Arizona Dream

Gamze Güven
1.423 views

Rüyalarla gerçeklerin iç içe geçtiği, harika bir Emir Kusturica filmi,

“EĞER BİR GÜN BİRİNİN RUHUNU GÖRMEK İSTERSEN SANA HAYALLERİNİ GÖSTERMESİNİ İSTEMELİSİN!”


Hayallerini gördüğün, içselleştirdiğin ve o hayallerin gerçekleşmesi için çaba sarf ettiğin kişinin aslında tam olarak ruhuna dokunursun. Bundan sonrası dokunduğun ruhun fırtınasına kapılmak gibidir ve ne yöne savrulacağına artık sadece o fırtına karar verir.

Filmde, ailesini bir trafik kazasında kaybeden Axel (Johnny Depp), Arizona’yı terk edip New York’ta yaşamaya başlamıştır. Rüyalar ile gerçekler arasında bir hayat yaşayan Axel’ın yanına gelen Paul (Vincent Gallo), Arizona’da araba satan dayısı yani hayattaki tek aile üyesi Leo’nun (Jerry Lewis) onu yanına çağırdığını söyler. Axel, önce kabul etmese de sonrasında onun ucuz kokulu parfümlerinin kendisinde bıraktığı izleri anımsar, Arizona’ya gider ve dayısının dükkânında araba satmaya başlar. Bir gün dayısının dükkânına, kendisini üvey annesi ile içselleştirmiş hem onu taklit etmeye çalışan hem de ölesiye nefret eden ve kıskanan, sinirli ve mutsuz bir kız Grace (Lili Taylor) ve onun, orta yaşlı, çekici, çatlak ve sürekli genç erkeklere kur yapan üvey annesi Elaine (Faye Dunaway) gelir. Bu karşılaşma herkesin hayatında yeni bir sayfa açacaktır.


Film, Goran Bregovic’in eşsiz müzikleri eşliğinde, kahramanların özellikle de Elaine’nın bitmek bilmez uçma hayalini, aşkın kör ediciliğini, aşkta yaş farkının getirdiklerini ve götürdüklerini ve aşkın her şeyi tolere etme gücünü, iki kadının aşkı arasında sıkışıp kalan bir gencin çıkış yolu arayışlarını çok başarılı oyuncu performansları ve ilginç anlatım tarzıyla sunar bizlere.

Bu filmde herkesin gerçekleştirmek istediği bir hayali vardır. Axel’in Cadillac satan dayısı Leo, babasının yani aslında kendisinin hayalini dile getirir. Sattığı arabaları üst üste yığarak aya ulaşmak hayalini… Elaine uçmak ister ve uçarken başka evlerin pencerelerinden içeri bakmayı hayal eder. Bu hayalini sadece Axel’e anlatır ve “Bir kişi bile uçmak istediğimi bilse beni düşürebilirdi.” diye özetler hayalini niye dile getiremediğini. Elaine’in üvey kızı Grece “Sonsuza dek yaşayacağım. Bir gün bir kaplumbağa olarak uyanacağım, bir kaplumbağa olacağım.” der. Hayali sonsuza kadar yaşamak olan bu genç kız aslında intihar eğilimi olan, sürekli intihar etmekten bahseden biridir. Leo amcanın ve Axel’in sadık dostu olan Paul ise ünlü bir aktör olmak hayaliyle yaşar. Al Pacino gibi De Niro gibi büyük bir oyuncu olma düşleri kurar. Bu hayallerine asla toz kondurmaz. Yapmacık pozları ile dalga geçen Axel’e, “Ben bir sanatçıyım. Öyle ya da böyle sanat, sanattır.” der, düşlerinden emindir.

Aslında tüm hayaller aşkın ve yaşamın sonsuza kadar sürmesi üzerinedir.

Yaşamda hayal etmenin önemini, hayat dediğimiz çıkmaz sokakta ne yapmakta olduğumuzu, gerçekte ne istediğimizi sorgulatan bu filmde her bir karakter ayrı bir derinlik taşır.

-Çölün ortasında oradan oraya savrulan bir “çalı demeti” AXEL…
Kendini ve ne istediğini bulma çabasında bir genç adam. Anne ve babası o henüz küçük bir çocukken trafik kazasında ölürler. “Annemle babam öldüğü an, çocukluğumda sonsuza dek ölmüştü.” diyerek anlatır, elinden kırmızı bir balon gibi uçup giden çocukluğunu… Sonrasında kendisinden yaşça epeyce büyük olan Elaine ile yaşadıkları tutku dolu aşk, Elaine’ın uçma hayalinin gerçek olması için verdiği çaba, tüm insansı yönleri ve hüzünlü gerçekliği ile resmedilir filmde ve tabii Grace’in Axel’e duyduğu aşkta… “Bence iki yanlıştan bir doğru çıkmaz” der Grace, Axel’e biz yanlışız der. Axel “ya biz doğruysak, diğerleri yanlışsa” diyerek, aslında Elaine değil Grace’e âşık olduğunu anlatır ama artık her şey için çok geçtir.
Axel’in kendini bulma çabası, en sonunda yine anne ve babasının yaşama dair sözlerine ve öğütlerine gelip dayanır. Annesi “Günaydın Kolomb” der ona. Axel net olarak anlar ki kendisi de ucuz kolonya kokan bir dünyada yaşamak zorundadır ve Amerika’nın keşfedilecek bir tarafı kalmamıştır.


Axel’in babası hayatını Meksika-Arizona sınırını korumakla geçirmiş bir sınır görevlisidir. Axel pek çok sahneden yerlerde yuvarlanırken gördüğümüz çalı demeti gibi sokaklarda savrulurken, babasının “İşin kafana taktığın şapka gibidir ve pantolonun olmasa bile, sokakta götünden utanarak yürümen gerekmez. Çünkü senin bir şapkan vardır.” sözünü tekrarlar içinden. Anlar ki her insanın bir “şapkası” olmalıdır.


Hayatına aynı anda giren iki kadının da aslında hayatı tek bedende paylaşmak için fazla büyük olan tek bir kişi oldukları gerçeğiyle ve en önemlisi de hayata dair hiçbir şey bilmediği gerçeğiyle yüzleşir. Sonunda rüyalarındaki küçük Eskimo çocuğuna sarılır ve o müthiş müzik başlar yeniden – “Bir şey çekiyor beni, döne döne gitmeye.” diye bağıran müzik…


-Elaine, çok çekici ve tüm hayali uçmak olan orta yaşlı bir kadın. Bu hayalinin tek ortağı, aşkı Axel. Hayali hep uçabilmek ama gerçeği bambaşka. Kaygıları ve korkularının esiri, kendini bir türlü Axel’e yakıştıramayan ve onu yaşayamayan bu yüzden sürekli gergin ve paramparça bir kadın.


-Grace, ağzında sigarası, elinde akordeonu, kaplumbağa meraklısı asi bir genç kadın. İlk gördüğü anda Axel’e “İntiharı hiç düşündün mü?” diye soracak kadar intihar eğilimlisi. Tutkulu ve gözü kara bir aşıktır ve Axel’i “Dünya senin olsun istiyorum” diyecek kadar çok sever. Gel-gitleri fazlaca yoğun olan Grace, Axel’e çatı sahnesinde “Hayat Güzel” der ve sigarasını tüttürür. Onun için hayat gerçekten güzel midir, yaşamaya değer bir şey kalmış mıdır? Filmin sonunda korkunç bir fırtına ve yağmur altında alev alev yanan bir ağaç eşliğinde alırız bu sorunun cevabını.


Filmde Leo dayı kendisinden yaşça çok küçük genç bir kadınla evlenmek üzeredir. Bu onun için çok doğaldır. Kimse bu genç kadının yaşlı bir adamla evleniyor olmasından dolayı duyduğu acıya ve ağlamalarına aldırış etmez. Ancak Axel ile Elaine birlikte mutlu olsalar dahi bir araya gelmeleri kabul edilemez çünkü Elaine Axel’den büyüktür. Filmde bu eşitsizliğe vurgu yapılır ve aşkta yaşın önemli olup olmadığı da sorgulanır.
Filmin müzikleri yine Goran Bregovic’e ait. Kustirica’nın diğer filmlerinde olduğu gibi bu filminde de anlatmak ve hissettirmek istediklerinin bize geçebilmesinde en büyük etken bu şahane müzikler. Filmin konusuyla eşsiz bir uyum yakalayan, film bittikten sonra da dinlemeye devam etmek istediğimiz ve filmle yarışan inanılmaz güzellikteki Goran Bregoviç şarkıları muhteşem.


Emir Kusturica’nın ilk İngilizce filmi olan Arizona Dream’ın senaryosunu Kustirica ve David Atkins yazmıştır. Çoğu sahneleri Arizona’da çekilen film Kustirica’ya 1993 yılında Berlin Film Festivalinde hem Altın Ayı hem de Jüri Özel Ödülü’nü getirmiştir. Öykünün merkezindeki Axel karakteriyle genç Johnny Depp ise bu filmle yıldızlaşmıştır.

Arizona Dream, havada yüzen ve iki gözü de tek yönde duran bir balık ve Alaska’da küçük bir Eskimo köyünde bembeyaz bir boşlukta buz tutmuş bir ağaçla başlatır masalsı düşleri… Sonundaysa, beyazlar içinde sonsuzluğa yürüyen genç bir beden ve sağanak yağmur altında alev alev yanan bir ağaçla gerçekliğe taşır bizleri. Aslında, “Hikâye sadece hayal değildir.”

Şimdi biliyoruz ki;“Bazen, bazı şeyleri anlamak için alıp başını gitmen gerek, bazı şeylerin sırrını çözmek için…”

İyi seyirler.