Krallar, Prensesler, Padişahlar, Voyvodalar, Kült Liderler

Özgürlük Size Gelmez, Siz Ona Koşmadıkça

Murat Bulut
555 views

Geçmişinden günümüze güçlü, karizmatik, bir bakıma laf dinlemeyen, kendine buyruk karar alan, tehlikeli, kaprisli, egolu, sürekli ilgi bekleyen liderlerle doldu insanlık tarihi.. Ve onlara hayranlık duyan toplumlarla. Kimi toplumlar ve dünya fena şekilde bunun acısını çekti, kimi toplumlar ise ucuz yırttılar. Az da olsa kimi toplumlar kısmi kazanımlar kazandı ama kazanımları yapay bir kazanımdı. Yani toplumlar kendi doğal gelişim serüveninde yol almadılar. Hep bir kurtarıcı beklediler.  İktidar kimse yani güç kimdeyse onun dediklerini kabul ettiler. Çoğunluğun bir fikri yoktu. Zihinsel hiçbir gelişim sağlamamış bencil çoğunluk dünya ve kendi tarihlerini belirledi. Bizim inancımıza göre kul hakkına girdiler. Karşı koymayarak, onaylayarak, düşünce gücünden yoksun oldukları için, sırf güçlü diye onların yanında olarak bencilce günaha girdiler.

Tarihte zaman ve mekâna göre unvanların veya yönetim şekillerin ismi değişsede, kendi başına karar alabilmiş yarı Tanrılaşmış otoriter lider tipleri özde aynıdır. Firavunlar, Krallar, Prensler, Prensesler, Voyvodalar, Çarlar, Padişahlar, Sultanlar, Şahlar, Kült Liderler, Güçlü Liderler. Güçlü, karizmatik, kendi bireysel idealleri olan, takım oyununa uymayan, kendine buyruk liderler zamanla toplumlardan hep isteklerde bulunmuşlardır.  Çok uzun vadede gerçekleşecek, meşakkatli büyük projeler ve kutsal idealleri vardır.  Bu isteklerini gerçekleştirmeleri için toplumlardan, onun sorgusuz sualsiz, savunucuları ve destekçileri olmasını beklerler. Uzun dönemlerde gerçekleşebilecek istekler yerine gelene kadar onlar hep iktidar olacak ve iktidarın tüm nimetlerinden hayasızca, utanmazca ve güçlerini pekiştirdiklerinde artık gizli amaçlarını saklama ihtiyacı bile duymadan bencilce faydalanacaklardır. Ne de olsa büyük ve kutsal amaçları, yapılacak çok işleri vardır ve bu yüzden iktidardan hiç gitmemeleri lazımdır. Toplum bunun için vardır. Büyük idealleri varken toplumun nankörlük yapmamaları gereklidir. Demokratik Liderleri ayrı tutuyoruz, bahsi geçen otoriter tek başlı liderler. Demokratik Liderler bir sistem ve kurallara uymuşlardır. Takım oyununu savunmuş ve bir ekip olarak tarihte insanlığın kazanımlarının çoğunu gerçekleştirmişlerdir. Ama otoriter liderleri tutan hiçbir şey olmadığında büyük felaketler olma ihtimali yüksek olmuştur. Özde iktidar, yani erk vardır. Engelsiz, boş bırakılmış erk, insanı, her istediğini yapabilme gücü karşısında yozlaştırır. İnsan fıtratı gereği sınırsız özgürlük, kontrolsüz güç, onu tutacak bir engel olmaması karşısında şımarır, şaşar beşer. Tarihte olduğu gibi; huni giyip balıklara altın atar, Roma’yı yakar, insanları gaz odalarında zehirler, düşmanlarını kazıklara çakar ve daha neler neler. Üretkendir işkencelerinde. Bir kere güç zehirlenmesini yaşamış, denge yayı gevşemiştir. Her otoriter iktidar için diğerleri düşmandır. Muhakkak düşmana ihtiyaç vardır. Kim olursa olsun, sınırsız güç ve engelsiz bir sistemde ceberut ve baskıcı olurlar.

Yozlaşan iktidar sahipleri, ruhsal ve manevi değerlerini kaybetmelerinin sonucu gaddarlıklarını olağan görmeye ve otoriter rejimlerinin meşru olduğuna kendileri de inanmaya başlarlar. Sınırsız güç, onu frenlemeyen toplum, sistem artık kontrol edilemez tehlikeli bir diktatör yaratmış olur. Diktatör ve merkez komitede onlarda yarattıkları yalana ve hayale kendileri de zamanla gerçekten inanmaya başlarlar. Artık bireylerin, toplumların kendi gündemleri, hayalleri, zihinsel gelişim çabaları büyük amacın altında gölgede kalarak değersizleşir. Yakın tarihte bilinen örnek; Mussolini, Hitler, Franco gibi. Mussolini, Roma imparatorluğunu tekrar diriltmek için İtalyan halkından destek istemişti. Hitler Germen/Aryan üstünlüğünü iddia ederek dünya hakimiyeti için Alman halkından destek istemişti. Franco ise Katolik ve sosyalist bir devlet olan İspanya’yı 1947’de Krallığa dönüştürüp kendisini devletin ömür boyu kurucusu ve Kralı ilan etmek için İspanya Halkından destek istemişti. Hepsinin ortak özelliği; narsist hasta ruhlu olmalarıydı. İstekleri hiç bitmedi. Toplumlarına acılar, felaketler yaşattılar. Hep gündem kendisi ve imkânsız istekleri olmuştur. Toplumlar ve bireyler bu isteklerden yorulur.  Zamanları çalınır.  Toplumun çoğunluğunda bireysel ve zihinsel evrimleşme süreci sekteye uğrar. Ne istediklerini bilemeyen şaşkın yığınlar oluşur.  Oysa toplumların kendi gündemi ve istekleri vardır. Arada bunların farkına varan grupların çabası bu durumu değiştirmeye gücü yeterse toplumlar kurtulur.

Yığınlardan oluşan toplumlar, diğer güçlü toplumlar ve sistemleri karşısında av durumuna düşerler.  Çıkar için kurulmuş, imparatorluklar, devletler, gruplar kendi çıkarı ve bekası, temelde yönetenin otoriter iktidarı için her şeyi mübah görüp, işgal, sömürü, savaş dahil birçok kötülüğü yapma fırsatı bulurlar. Güçlü sistemler, Krallıklar, İmparatorluklar, Emperyalist devletler vb. sırayla birbirini yok ederek tarihte saçma, aptalca, kısır bir yok edişin tekrarını yaşayıp durular tarih boyunca.  Ölümlü dünyada krallıklar kurduklarını sanırlar.

Güçlü toplum ile gelişmiş toplum arasındaki farkı bilen bireylerin geleceği ve yaşadığı günü etkilenir. Gelişmiş toplumlarda bireyler sağlıklı, güvenli, zaruri ihtiyaçları karşılanmış, kendini gerçekleştirme sürecinin devam ettiği, ortak saygın kuralların olduğu sistemde yaşarlar. Güçlü toplumlarda ise bireyler güven altında değildir.  Güvenlik saplantıları vardır. Her an çatışma olacağına hazırlıklıdır ve toplumun büyük idealleri için canını düşünmeden vermelidirler. Güçlü toplumlarda tipik birey durup dururken canını vermeyeceği yerde manipüle edilerek kutsal değerler adı altında sorgulamadan ıslık çala çala savaşa, ölüme giderler.

Güçlü değil, gelişmiş toplumlara ve sistemlere ihtiyaç vardır. Gelişmiş insan, gücü değil huzur ve mutluluğu savunur. İnsanların ihtiyacı, güçlü devletler ve yöneticiler değil, onlara hizmet eden sistemler ve yönetici statüsünde görevlilerdir.  Haklar ve özgürlükler anlamında bireylerin gelişimi çok önemlidir. Bilinçli, gelişmiş, özgür  bireylerden oluşmuş sivil toplumlar otoriter, güçlü yapılanmaya ihtiyaç duymaz. Gelişmiş bir toplumda güçlü, karizmatik, kendine buyruk liderlere ihtiyaç yoktur. Tam tersi liyakat sahibi, olgun, bilgili, görevini yapan, toplumun gündemini sürekli boğmayan, neredeyse görünmeyen, vatandaşların yaşamını kolaylaştıran, görev süresi dolduktan sonra bayrak yarışındaki gibi yerini başkasına bırakacak ve böyle oluşturulan bir sisteme uyan olgun, kanaatkâr görev insanlarına ihtiyaç vardır. Gelişmiş bireylerden oluşan sivil toplumlar kendi ihtiyaçlarının, kendi geleceğinin, kendi kurallarının farkındadır ve o anlamda başlarında Demokles’in kılıcı gibi sallanan korkulu bir aygıta, vatandaşı ezen güçlü bir devlete ve otoriteye değil, vatandaş için çalışan, görev yapan ihtiyaç dahilinde ve süreçte küçülen yapıya ihtiyaç vardır. Millet için böyle hizmet eden devletler olmalıdır.

Gelişmemiş toplumlar güçlü bir kurtarıcı bekler. Kurtarıcılar ise genelde kendi iktidarlarını kurarlar. Oysa gelişmiş toplumlar sistem kurarlar. Ve sistemi uygulayacak, liyakatli görev insanlarını seçerler. Ez cümle;

“Özgürlük size gelmez, siz ona koşmadıkça.”