Milli Mücadele’de Şehirlerimiz: ANTEP

Ahmet Hür
1.532 views

1516 yılında, Mısır’dan Osmanlı Devleti’ne geçen Antep, Maraş Beylerbeyliğine bağlı bir sancak merkeziydi. 1818 yılında Maraş ilinden ayrılıp Halep iline bağlanmıştır. Halep’in kaybedilmesinden sonra vilayete bağlı olmayan bağımsız sancak/liva merkezi yapılmıştır.

            Sağlıklı bir nüfus sayımı yapılamadığı için demografik yapı çok iyi bilinmemektedir. Buna karşın Ermeni nüfusun varlığından söz edilmektedir. Ali Nadi Ünler’in “Gaziantep Savunması” adlı yapıtında, Ermenilerin yaşadığını ancak Türkçe konuştuklarını, gelenek görenek olarak aynı olduklarını ve Ermeni ile Türkü ayırabilmenin mümkün olmadığını söylemektedir. 1876 yılında kurulan Amerikan Koleji sonrası, Ermeni milliyetçiliğinin ortaya çıktığı iddiası vardır. Antep’te ticari yaşamda Ermenilerin egemenliği çok açıktır. Ekonomik olarak Ermeniler Antep ekonomisini ellerinde tutmaktadırlar. “Milli İktisat Politikası” sonrası, Türklere yapılan teşviklere karşın, Türkler sadece Ermenilerin büyük tüccarlarına komisyonculuk yapabilmişlerdir. Serbest mesleklerde de Ermenilerin ezici bir çoğunluğu vardı. Örnek olarak Antep’te bir tek Türk dişçi vardır. Tüm dişçiler, doktorlar, eczacılar azınlık ve ezici çoğunluğu Ermenidir.

            İngilizler 15 Ocak 1919 tarihinde Antep’i resmen işgal ettiler. Birinci Dünya savaşı yıllarında Antep’ten Suriye’ye sürülen Ermeniler, İngilizlerin işgaliyle birlikte Antep’e geri döndüler. 5 Kasım 1919 tarihinde ise geri çekilen İngilizlerin yerini Fransızlar almıştır. “Kasım ayının başında Antep’e gelen 200 kişilik Fransız askeri birliğinin çoğunluğunu III. Ermeni Lejyonundaki Ermeni gençler oluşturuyordu.”[1]

            Antep’te işgal ile birlikte “Cemiyeti İslamiye” adı ile bir örgüt oluşturulmuştu. Bülbülzade Hacı Abdullah Efendi hocanın başkanlığında oluşturulmuştu.[2] İşgale karşı çıkmaktan ziyade, özellikle geri dönen ve mallarını geri isteyen Ermenilere karşı bir güç oluşturmak ve Müslümanlar arasında hayır işleri ile uğraşmayı amaç edinmişlerdi. Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin oluşmasıyla birlikte önemlerini kaybedip, dağılmışlardır.

            Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı kaldırılması üzerine Adana’dan İstanbul’a dönerken Antep eşrafından mebus Ali Cenai Bey’e rastlamış ve ona direniş örgütü kurmasını söyleyip, silah ve malzeme temin ettireceğini belirtmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın bu girişimi Antep savunmasının temeli olarak kabul edilebilir.[3] Osmanlının önemli ailelerinden Cenanizadeler ailesine mensup olan Ali Cenani Bey, Osmanlı Meclisi Mebusan’ın da son dört dönem, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin de ilk üç dönem Antep milletvekili olarak görev yapmıştır.

            İngilizler tarafından Malta’ya sürgün yollanan kişilerdendir. Sürgünden sonra Anadolu’ya gelen Ali Cenani Bey, Antep ve Adana bölgelerinde, Kuvayi Milliye’nin oluşması ve işgale karşı direniş hareketlerinin örgütlenmesinde çalışmıştır.

            Antep de Sivas Kongresine delege yollamayan yerleşim yerlerindendir. Bazı kaynaklarda İstanbul delegesi Kara Vasıf Bey’in Antep delegesi olduğu da belirtilmesine karşın doğru değildir. Sivas Kongresi sonrası 23 Ekim 1919 tarihinde Antep’te birkaç kişiden oluşan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti gizli olarak kurulmaya çalışılmıştır. İngilizler yerine işgali devralan Fransızların Ermenilere daha sıcak davranmaları, Anteplileri Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini sahiplenmeye itmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın talimatıyla Pazarcık’a gelen Kılıç Ali Bey Kuvayi Milliye’nin örgütlenmesine çalışıyordu. “Heyeti Merkeziye” adı altında kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin Yönetim Kurulu, Kılıç Ali Bey’le birlikte çevrede örgütlenmeye hız vermiştir.

            “Antep’te ilk milli teşkilatı kuran muhterem kişiler: Tahrirat müdürü Ragıp Bey ile Jandarma Yüzbaşısı Esat Bey, Doktor Hamit Bey, Ahmet Muhtar Bey Alay Kâtibi Maraşlı Avni Bey, Meclis İdare Başkâtibi Eşref Efendi, Maraşlı Hoca Hamdi Efendi, Kevkebzade Abdülrezzak Efendi, Merakzade Şerif Ağa, Körükçüzade Ahmet Efendi idi.”[4]            

            Semt ve mahallelerde mahalle başkanları/sorumluları oluşturuldu. Amaç şehrin asayişini sağlamaktı. Oluşturulan mahalle sorumluları şunlardır: Akyol’da Beyazıt oğlu Ali Ağa, Alaybey’de Ali veli oğlu Ali Efendi, Aydınbaba’da Nazlı oğlu Sakıp Efendi, Balıklı’da Abdi Beyin oğlu Ali Efendi, Bekirbey’de Seyfettin oğlu Ökkeş Efendi, Bişici Başında Bilal Efendi, Boyacı Mahallesinde Kabakzade Şakir Efendi, Çınarlıda Recep oğlu Mahmut Efendi, Çukurbaşında ve Yazıcıkta İncozade Hüseyin Efendi, Ehli Cefada Kasap Karaca Efendi, Eyyüpoğlunda Hoca Hasanoğlu Tahir Efendi, Gaffarhanede Mütevellizade Ramazan Efendi, Karalarla’da Hacı Fazlının oğlu Bekir Ağa, Kabasakalda Uncunun oğlu Mehmet Ağa, Karasakal’da Hacı Şerifzade Mehmet Tevfik Efendi, Kaya sokağında Yeni komşunun oğlu Ahmet efendi, Kazazda Araptarlı Hasan Ağa, Kozanlıda Sait Onbaşı, Kozluca’da Kahramanzade Süleyman Ağa, Küçüktabakhanede Delikoyunun oğlu Mehmet Ağa, Mağarabaşıda Ataroğlu Abdullah Efendi, Musulluda Durdu’nun oğlu Süleyman Ağa, Şekeroğlunda Apo Ağazade Hüseyin Efe, Tabakhanede Kepkepzade Mustafa ve Abdullah Efendi, Tarlayı Atikte Küçük Ağanın oğlu Ahmet Ağa, Tövbe mahallesinde Baba Mustafa Efendi mahalle ve semt sorumlularıdır.

            23 Kasım 1919 tarihinde Antep’te bir miting düzenlenmiş ve Antep halkının yüzde doksanının Türk/Müslüman olduğu ve işgalin kaldırılması gerektiği belirtilmiştir.

            Fransız işgallerine karşı Mustafa Kemal Paşa tarafından, karşı çıkışın gerilla savaşı şeklinde olması, resmi askerin destek vermekle birlikte çatışmalarda yer almaması ve milis güçlerin savaşması bir strateji olarak her yere bildirilmişti. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle çevre şehirlerin Antep’in yardımına koşması belirtilmiş, binlerce Kuvayi Milliyeci Antep’i kurtarmaya gitmiştir. Örnek olarak Akçadağ, Antep’in işgalden kurtulmasında önemli katkı sağlamıştır. 

            “Antep-Maraş karayolu üzerinde, Fransız Birliklerine öldürücü darbeyi 20 Ocak 1920‘de Karayılan Çetesi vurmuştur.”[5]

            Karabıyıklı baskını da denilen bu çatışmadan sonra Antep-Maraş yolu Fransızlara kapanmıştır.

            Antep direnişi denilince tabi ki aklımıza gelen ilk isim Şahin Bey’dir. 1877 yılında Antep’te doğan Şahin Bey’in gerçek ismi Mehmet Sait’tir. Halk onun kahramanlıklarından dolayı kendisine Şahin Bey ismini vermiştir. 1899 yılında Yemen’de askerlik hayatına er olarak başlayan Şahin Bey, o tarihten sonraki hemen hemen her savaşa, her cephede katılmıştır. Yemen’de başçavuş olan Şahin Bey, Sina Cephesinde de Teğmen olmuştur. İngilizlere esir düşmüş, 13 Aralık 1919 tarihine kadar Mısır’da Seydi Beşir esir kampında kalmıştır. Mondros Mütarekesi sonrası serbest kalan Şahin Bey, Ali Rıza Paşa Hükümeti sırasında Harbiye Nazırı Cemal Paşa tarafından Birecik Askerlik Şube Başkanlığına tayin edilmiştir. Şahin Bey Antep’te yaşanılanları görünce Birecik yerine Antep’e gelerek Antep Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinde görev alıp Antep savunması için çalışmaya başlamıştır.

            “Antep savunmasını her şeyin üstünde tutan Şahin Bey Çapalı köyüne giderek burayı merkez yaptı ve köyleri dolaşarak 100 mevcutlu bir kuvvet teşkil etti. Bir süre sonra Ulumasere köyünü kendine karargâh yaptı. Kilis’ten itibaren boğaz olan Kızılburun, Kertil, Ulumasere gibi üç önemli yerde siperler kazarak hazırlandı ve bu yolun kontrolü tamamen sağlandı.”[6]

            Antep-Maraş yolunun açılması, işgalci Fransız ordusu için olmazsa olmaz olduğundan Yüzbaşı Andrea komutasında 2500 kişilik ağır silahlı ve zırhlı büyük bir kuvvet Kilis’ten hareket etti. Kantara ve Kızılburun tepelerinde başlayan çatışma sonrası, Şahin Bey düşmana önemli zayiat verdirmesine karşın geri çekilmek zorunda kaldı ve ikinci savunma hattı olan Kertil sırtlarına gitti. Ağır silahlarla saldıran Fransız ordusuna karşı burada da tutunamayarak üçüncü savunma hattı olan Elmalı Deresinin kuzeyine çekildi.

            Elmalı Köprü civarında düşmanla savaşan Şahin Bey ve ekibi ağır makineli ve top ateşi altında sadece tüfekle savunma yapamayarak geri çekilmek zorunda kalmıştır. Şahin Bey inatla geri çekilmeyip, mermisi de bitince süngü ile Fransız askerlerine saldırmış ve Fransız askerleri tarafından şehit edilmiştir. Şahin Bey iyi ve cesur bir subaydır. O anki ruh haliyle sağlıklı düşünemeyip, süngü ile tek başına düşmana saldırmış ve öldürülmüştür. Ölümü adeta istemiştir. Kahramanca bir davranış olmakla birlikte ölmek yerine geri çekilseydi Kuvayi Milliye’ye çok daha yararlı hizmetler yapabilirdi. Şahin Bey o kadar çok savaşa katılmıştır ki, belki de artık savaşmak istememiş ve ölmeyi tercih etmiştir.

            1 Nisan 1920 günü Kürkçüzade/Körükçüzade Ahmet Efendi başkanlığında Kuvayi Milliye Antep’teki Fransızlara karşı savaşı başlatmıştır. Fransız kuvvetleri her yerde saldırıya uğramaya başlamış bunun üzerine 15 Nisan 1920 tarihinde Albay Normand komutasında Fransız takviye kuvvetleri Nizip’ten Antep’e doğru yola çıkarılmıştır. Kılıç Ali Bey komutasında Kuvayi Milliye birlikleri bu takviye kuvvetleriyle çatışmaya girmiş ancak başarı sağlayamamıştır. Bunun üzerine Albay Normand birliği Antep’i kuşatmıştır. 17 Nisan 1920 tarihinde Albay Debiuvre komutasındaki iki tabur piyade askeri, bir batarya kolu ile birlikte Antep’e ulaşan Fransız diğer takviye kuvveti Azaz yokuşu ve Batal Hüyük tarafından da kuşatma altına almış ve Antep şehri içinde kalan iki yüze yakın Kuvayi Milliyeci kuşatma altında kalmışlardır. Antep’te Kuvayi Milliye şehri dört cepheye bölmüştü.

            Antep savunma hattında; Mağara başında Lohânizade Mehmet Nurettin Efendi bulunuyordu ve 26 Nisan 1920 sabahı uzun süre top ateşi ile bombardıman edildikten sonra dört yüz kişilik Fransız askerine ağır zayiat verdirerek püskürtmüştü. Balıklı’da Fehmi Efendi, Çınarlı’da Nuri Efendi, Musullu’da Emin Hayrı Efendi, Aydınbaba’da Mustafa Yavuz Efendi görev yapıyordu.

            Bu arada askeri bakımdan stratejik önemi olan Kurbanbaba Tepesi de Kuvayi Milliye’nin saldırısı ile elde edildi. Burada bulunan Fransız güçlerinin tamamı öldürülmüş sadece Diyaz isimli bir çavuş kaçmayı başarabilmiştir.

            Kilis’ten 9 Mayıs 1920 tarihinde yola çıkan takviye Fransız birliği de şiddetli çatışmalar sonrası Kilis’e geri dönmek zorunda kalmıştır.

            Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması sonucu Antep’te yapılan seçimlerde Kılıç Ali Bey, Vakıflar Müdürü Kilisli Abdurrahman Lami Efendi, Tahrirat/yazışma müdürü Ragıp Bey, Halfetinden Yasin Efendi milletvekili seçilmişlerdir.

            Kılıç Ali 12 Mayıs 1920 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’dan aldığı emir üzerine Yozgat isyanını bastırmak için Antep’ten ayrılmak zorunda kalmış yerine Aslan Bey ve bir süre sonra Hamdi Bey Antep Kuvayi Milliye komutanlığını üstlenmiştir.

            KILIÇ ALİ BEY

            Milli Mücadelenin renkli kişilerinden biridir. Antep ve Maraş bölgesinde Mustafa Kemal’in emri ile Kuvayi Milliye’yi kurmuş ve komutanlığını yapmıştır. 12 Şubat 1920 de Maraş’a giren komutanlardandır. 2 Mayıs 1920’de de Antep ve çevresi Kuvayi Milliye komutanı olarak, şehri boşaltmaları için Fransızlara nota vermiştir.

            23 Nisan 1020 de kurulan Büyük Millet Meclisine Antep milletvekili olarak girmiştir. Yozgat isyanı sırasında Çerkez Ethem’le anlaşmazlığa düşmüş, araya giren Mustafa Kemal Atatürk sayesinde anlaşmazlık tatlıya bağlanmıştır.

            Yozgat’taki isyanda Kılıç Ali’de ayaklanmanın baştan önemsenmediğini belirtiyor.

            “1 Haziran 1920’de Yozgat’a vardığımda durum şöyle idi:

            Bu bölgede maalesef teşkilatlanmaya önem verilmemiş ve başlangıçta ayaklanma hareketi önemsenmemiş, ihmal edilmişti. Asiler bölgede rahat hareket ediyorlardı. Bütün şehir halkı zehirlenmişti. Askerlik ve vergi muafiyeti vaadiyle kandırılan halk, asilerin tarafına geçmişti. Hükümet zayıf, isyancılar güçlü görünüyordu.

            Yozgat’ta Çapanzade Halit ve kardeşi Ziya’nın asilere katılmaları ve haklarında hiçbir işlem yapılmaması, halkın kafasını karıştırmıştı. Çerkez Deli Mustafa ile Postacı Nazım adlı başıboşlar, çevrelerine topladıkları önemli kuvvetlerle Yenihan(Yıldızeli) ve Zile havalisinde, Deli Ömer adlı asi ise Akdağmadeni’nde faaliyet gösteriyorlardı.

            Hemen şehrin ileri gelenlerini, önde gelen memurlarını topladım ve bana katılarak, halka önayak olmak üzere görev almalarını istedim. Başlangıçta kabul ettiler. Çapanzade Halit’in kardeşi Celal’in tezviratıyla, ertesi gün, bana katılmaktan vazgeçtiklerini bildirdiler. Durum tehlikeliydi. Seksen altı kişiden ibaret olan müfrezemle bu çevredekileri kanunlara boyun eğdirmek mümkün değil idiyse de, hiç olmazsa şurada burada toplanmaya başlamış asileri dağıtmak ve bu şekildeki güç gösterisiyle bozuk olan halkın moralini yükseltmek gerekiyordu.”[7]

            Yozgat’ta sıkıyönetim ilan edilmesine karşın, bir sonuç alınmaz ve Kılıç Ali Boğazlıyan’da baskına uğrar. Boğazlıyan baskınında Kılıç Ali’nin kusurunun olup olmadığı tartışmalıdır. Çerkez Ethem anılarında, Kılıç Ali’ye yolladığı mesajda, onu başarısızlıkla suçlar ve aşağılar. Kılıç Ali ise anılarında bu mesajdan söz etmez. Sadece “Çerkez Ethem benimle de Yozgat ayaklanması sırasında kapışmak istemişti, ama Mustafa Kemal ikimize de birer tabanca hediye ederek bizi barıştırmıştı” demektedir.  

            Kılıç Ali, 1920 yılında Çerkez Ethem’e yollanan nasihat heyetinde de yer alır. Ancak nasihat heyeti başarısız olur. Çerkez Ethem nasihat heyetindekileri de tutuklamak ister. Ancak, Ankara’da Çerkez Ethem’i savunacakları sözünü verip, Meclis’e Çerkez Ethem’i haklı bulan telgraf çekmelerinden sonra serbest kalırlar. Daha sonra Kılıç Ali’yi Çerkez Ethem ve arkadaşlarının gıyabında ölüm cezasına çarptırıldığı Ankara istiklal Mahkemesinde de üye olarak görüyoruz. Zaten Kılıç Ali daha çok Ankara İstiklal Mahkemesindeki üyeliği ile dikkat çeker. Ankara İstiklal Mahkemesi 7 Ekim 1920 den 31 Temmuz 1922 tarihine kadar çalışan tek İstiklal Mahkemesidir. En önemli İstiklal Mahkemesi dememizde de bir sakınca yoktur. Çok önemli davalara bakmıştır. Belli başlı baktıkları davalar ve verdikleri cezalar şöyledir.

            Sadrazam Damat Ferit, Ayan meclis üyeleri Hadi Bey, Rıza Tevfik Bey ve Reşat Halis Bey’e, Sevr anlaşmasını imzaladıkları için gıyaplarında idam cezası verildi.

            Çerkez Ethem ve kardeşleri hakkında, vatana ihanetten gıyaplarında idam cezası verildi.

            Gizli Komünist Partisi davasına da bakan mahkeme çeşitli hapis cezaları verdiler.

            Başta Hintli Mustafa Sagir’in casusluk davası olmak üzere pek çok casusluk davasına da bakmıştır. Casusluk davalarında suçlu kanaati uyananlar idam cezasına çarptırılmıştır.

            Ankara İstiklal Mahkemesi iki yıllık süre içinde çeşitli suçlardan 13.096 kişiyi yargılamıştır. Bu kişilerden 108 kişi idam, 279 kişi idam cezası almış ama ertelenmiş (tecil edilmiş), 48 kişi de yokluklarında (gıyaben) idam cezasına çarptırılmıştır. Bunun dışında 12.137 kişi değnek ve para cezasına çarptırılmış, 54 sanık kalebentlik (sürgün/bir yerde ikamet etme zorunluluğu) cezası almış, 470 kişi de beraat etmiştir.[8] Bazı kaynaklara göre ise bu sayı çok daha yüksektir. Bu arada asker kaçakları kendileri gelip teslim olurlarsa af ediliyor, direk ön cepheye yollanıyorlardı.

            Ankara İstiklal Mahkemesinin ikinci dönem diyebileceğimiz daha sonraki yargılamalarında da Kılıç Ali’yi üye olarak görüyoruz. Mahkeme üyelerinin isminin üçünün de Ali olması nedeniyle “Üç Aliler Divanı” da denilen bu mahkemeye benzetilmeye çalışılan oluşumda, İzmir Suikast davası da olmak üzere çok önemli davalarda Kılıç Ali görev almıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün çok güvendiği, aynı zamanda Atatürk’ün yakın korumalığını da yapan, herkesçe bilinen Atatürk sofralarında çoğu zaman yer bulan bir kişi olarak tarihe geçen Kılıç Ali, Atatürk’ün ölümünden sonra siyaset alanından çekilmiştir.  

            Ali Kılıç (Kılıç Ali), Hain ve işbirlikçi olmayan, Mustafa Kemal Paşa’nın yakın korumalığını yapmış, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti için kimi zaman savaş meydanlarında, kimi zaman Meclis’te, kimi zaman İstiklal Mahkemesi salonlarında mücadele eden, günahıyla sevabıyla Milli Mücadele tarihinde yerini almış bir kişidir.

            Bu arada Fransızlar Antep’te mahsur kalan Fransızlar için Kilis’ten oldukça kuvvetli bir askeri güçle 21 Mayıs 1920 tarihinde hareket ettiler. Yoğun çatışmalara karşın Antep’e ulaşmayı Fransızlar başarmıştır. Sarımsaktepe’ye yapılan saldırı başarılı olamamış, Fransızlar çok kayıp vermelerine karşın tepeden sökülememiş, Karayılan’da bu çatışmada kalbine gelen bir kurşunla şehit olmuştur. (Sarımsaktepe’nin ismi daha sonraki yıllarda Karayılan Tepesi olarak değiştirilmiştir.)

            Karayılan şehit olmadan önce Karagöz camisindeki konuşmasını Tevfik Üner’in anlatımıyla, R. Yaşar Büyükoğlu’nun değerli çalışmasından aktarıyorum.

            “Karagöz camisinin sofasında çeteler sabah karavanası yiyorlardı. Hatırımda kaldığına göre patates haşlaması, nohutlu bulgur pilavı idi. Karavana yerlerken başları ucunda çok yakışıklı, bir erkek güzeli vardı. Esmer, bıyıklı, orta boylu, başında poşu, elinde gümüş kaplı kaması ile bir dilâver dolaşıyordu. Heyecanlı ve bütün vücuduyla konuşuyordu. Bu kahramanın kim olduğunu öğrenmek ve sözlerini duymak üzere yanına doğru yaklaştım. Etraftan bir çeteye sordum. O kahramanın Karayılan olduğunu söylediler… Gür ve ateşli bir sesle: Arkadaşlar çabuk olunuz. Vakit geçirmeden düşmana saldıracağız, düşmana kendimizi göstereceğiz. Bu yurdun evlatlarının ne yaman erler olduğunu düşman bilmelidir. Bizler bugün için dünyaya geldik, yurdumuzda düşmanın dolaşmasına tahammül edemeyiz. Arslan diyarı Antep’e düşman gelmekle aldanmıştır. Düşmana karşı geleceğiz ve toprağımızda yabancı bırakmayacağız. Onlara bu yerleri mezar yapacağız”[9]

            Fransızların Güneydoğu Anadolu bölgesinde karşılaştıkları direnç sonucu oluşan kayıplara, Fransız kamuoyunda da değişen bakış açıları eklenince Ankara Hükümeti ile anlaşma yoluna itilmişlerdir. En azından bir ateşkes ortamı gerekliydi. Bunun üzerine Fransa Yüksek Komiseri General Gourand bir heyeti Mustafa Kemal Paşa ile görüşmesi için Ankara’ya yolladı. Fransa heyetine M. Robert de Caix başkanlık yapıyordu.

            Yapılan görüşmeler sonucunda ateşkes kararı çıktı. 29 Mayıs 1920 tarihinde Antep’e gelen bir Fransız uçağı müfreze komutanı Debieuvre’ye ateşkes kararını bildirdi. Aynı gün Antep Mutasarrıflığına gelen telgrafta da Fransızların Antep’ten çekileceği bildiriliyordu. Antep’te ki Ermeni Cemaati de Türklerle birlikte ve kardeşçe yaşayacaklarını deklere ettiler.

            Mütareke fazla üzün sürmedi. Fransızlar 8 Ağustos tarihinde Antep’e büyük bir askeri kuvvet yollayarak ateşkesi ortadan kaldırdılar. Yüzbaşı (bazı kaynaklarda Albay) Andrea’nın emrindeki kuvvetler çarpışa çarpışa Antep’e gelmeyi başardılar. İrfan Bey komutasındaki milli kuvvetlerin önemli bir kısmı Antep dışında kalmıştı. Bunun üzerine Antep’te kalan milli kuvvetler, Mutasarrıf Sabri Bey’in başkanlığında bir kurul oluşturarak, o sırada Antep’te bulunan Ali Şefik Özdemir’i “Etraf-ı Şehir Cepheler Komutanı” unvanıyla Antep’te kalan milli kuvvetlerin komutanlığına getirdi. İyi bir gerillacı ve askeri örgütçü olan Ali Şefik (Özdemir) Bey, Antep halkını düşmana karşı savunmaya çağırdı.

            Fransızlar, şehri teslim etmeleri için önce Kuvayi Milliye Komutanı Ali Şefik (Özdemir) Bey’e, ondan net bir ret cevabı alınca da Antep Mutasarrıflığına şehri teslim etmelerini istemişler, ondan da olumlu cevap alınamayınca 13 Ağustos 1920 tarihinde bu sefer halka doğrudan teslim ol çağrısı yapmışlardır. Bu teslim ol çağrısından yaklaşık bir saat sonra “Antepli Ermeniler” imzasını taşıyan bir mektup Kuvayi Milliye karargâhına ulaştı. Mektupta, “Bugün akşama kadar siz Türkler, Fransızlara teslim olmazsanız biz Ermeniler, bu teslim şartlarını size kabul ettirmek için bütün gücümüzle savaşacağız” diyerek tehdit ediyorlardı. Bazı kaynaklarda Ermeni mektubunun altında Fıstıkçıyan Ador/Adur imzası olduğu yazılıdır. Böylece Kuvayi Milliye sadece Fransızlarla değil, aynı zamanda Ermenilerle de savaşmak zorunda kalacaktı.

            Antep’te, Fransız kuşatması altında yiyecek sıkıntısı son haddine gelmişti. 1 Ocak 1921 yılbaşı günü Antep’te açlık dayanılmaz boyuta gelmişti. Halk at, eşek etini adeta kapışıyor, bazı semtlerde kedi köpek yendiği söyleniyordu. Ekmek yapımında una katmak için acı zerdali çekirdeği ezilip kullanıldığı için o günleri yaşayan Doktor Fahri Can Bey’in anılarında Şehrin Hıçkırık Hastalığına tutulduğu yazılmıştır. Yaralıların tedavileri tam olarak yapılamadığı için ölümler çoğalmıştı.

            Kuvayi Milliye ve nizami güçler birlikte çarpışıyorlardı. İkinci Kolordu 18 Ocak 1921 tarihinde Akçakoyunlu’dan İkizkuyu’ya doğru yürüyen Fransız kuvvetlerine bir saldırı başlattı. İki gün süren saldırılarda büyük bir başarı elde edilemedi. Ancak Fransızlara hem zayiat verdirilirmiş hem de pek çok askeri malzeme elde edilmişti. Buna karşın Antep kuşatılması kırılamadığı için Antep’e iaşe yardımı yapılamamıştı. Açlık dayanılmaz boyuta gelince 8 Şubat 1921 günü Şeyh Camisinde toplanan Antep’in ileri gelenleri teslim şartlarını konuştular. Ali Şefik (Özdemir) Bey ve mutasarrıftakiler şehrin dışına çıkmışlardı. Bu durum teslim olmayı zaten zorunlu hale getiriyordu. 9 Şubat 1921 Çarşamba günü Fransız karargâhına gelen temsilciler şehrin teslim protokolünü imzaladılar. Bu protokole göre Antep Fransız mandası altına girecek, askerler savaş esiri kabul edilecek, silahlar teslim edilecek, halka Türk Ermeni denilmeden eşit davranış uygulanacaktır.

            Antep savunmasında yaklaşık 7.000 kişi şehit düşmüş yaklaşık 7.000 kişi de yaralanmıştı. Türkiye Büyük Millet Meclisi 8 Şubat 1921 günü Antep’e “Gazi” unvanı vererek adını “Gaziantep” olarak değiştirmiştir.

            Antep’te yaşayan ve işgal eden her kuvvetle birleşip Türklere karşı savaşan Ermenilerin işgal günlerinde yaptıklarını da incelemek gerekir diye düşünüyorum.

            1920 yılının Ocak ayına kadar Ermeniler bir birlik oluşturamamış ve küçük gruplar halinde kendilerine göre çalışmalar yapmışlardır. Abdülhamit döneminde Halep’te silah tüccarlığı yapan, bomba yapmaktan anlayan, terör olayları organize etmeyi bilen, emperyalist devletlerin istihbarat örgütleri ile bağı olan ve zalimliği ile bilinen Avadis Kalemkeryan, Fransız işgali altındaki Antep’e gelerek ya da getirilerek küçük grupları birleştirmiştir. Sürgünden önce saklanan silahlar gömülü yerlerden çıkarılmış ve kullanılır hale getirilmişti. Ayrıca Fransızlardan da silah ve cephane temin ediliyordu.  21 Ocak 1920 tarihinden sonra Taşnaksutyun Partisinin üyeleri bir araya geldi. Khoren Varjabed isimli istihbaratçı Ermeni’ye kimilerine göre savaşacak kimilerine göre öz savunma yapacak bir kurul oluşturma görevi verildi. O da 23 Ocak’ta Hınçak, Ramgaver, Taşnak ve bağımsız küçük gruplardan oluşan yirmi kişilik bir kurul oluşturdu. Khoren Varjabed’in yardımcılığına İngiliz ajanı Adur Levonyan isimli bir Ermeni getirildi. Böylece İngilizler ile de bağlantı sağlamlaştırılmıştı. Avedis Kalemkeryan’da askeri komutan olarak kurulda yer alıyordu. “Böylece Antep Askeri Merkezi Kurul’un etkinliği başlamış oldu ve bu kurul da görevini çarpışmaların sonuna kadar yerine getirdi.”[10]

            Bu kurul ile birlikte Antep’te tedhiş olayları artmıştır. Ermeniler Türkleri, Türkler Ermenileri suçlamaktadır. Antep Mutasarrıfı Celal Kadri (Barlas) Bey ise, İstanbul hükümetine bağlı olmanın yanında İngiliz ve Fransızlarla işbirliği yapmaktan çekinmiyordu. Yaşanılan tedhiş olaylarında Ermenilere fazla ses çıkarmaması da Ermenileri tatmin etmiyor, daha da ileri gitmenin yollarını arıyorlardı. Türkler çaresizdi ama Ermenilere göre onlar Osmanlı Devletinin yaptıklarından sorumlu kişilerdi. Ya Antep’ten kaçacaklar ya da imha edileceklerdi. Bu arada Fransız birliklerinin Maraş’tan ayrılması ve Fransızlarla birlikte savaşan Ermenileri Türklerin insafına bırakması, Antep’teki Ermenileri çileden çıkarmakta ve hınçlarını Antep’teki Türklerden almaktaydılar. Azınlık konumundaki Ermeniler, Maraş olaylarından sonra sıranın kendilerine gelebileceğini düşünmeye başladılar. Güvendikleri Emperyalist İngiltere ve Fransa onları işine geldiğinde yalnız bırakabiliyordu. Bunun üzerine Şubat ayında “İmtizaç/uyuşma Komisyonu” adı altında Türk ve Ermenilerden oluşan karşılıklı uzlaşma ve anlaşmayı hedefleyen bir komisyon oluşturuldu. Amaç Osmanlı vatandaşlığı bağlamında Türk ve Ermenilerin birlikte yaşamalarını sağlamaktı. Türk bekçilerinin öldürülmesini engellemek ve görev yapmalarını sağlamak amacıyla Türk ve Fransız bekçiler ve jandarmalar birlikte görev yapmaya başladılar. Mart ayına geldiğinde asayiş olayları azalmakla birlikte yine de devam ediyordu. Garnetsi Karekin isimli bir Ermeni ve arkadaşları, herkesin gözü önünde devriye gezen Türk polislerinin silahlarını almaya çalıştılar ve bir polisin tabancasını alan Garnetsi Karekin bir Türkü (büyük olasılıkla polisi) tabancayla öldürdü. Hiçbir Ermeni’ye bir şey yapılamadı ve İmtizaç Komisyonunun araya girmesiyle sadece polisin tabancası kendisine iade edildi. 29 Mart günü Yüzbaşı (Ermeni kaynaklarda Albay) Andrea komutanlığında 2.500 bazı kaynaklarda 3.000 kişilik Fransız askeri birliği Antep’e ulaştı. Yolda Kuvayi Milliye tarafından pek çok yerde saldırıya uğramışlardı. 1 Nisan 1920 tarihinde Kürkçüzade/Körükçüzade Ahmet Efendi başkanlığındaki Kuvayi Milliye’nin, Antep’teki Fransızlara karşı savaşı başlattığını yukarıda söylemiştik. Çatışmaların başlamasıyla Ermeniler, Fransızlarla birlikte Türklere karşı savaşa tutuştular. Bunun üzerine Antep Mutasarrıflığı tarafından Ermenilerin oluşturduğu “Milli Dernek” denilen kurula bir mektup gönderilerek, Antep halkının İşgalci Fransızlara karşı savaştığını, Ermenilerle ilgili bir sorunun olmadığını, herhangi bir düşmanlığın bulunmadığını, Ermenilerin silah kullanmalarını gerektirecek bir şey olmadığı yazılıydı. Ermeni Kurulu bu talebi ret etti. Ermeni kaynaklar bu mektubu akıl çelen bir mektup olarak değerlendirmektedir. A. Gesar takma adıyla yazı yazan Ermeni Asadur Khederian ise akıl dışı bir yaklaşımla, “Antep’in Varoluş Mücadelesi” isimli kitabında, Türklerin Fransızları öldürmediğini, hatta esir tuttukları Fransızları serbest bırakırken, tırnak içinde düşman kabul edilen Fransızlara hiç ateş etmeyip, on dokuz Ermeni’yi yaralayıp, on Ermeni’yi öldürdüklerini iddia etmektedir.[11] Bu akıl dışı yaklaşımı kabul edersek, Antep’i bombalayanların da Fransızlar değil, uzaylılar olduğunu düşünebiliriz. Türk resmi tarihini hamasetle suçlayanların, gayri resmi tarihlerindeki hamaseti görmemeleri de gariptir.

            Bu arada Ermeni ve Ermeni yandaşı kaynakların Türklere karşı saldırıları organize eden Adur Levonyan isimli hainden övgüyle söz etmeleri de ayrı bir garipliktir. Adur Levonyan Antep’in zengin Ermeni ailelerinden birinin oğludur. ABD’li misyonerler tarafından kurulan Antep Amerikan Kolejinde eğitim almış, İttihat ve Terakkinin iktidar olduğu dönemde çıkardığı yasa ile askere alınmıştır. Eğitimli olduğu için askere subay olarak alınmış olan bu Osmanlı vatandaşı, Cemal Paşa’nın Mısır saldırısına da katılmıştır. Bu saldırı sırasında kimilerine göre İngilizlere esir düşmüş, kimilerine göre de Osmanlı ordusundan kaçıp İngilizlere sığınmıştır. Hangisi olursa olsun daha sonraki dönemde Osmanlı ordusunun subayı konumundaki Adur Levonyan’ı İngiliz istihbaratında çalışırken görüyoruz. Antep’in İngilizler tarafından işgalinde de bu zengin Antepliyi İngiliz casusu olarak Antep’te görmemiz herhalde okuyucuyu şaşırtmayacaktır. İşgalci güçlere karşı Antep’i savunan Türklerin karşısındaki Ermenileri örgütleyen ve Türklere saldırtan Ermeni komutanlarından bir tanesi de Adur Levonyan’dır.

            3 Nisan günü Kuvayi Milliye tarafından Ermeni Kurula tekrar bir teklif yapılmış, İmtizaç Komisyonunun tekrar oluşturulması ve Türklerle Ermeniler arasında bir ateşkes yapılması tekrar gündeme getirilmiştir. Khoren Varjabed, Adur Levonyan, Avedis Kalemkeryan gibi emperyalist devletlerin ajanlarının kontrolünde ve komutasında bulunan Ermeni cemaati bu teklifi de ret etmiştir.

            4 Nisan günü Kuvayi Milliye komutanı Kılıç Ali Bey, İmtizaç Komisyonunu tekrar toplamış, ancak bir sonuç elde edememiştir. Diğer taraftan Amerikalı Doktor Shepard’ın girişimleriyle Ermeniler ikna edilip ateşkes sağlanmıştır. Türklerin derdi işgalci Fransızlar iken, Ermenilerin derdi komşuları Türklerdi. Çünkü Kılıç Ali Beyin yayınladığı bildiriyi Ermeniler bir tehdit olarak kabul ediyorlardı. A. Gesar’ın kitabından aynen aktarıyorum:

            “Kılıç Ali Ermenilere gönderdiği ve Askeri Merkezi Kurulun gözünden kaçan zehir zemberek bildirisinde şunları yazmıştı: Antep’in tüm halkına bildirilir ki! Türk milli kuvvetleri hiçbir şekilde, aklıselim Ermenilere karşı kasıtlı olarak saldırgan bir tutum içinde olmamıştır. Şimdiye kadar yapmış olduklarımız bunu bariz bir şekilde kanıtlıyor. Bizim milli kuvvetlerimizin kutsal amaçların peşinden koşmaktan başka hiçbir düşüncesi veya eylemi yoktur. Bu bildirimde bizim onlarla bir bağa sahip olduğumuzu söylüyoruz. Birkaç günden beri Antep’te İslam ve Ermeni halkı arsında yaşanan kavgalardan hiçbir şekilde sorumlu değiliz. Birbirimize karşı düşmanca duygular beslemenin, böyle hayaller içinde olmak için de bir sebep yoktur. Mutlak bir azim ve kararlılıkla işe başladı. Bugünden itibaren bütün halkın dükkanlarını açmalarını ve kendi işleriyle meşgul olmalarını emrediyorum. Amerikalı misyonerler ve Ermeni halkının ileri gelenleri toplanarak bu gerçeği halkınıza duyurun. Bizim amacımız milletimizin onurunun küçük düşürülmesini engellemektir. Yol gösterici çabalarımıza karşı gelenlerin kesinlikle cezalandırılacağını takdir edersiniz ki mecburen talep edeceğim. Şehrin sükûnetinin tekrar sağlanması ve gerginliğin önlenmesi için hangi halktan ve dinden olursa olsun hiç kimse bu karara karşı gelmeyecektir. Şehrin içinde toplanan milli kuvvetler daha önce kararlaştırılan yerlerine çekilecek, köylüler bizzat kendi köylerine geri dönecekler. Köylülerden inat edip köylerine dönmeyenler en sert şekilde cezalandırılacaktır; ama onlardan bir işyerinde çalışanlar var ise onlar da izlenecektir.

            Bu bildiri ispatlamaktadır ki nasıl 1895 olaylarında olduysa Türkler katliama ve soyguna katılmak için şehre sökün etmişti.”[12] Şimdi ben bu bildiri de tehdit ve Ermenilere düşmanlık görmüyorum. Öncelikle bildiri Antep’te yaşayan herkese karşı yayınlanmıştır. Fransız işgali üzerine bir direnme ve karşı çıkış söz konusudur. Bir soygundan ya da katliamdan nasıl söz edilebilir?

            Ermeni kaynakları 8 Nisan günü 2. Protestan Kilisesinde Silah yapımevi kurduklarını söylemektedir. Burada silah ve barut ürettiklerini açıklamaktan çekinmemektedirler. Hatta daha ileri giderek 10 Nisan günü “İntikam topu” adında bir top imal ettiklerini ve Türklere karşı saldırıya geçtiklerini söylemektedirler.

            Bu arada Türkler ne mi yapmaktadır? Maraş’tan Ermeni cemaatin ileri gelenlerinden Rahip Sahag, Rahip Bedros ve Abraham isimli üç Ermeni’yi getirerek, aynı ülkenin insanlarının birbirlerinin kanını dökmemesi için uğraşmaktadırlar. Bu kişiler Amerikan misyoner Doktor Shepard ve Kolej Müdürü Amerikan istihbarat memuru Merrill ile görüşerek Antepli Ermenileri ikna etmeye çalışmışlar ancak bir sonuç alınamamıştır. Bu arada Fransız topçusu Antep’i bombalamaktadır. Ermeniler evlerine Ermeni ve Fransız bayrağı asarak Fransız topçusunun ateşinden kurtulmaktadır.

            Ermeniler, Fransızlarla Türklerin çatışmasında tarafsız görünmeye de çalışıyorlardı. Bir yandan Fransızlara yardım ederken diğer yandan tarafsız görünerek Türkleri kandırmak kolay değildi. Bu arada fırsat buldukça da Türklere ateş ediyorlardı. Abluka altına alınan Antep’te açlık başlamıştı. Bu durumdan Ermeniler de nasipleri alıyordu. 30 Eylül günü Milli Dernek başkanının evinde yapılan toplantıda İngiliz ajanı Adur Levonyan tarafsız görünmeye de gerek olmadığını ve Fransızların yanında ve emrinde çarpışmalara katılma kararını savundu ve kabul ettirdi. Bu durum her tarafa bildirildi. Fransızlar zaten çoğu zaman iç içe oldukları Ermeni bölgelerine yerleşerek Türklere ateş etmeye başladılar.

            9 Şubat günü Türkler teslim olunca silahlar sustu. Geçici olarak mutasarrıf olarak atanan Doktor Mecit Bey şehirdeki yıkıntıları temizleme işine başladı.

            Fransa ile Ankara Hükümeti arasında yapılan anlaşma sonrası, Fransızların 1 Ocak 1922 tarihine kadar Bağdat demiryolunun kuzeyini tamamen boşaltılacağı resmen ilan edildi. Bu anlaşmaya göre Ankara Hükümeti, azınlıkların güvenliğini garanti ediyor ve barış içinde yaşama sözü veriyordu. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi Antep halkı için genel af çıkarıyordu. Ermeniler ise göç etmeyi düşünüyordu. 25 Aralık 1921 tarihinden itibaren Antep’te kurulan Kuvayi Milliye yönetimi, azınlıklara gerekli özeni gösteriyordu. Bu arada doğal olarak gençler zorunlu askerlik olduğu için askere alınıyordu. Ermeniler ise askere gitmek istemiyorlardı. Yapılan bir operasyonla 20 Ermeni asker kaçağı yakalandı ve Urfa’ya gönderildi. Diğer Ermeni gençleri Halep’e kaçtılar. Durum gerginleşmeye başladı. Ermeniler yapılan her şeyi kendi aleyhlerine bilerek yapıldığı algısını yaşıyordu. Türklerin bir kısmı da yaşanılanları unutamıyor ve Ermenilere kin gütmeye devam ediyordu. Bazı yerel gazetelerde Ermeni aleyhtarı yazılar da yazılıyordu. Bu durumda Ermeni ileri gelenleri hemen mutasarrıflığa giderek yazılan yazılar nedeniyle hesap sormaya çalışıyor, Mutasarrıf Asef Talat Beyin gazete yazılarının yazı yazanın görüşü olduğunu ve Mutasarrıflığın böyle bir görüşe sahip olmadığını ve herkese eşit olduğunu belirtmesi Ermenileri tatmin etmiyordu. Ermeniler kendilerine güvenmiyor ve göç etmeyi tercih ediyorlardı. Önemli sayıdaki Ermeni Antep’ten ayrıldı.  


[1] Antep’in Varoluş Mücadelesi. A. Gesar. Belge yayınları. Ocak 2015. Sf:41

[2] Türkiye’nin işgali ve Milli Direniş Hareketleri. İzzet Öztoprak. EZR yy.2019.Sf:25

[3] Mütarekede Ordunun Durumu ve Yeniden yapılanması. Zekeriya Türkmen. TTK.2001. Sf:49

[4] Gaziantep Savunması. Lohanizade Mehmet Nurettin. Kastaş Yayınevi.2011. Sf:35

[5] Milli Mücadele Döneminde Güneydoğu Anadolu. R. Yaşar Büyükoğlu. Ekin yayınları.2012 Sf:143

[6]Milli Mücadele Döneminde Güneydoğu Anadolu. R. Yaşar Büyükoğlu. Ekin yayınları.2012 Sf:146   

[7]Kılıç Ali’nin Anıları. Hulusi Turgut. Türkiye İş Bankası yayınları. Ağustos 2013. Sf:118

[8]Kılıç Ali’nin Anıları. Hulusi Turgut. Türkiye İş Bankası yayını. Ağustos 2013. Sf:373

[9] Milli Mücadele Döneminde Güneydoğu Anadolu. R. Yaşar Büyükoğlu. Ekin yayınları.2012 Sf:157     

[10] Antep’in Varoluş Mücadelesi. A. Gesar. Belge Yayınları. Ocak 2015. Sf:46      

[11] Antep’in Varoluş Mücadelesi. A. Gesar. Belge Yayınları. Ocak 2015. Sf:60

[12] Antep’in Varoluş Mücadelesi. A. Gesar. Belge Yayınları. Ocak 2015. Sf:64