Devrim ve Devrimcilik

Hayati Uçar
1.053 views

Büyük ustalar devrimin nasıl yapılacağını anlatırken, bu devrimi yapacak olan insanların nasıl insanlar olması gerektiğini de açıklamışlardır. Aslında ortaya bir insan tipolojisi koymasalar da devrimci değerler dediğimiz, karakter oluşturduğumuz davranış biçimlerini, devrimci liderlerden esinlenerek belirlemişlerdir.

Devrim fikri tek başına iktidar mücadelesi değildir. Bu mücadele neden sonuç ilişkisi çerçevesinde değerlendirildiğinde varılan sonuç olabilir. Devrim fikri sadece soyut bir fikir olarak da kalamaz. O aynı zamanda bir hareket, eylem ve mücadele biçimidir.

Devrim, halkın yaşam koşullarını iyileştirmek ve bir sistemi (burjuvazi) kökten yıkarak, yerine işçi sınıfı kökenli halk iktidarını kurmaktır. Yani bir başka anlatımla, burjuva sınıfının iktidarını halk lehine yıkarak, devrimci ideolojiye göre temelden, yeniden kurmaktır.

Üretim ve tüketimdeki paylaşım ilişkilerini yeniden düzenlemektir devrim…

Devrimci bütün bunları isterken, karşı devrimci sınıf ise kendi iktidarını korumak ister.  Bu nedenle karşı devrimcilerin en büyük düşmanı, işçi ve halk kitlelerini uyandırmayı görev edinen profesyonel devrimci militanlardır. Karşı devrimci sınıf (burjuvazi) bu konularda çok deneyimlidir. En büyük deneyimleri de Sovyetler Birliği’dir. Burjuvazinin en büyük yıkımıdır Sovyetler Birliği!  Çünkü, sosyalizmin kurulabileceğini ve her alanda uygulanabilir olduğunu gösteren bir büyük depremdir o… Ancak ne acıdır ki karşı devrim de yine bu ülkede başarılı olmuş ve koca ülke, sosyalizm deneyimlemesi devam ederken global emperyalizminin saldırılarına karşı koyamamıştır.

Karşı devrimciler bu deneyimden sonra işi sıkı tutmaları gerektiğini daha iyi anladılar. Devrimci hareketleri sindirmek için devrimcilerin barışçıl ya da etkisiz bir avuç marjinal olduğu algısını yaymak için pek çok yol denediler ve denemeye devam etmektedirler.

Gelinen aşamada ülkemizde de radikal illegal örgütlerin pek çoğu birden illegal bölümlerini kapatıp, burjuva sınıfının koşulları altında legal mücadele vermeye başladılar. Şu an bunu yapan birçok örgütü sayabilirim fakat bunun bir anlamı yok.

Türkiye’de birçok devrimci hareket Lenin’i ideolojik olarak reddetmiştir. Çünkü Leninizm, legal ve illegal çalışma sonucunda iktidarı devirmeyi amaçlar. Fakat taban, Türkiye’de devrimci tutumun Lenin’siz güdük bir anlayış olarak kalacağını bildiği için, tabanlarına sanki Leninist bir tutumları varmış gibi sahte bir algı sunmaktadırlar.

Marksizm’i gevezelik yapmak için okuyup, kitlelere bu fikirleri satmak ancak silahlı, illegal, zorlu mücadeleyi kabul etmemek, prematüre bir devrim anlayışı olarak kalır. Burada, Türkiye’deki devrim hareketlerini tartışmadığımız için bu konuda söylenecek çok söz olsa da konumuzun dışında kalmaktadır.

Türkiye’de devrimci olmak hiç de kolay değildir. Eğer bir kâşif, bilim adamı, yazar, ressam, antropolog kadar meraklı değilseniz, öylece emeksiz, çabasız ve meraksız olarak Devrimciliğin temel değerleri olan Marksizm’e ulaşamazsınız.

Devrimcinin dünya görüşü sadece iktidarı değiştirmek değildir. En büyük devrim temelde yani kendi düşüncelerinde yapacağın devrimlerdir. Hatta iktidarı yıkmak bunun yanında çok küçük kalır.

Yüzyılların köhne, örümcek ağları bağlamış, sana çocukluğunda empoze edilmiş doğrularını bir bir sorgulayarak, yerine kendi geliştirdiğin doğruyu koymak… Yeniden bakmak gökyüzüne, bitkiyi, börtü böceği ilk defa görüyor gibi yeniden keşfetmek, işte en büyük devrim budur.

Düşünün, bir zeytin tanesini diksen bir ağaç oluşuyor ve bu ağacın zeytinlerini diktiğinde de süreç milyonlarca ağaca tekabül ediyor. Her şeyin aslında göründüğü gibi olmadığını öğreniyorsun. Asıl konunun yaşamak değil, insanca yaşamak olduğunu. Toplumu analiz ediyorsun sonra. Sana çocukluğundan itibaren öğretilen, doğru gibi sunulan yanlışları anlamanda ve anlamlandırmanda en büyük güç kuşkusuz toplumdur.

Bu toplumda erkek bireysen, ana okulu, ilk okul ve devam eden eğitiminde, bir kalıba sokulman, sistemin içinde yaşarken bir çarkın dişlisi olman için hazırlanıyorsun. Askerliğini yaptıktan sonra da evliliğin katma değer sağlayacak aile sistemine dahilsin. Sürdürülebilir bir esarete dönüşen bu kurumun seni sistemle birlikte yaşlandırdığını fark etmiyorsun. Sana dünyaya geldiğin gün yazılmış senaryoyu oynuyorsun.

Bu noktada devrimcilik sana farklı bir insan olma bilinci sunuyor.  Sana zorla dayatılmaya çalışılan, olacaksın denilen “insan” a hayır diyebilme gücünü veriyor. Sana yapılmak istenen gizli- açık sömürüye kadar birçok davranışı fark edip ona tavır koymayı da öğreniyorsun. Sen sistemin sevmediği bir kişi olduğun için toplum seni dışlıyor. Çünkü sen fabrikadan defolu çıkmış bir malsın onun gözünde. İmha edilmen gerekir, bunun için kurşun ya da darağacı fark etmez.

Devrimcilik her ne kadar radikal bir tavır olsa da düşüncede statik tavır, devrimci bir duruşun eksik yanıdır. Düşüncede gelişim, yenilik, araştırma devrimcilik de en genel davranış olmalıdır. Düşüncede sabit kalman, senin düşündüğün gibi düşünmeyen her insana karşı durmana ve düşman gözüyle bakmana neden olur.

Emperyalizmin düşünürleri, bu örgüt yapılarının profilini çıkartırken, militanların karşı gruplara bakışını analiz eder ve karşılıklı çalıştırmak amacıyla bunu ideolojik olarak sunar.

Ülkemizin geçmişinde de devrimciler bu gibi basit ayrılıklarla karşı karşıya kalmış ve bu nedenle onlarca iyi niyetli devrimci öldürülmüştür.

ABD emperyalizmi düşünürleri, Sovyetler sistemini yıkmak adına diğer devrimci ülkelerin devrim stratejilerini yine birbirine çatıştırmış, istihbarat olarak birçok ülkede maoist dernek ve örgütler kurdurmuştur. En basit örnek de ülkemizde Doğu Perinçek gibilerin kurduğu yapılardır. Sen ne kadar dünya emperyalizmini yıkmaya çalışıyorsan, emperyalizm de komiteleri, gizli örgütleri ve düşünürleriyle senin saldırılarını karşılamak ve etkisiz hale getirmek için çalışıyor. Dünyada bunun birçok örneği mevcuttur.

Ne yazık ki dünya tarihi sınıflar savaşı tarihidir. Devrimler ve Karşı devrimler.

Emperyalist düşünce, silah olarak yine başka bir kullanışlı devrimci düşünceyi ön plana çıkartarak ve onu belli etmeden destekleyerek devrimcileri birbiriyle savaştırabilir. Dünyada emperyalizmin desteğini alarak (ekonomik, medya, partileşme gibi) gizli devrim düşmanlığı yapmışlardır. Devrim maskesi takarak kitlelerin içine sızıp birçok devrimcinin katledilmesini sağlamıştır.

Sovyetler Birliğinde kurulan devrimci yönetim örnek alınarak, Çin, Küba, Vietnam gibi yeni devrim biçimleri oluşmuştur. Çin Devrimi işçi tabanlı köylülük hareketi olarak gelişmiş, Küba da kır gerillası modeli, Vietnam da ise Ulusal savunma birliklerinin bağımsızlık savaşı sonucu devrim gerçekleşmiştir.

Bu ülkelerdeki koşulları kendi ülkenizde yaratamıyorsanız, ülkenizin kendi koşullarında yeni modeller deneyebilirsiniz. Bu sizi revizyonist, oportünist ya da karşı devrimci yapmaz. Aksine, kendi objektif koşullarınıza göre davranarak kendi ülkenizin devrimini sağlar.

Bir devrimci uyanık olmalıdır, güvensiz değil. Sezgileri ve öğretileri tarihten beslenmelidir. Gittiğiniz dernek ya da kuruluşlar belki size temel devrimci düşünceyi verir ancak size aynı zamanda tek doğru biziz gibi bir bilinçaltı etki bırakırlar. Toplumsal davranış olarak gördüğün şey aslında ilkel sürü davranışıdır. Devrimci arkadaş gurupları, tek bir model düşünceyi evirip çevirmekten başka bir şey yapmaz. Dernek ve dergilerinde ne kadar tartışsan, okursan genel doğru bulunduğun ideolojiye çıkar. Çünkü bunca zaman empoze edilen ideolojiyi yanlış bulmak, kendini inkâr etmek gibi gelir. Tabi ki kimse bunu istemez. Bu yüzden ırmağa bırakılan dal parçası gibi rastgele sürüklenir düşüncelerin, hatta bazı yanlışlar bile görsen ideolojik körlük onu absorbe eder.

Devrimci bu konuda Marksist düşünceyle ve devrimci önderlerin analizleri ile beslenmelidir.

Güncel hayatın doğrularını buralardan aldığı bilinçle ortaya koymalı, bulunduğu koşula göre evrilmelidir. Yine bir örnek verecek olursak Türkiye’deki devrimci militanlarının birçoğu, sadece yoğun eylem sıralarında edindiği okuma ve tartışmalarda kalmışlardır. Hatta farklı devrimci guruplara kırk yıl önceki yapıştırdığı yafta bile içinde, aynı duygusal şekliyle durmaktadır.

Dünyada gelişen teknoloji ile birlikte evrilen devrimci düşünce enternasyonal devrimci anlayışa dönüşmektedir. Devrimci düşünürler, diri ve çalışkan bir şekilde dünyanın çeşitli ülkelerinde toplantılar yapıyor, yeniden neler yapabiliriz diye kendilerini sorguluyor. Fakat bu düşünceler ülkemize uğramıyor, hala geçmişten kalan sermayeyi kullanmaya devam ediyoruz. En kötüsü bir devrimcinin yeniliğe kapalı olması ya da yenilikten korkması. Bir dil öğrenmişler başka bir dilin var olabileceğini kabul etmiyorlar. Oysa siz “Başka bir dünya mümkün” demiyor musunuz?

Başlangıçta da belirttiğimiz gibi devrimcilik lokal bir düşünce değildir. Devrimcilik yeri geldiğinde doğa savaşçısı, yeri geldiğinde kirlilik ve hayvanlar için mücadele edebilme değişkenliği taşır. Bunlar eşit yaşanabilir bir dünya içindir. Sadece üretim ilişkileri üzerine kurulan bir dünyadan ziyade, genel insan ilişkileri ve yaşam biçimleri üzerine evrilmelidir. Toplumun, devrimci olmayan farklı katmanlarını, karşı devrimci, pasifist, lümpen vs gibi birçok isimle adlandırmanın, uzlaşmaz çelişki olarak görmenin, sadece kendi doğrusunun yaşanabilir bir doğru olduğunu düşünmenin, Fundamentals düşünceden bir farkı yoktur. Devrimci, her iyi niyet unsurunu değerlendirmelidir. Sınıf düşmanı olmayan, buna karşı silahlı örgütsel psikolojik savaş vermeyen her toplum katmanı ile iş birliği içinde bu yol yürünebilir anlayışında olmalıdır.

Tarihsel süreç içinde gerçek iyi niyetli devrimci düşünce üreten azınlık gruplar, zaman içinde burjuvazi tarafından kalabalık bir gurubu parçalamak ve küçük parçalara bölmek için kullanılabilir. Bu durum ülkemizde oldukça sık görülen bir hastalıktır. Bazıları büyük gurupların içinden ayrılarak, küçük marjinal gurup olarak kalmanın kendilerine yeteceğini, “en doğru” biziz gibi seslerini radikal ve hızlı eylemlerle “silahlı propaganda” ile duyurmak ve bununla taban toplamak isterler. Hatta temelden öğrenmek için yapılan, dergicilik, pullama, afiş gibi çalışmaları vakit kaybı olarak görüp bu çalışmalara “kırtasiyecilik” derler. Oysa birçok militan bu gibi çalışmalar sırasında vuku bulan saldırılarda öldürülmüş ya da yıllarını hapishanelerde geçirmişlerdir.

Devrim ya da devrimcilik, içinde o kadar çok renk barındırır ki…  Bizim olgun tavrımız bunları yadsımak ya da etiket yapıştırmak olmamalı. Biz tüm bu renkleri anlamalı, onlara karşı tavır almaktan ziyade ortak noktamız olan devrim konusunda birlikte neler yapabiliriz bunu düşünmeliyiz.

Tarihte, Troçki’yi Rus Devrimi sürecinde kızıl ordunun başına getiren Lenin’dir.

Lenin Troçki’nin tarihini çok iyi bilmektedir. Menşeviklerle birlikte hareket etmiş, zaman zaman karşı devrimci saflara kaysa da (Menşevik hareketi kaygan fikirlerin olduğu liberal burjuva fikirleri taşısa da içinde bazı ilerici unsurlarda taşır) biliyordu ki Troçki iyi niyetli ve Rusya Devrimine katkıda bulunmak isteyen bir insan, bir fikir adamıydı. Bu yüzden o kazanılmalıydı ve onu yeteneğini göstereceği kızıl Ordu’nun başına getirdi. Troçki’nin iç savaşta yararlılığı ise inkâr edilemez. Fakat Lenin sonrası Stalin’i küçümseyip, kendisinin lider olması gerektiğini düşünüp yeni doğmuş Sovyetler Birliğinde hizipçilik yapmak sadece ego savaşından ileri gelir. Biz burada Troçki’nin bu düşüncesi ve yazılarının, emperyalistler tarafından Sovyetler Birliğine karşı nasıl silah hâline geldiğini görmeliyiz.

Ne kadar iyi niyetli olursan ol ideolojik ayrışmalar karşı devrim tarafından kullanışlı bir argüman olabilir.

Çin de Mao Devrimi Sovyetlerden büyük destek almıştır. Devrim süreci ve sonrasında ikili ilişkiler değişmeye başlar.  Amerikan Dış İşleri Bakanı Henry Kissinger ile yapılan Çin görüşmeleri Sovyetleri Çin ile rakip ülkeler konumuna sokar. Bu olaydan sonra tüm dünyada Sovyet Devrimine karşılık Çin Devrimini savunan örgütler kurulur. Türkiye’de bundan payını alır. Türkiye devrimcileri bu devrimleri analiz etmeden, alt yapıdan gelen yeni devrimcilere, Sovyetlerin revizyonist olduğunu oysa Çin Devriminin koşullarının Türkiye koşullarına benzediğini empoze ederek, Maoizm’i ya da Çin Devriminin pratik şartlarını teoride kullanmaya başladılar.

Birçok ülkede kent gerillasından çok, kır gerilla fikirleriyle dağlarda öldürülmüş onlarca genç vardır. Daha önce de belirttiğim gibi, coğrafi olarak farklılık taşıyan ülkelerin Devrimci pratik savaşı kendine özgü olmalıdır.

Ve devrim halkın şah damarına en yakın olan örgütler tarafından başarıya ulaştırılır.

Burada geçmişi komünist devrimcilikten milliyetçi sosyalizme evrilerek, Faşizmin teorisyeni olan kişiyi yani Benitto Musolini’yi anmadan geçmeyelim. İtalyan komünist hareketinin radikal tavırlı eylemcisi Musolini, hakkında yıkıcılık ve anarşist eylemlerinden dolayı yakalama kararı bulunan, devrimcilikten karşı devrimci saflara savrulan ilginç bir kişiliktir. Faşizm her ne kadar İtalyan markalı olsa da halk profilinde uygulanabilirliği düşük bir uygulamadır. Fakat Alman Adolf Hitler tarafından Alman halkına sunulduğunda, hızlıca kabul gören ve dünyada Komünizmin karşı devrimci felsefesini üreten Nasyonal sosyalizm doğmuştur.

Bir şeyin oluşumu, zıddını da doğurur. Diyalektik felsefe bunu böyle söyler.

Bir devrimci ilk şunu bilmelidir!

Dünyada tek bir savaş vardır.

Ezen ve ezilenlerin savaşı,

Sınıflar arası bir savaştır.

Açlık ve tokluğun savaşı,

Zalimin ve direnenin savaşı,

Emperyalizmin ve proletaryanın savaşı,

Zengin ve yoksulun savaşı,

Sen bu savaşta bir taraf olduğun için devrimcisin!

Ve devrimin çekirdek gücüsün,

Entelektüel birikimisin.

Ve ölünceye kadar DEVRİM’CİSİN…