinde, Biga halkının yaklaşımını anılarında yazar. Anzavur’a el etek öpenlerin, Kuvayi Milliye’nin geleceği anlaşılınca ve Anzavur Ahmet, Biga’dan ayrılınca birden bire Anzavur düşmanı olmalarını uzun uzun anlatır. Uluğ İğdemir’in babası, Kuvayi Milliyeci olduğu düşüncesi ile sorgusuz sualsiz hapse atılır. Uluğ İğdemir’in korkusu, Anzavur Biga’dan ayrılırken, hapse attığı kişileri de yanında götürüp, kurduğu Divanı Harpte idam etmesidir. Araya sokulan Biga’nın ileri gelenleri sonucu, Ahmet Anzavur’un huzuruna çıkar ve babasının serbest kalmasını sağlar. Anzavur’un Uluğ İğdemir’e söyledikleri bakış açısını anlayabilmemiz için önemli bir kaynaktır.

            “İçeri girdim. Selam verdim. Galiba aptes almıştı. Yün çoraplarını pantolonun üstüne çekmiş, kaputunu sırtına almıştı. Perdeler inikti. İçerisini loş bir karanlık kaplamıştı. Siyah ve seyrek sakallı, dik bıyıkları, esmer çehresine büsbütün bir karartı vermişti. Hadit, simsiyah bir suratı vardı. Korkunç gözlerini yere dikmişti. Kapının yanında durdum. Yanımdaki rehbere Çerkezce: -Tıs Tıs (otur, otur) dedi. Öteki mahcubane kımıldandı. Sandalyeye baktı. Anzavur tekrar: -Tıs tıs dedi. Bu sefer öteki oturdu. Sonra bana döndü. ‘otur’ dedi. Oturdum. Kendisi de koltuğa ağır ağır oturdu. Bacaklarını uzattı. Kolunu koltuğa dayayarak yaslandı. Gözleri hala yerde idi. Ben hareketini takip ediyor, gözünü ondan ayırmıyordum. Derin derin düşündü. Vakurane kımıldandı. Başını kaldırdı. Fakat benim yüzüme bakmıyordu.

-‘Oğlum’ dedi. ‘Babanı ben tevkif etmedim, hem bunu yapmam. Onu Biga ahalisi tevkif ettirdi.(Biraz durdu). Senin baban İttihatçının koyusudur; bunu evvelden beri bilirim. O cemiyeti menhusenin amaline hizmet etmiştir. Kuvayi Milliye demek, zaten İttihat ve Terakki demektir. Binaenaleyh baban da tabiatıyla oraya hizmet etmiştir. Buna şüphe yoktur. Baban iyi bilmelidir ki, İttihadı Muhammedi’den başka bir fırka yoktur. Biz onun için çalışıyoruz. Herkes ona hizmet etmelidir. O fırka-i menhuseden çekilmelidir. Biz, o fırkanın kökünü kazımaya azmettik. Cenabı Hakkın inayeti bizimledir. Lakin babanı oradan zorla döndüremem. Ruhundan ittihatçılığı çıkaramam. Ben nicelerine Kelamı Kadime el bastırarak yemin ettirdim. Fakat yine bana kurşun atmaktan geri kalmadılar. Babanda bunlardan birisidir. Gerçi o İttihattan bir ikbal görmedi. Büyük bir memuriyet almadı. Lakin burada bulunduğu müddetçe onu tanırım. Hep o fırkanın amaline hizmet etti. Kendisini takdir ederim, çalışkan, şiddet ve hiddet sahibidir. Lakin ne olursa olsun ittihatçıdır. Sen sabisin, zekisin, tahsil ediyorsun ve tahsil etmek istiyorsun. Binaenaleyh babanın başında olması lazımdır. Onun için babanı sana bağışlayarak tahliye edeceğim. Seyfi’nin de arkadaşısın. Kadir de zaten söyledi. Yoksa onu tahliye etmezdim. O ve ona mümasil kimseleri alıp götürecek ve nerede divanı harbe vermek lazım gelirse verecektim. Lakin mademki sen de ricaya geldin, tahliye edeceğim. Artık gitsin, tekrar Kuvayi Milliye ile bir olsun ve benim karşıma uzun çağlı toplarıyla, mitralyözleriyle çıksın. Hepsini gördük, hamdolsun Allah bizimledir. Anlaşıldı mı? Bu sözleri ağır ağır söylüyordu. Yüzü katiyen gülmüyor, şakiliğe has bir sertlikle söylüyordu. Ben dinledim, dinledim. Nihayet ‘çıkın’ dedi. Selam verdim. ‘Teşekkür ederim’ dedim ve çıktım. Bu şakinin şu kadarcık olsun merhametini celbede bildik.”[8]

            Anzavur ayaklanmasında İngilizlerin ciddi oranda para desteği olduğu bilinmektedir. Örneğin 18 Şubat 1920’da Biga’ya gelen İngiliz subaylarına şehit edilen Hamdi Bey ve yakalanacağını anladığında son kurşunu kafasına sıkan Kani Bey’in paramparça olmuş ve teşhir edilen cesetleri gösterilir. Hain Şah İsmail bu cesetleri gösterip Karabiga’da bulunan İngiliz gemisine gidip 500 (bazı kaynaklarda 5.000) altın aldığı pek çok kişi tarafından doğrulanmıştır. 

            Biga 13 Mart günü Kuvayi Milliyece ele geçirilir. Ancak Anzavur’un karşı saldırısı üzerine akşam tekrar Anzavur kuvvetlerinin eline geçer. Anzavur’un çevreyi de ele geçirmeye başlaması üzerine Çerkez Ethem göreve çağrılır. Çatışmalar sonucu Anzavur Karabiga’da İngiliz gemisine binerek kaçar. Çerkez Ethem 24 Nisan 1920 tarihinde Biga’ya girer. Yaklaşık iki ay Biga’da kalan Çerkez Ethem Arnavut İzzet, Laz Mehmet gibi eşkıyaları yakalayıp asar, düzeni sağlar. Çerkez Ethem’in ayrılmasından kısa bir süre sonra 29 Haziran gecesi Yunan ordusu saldırıya geçerek Labseki’ye asker çıkarmaya başlar. Binbaşı Ali Rıza Bey ve Miralay Avni Bey tarafından oluşturulan Kuvayi Milliye’nin Biga yönetimi 30 Haziran günü Biga’yı terk eder. 2 Temmuz günü de Yunan kuvvetleri Biga’yı resmen işgal eder.

            Yunan’a karşı ilk kurşunu, Tahirova’da 1 Temmuz günü Dimetokalı Tahsin Efe Çetesi atmıştır. Rahman Çetesi ile birlikte Yunanlılarla sürekli savaşmışlardır.  Yunan işgali sonrası Anzavur Ahmet tekrar Biga’ya döner ve Kuvayi Milliye aleyhine çalışmaya devam eder. Bu arada Karabiga’da İngiliz işgali altındadır. Anzavur Ahmet öldürülünceye kadar etkisini Biga ve çevresinde gösterir. Ölümünden sonra taraftarlarının çoğu İstanbul’a kaçmak zorunda kalır.

            Biga 2 Temmuz 1920 ile 18 Eylül 1922 tarihleri arasında Yunan işgali altındadır. İşgal bitince Kuvayi Milliyeci çeteler tarafından, Biga’da ki hainler öldürülmüştür. 18 Eylül günü Aşir (Atlı) Bey komutasındaki tümenimiz Biga’ya girmiş, hükümet binasındaki Yunan bayrağı yerine Türk bayrağını asarak, işgali resmen bitirmiştir.


[1] Kuruluşundan Kurtuluşuna Biga. Şennur Çakar Aykut. Biga Bel. yayını. 2017. Sf:19

[2] Kuruluşundan Kurtuluşuna Biga. Şennur Çakar Aykut. Biga Bel. yayını. 2017. Sf:43

[3] Kuruluştan Kurtuluşa Biga. Şennur Çakar Aykut. Biga Bel. yayını.2017. sf:50

[4] Kuruluştan Kurtuluşa Biga. Şennur Çakar Aykut. Biga Bel. yayını.2017. sf:49

[5] Modern Türkiye’nin Şifresi. Fuat Dündar. İletişim yayınları. 2015. Sf:203

[6] İstanbul’un İşgali. Mümin Yıldıztaş. Yeditepe yayınları.Haziran 2010. Sf:178

[7] Birinci Büyük Millet Meclisi. Yunus Nadi. Cumhuriyet gazetesi yayını. Nisan 1998. Sf:23

[8] Biga Ayaklanması ve Anzavur Olayları. Uluğ İğdemir. Türk Tarih Kurumu yayını. 1989. Sf:25