Amerikan Kâbusu Devam Ediyor

Nazım Tokşen
360 views

İlkel komünal toplumdan sonraki toplumların tarihi, sınıf mücadeleleri tarihidir. Bu durum, hiçbir şeye sahip olmayanlarla her şeye sahip olanlar arasında bir çatışma yaşanmasına sebep olmuştur. İnsanlık Devrimler Çağını yaşamıştır ve o çağ henüz kapanmadı. Diyalektiğe göre, kapanması da imkânsız.

Bir önceki yazımda, Amerika’da 2008 yılına kadarki yaşanan kâbusları özetlemeye çalıştım. Şimdi de gelin 2008 sonrasını konuşalım. Bu yazımda da bir ülkenin kendi halkına nasıl acılar yaşattığını anlatmaya çalışacağım. Bize her gün, her saat kapitalizm güzellemesi yapan liberal palavracıların hiç anlatmadığı, şu meşhur Amerika rüyasının nasıl kabusa dönüştüğünü tekrar ederek başlayalım.

Fotoğraf: Sendika.org ‘dan alınmıştır.

Yıl 2008’i gösterdiğinde, Amerika’da yaklaşık 8 milyon insan evlerini kaybetti. Bu evlerin tamamı bankalara geçti. Şimdi bu insanları sokağa atma zamanıydı. Bankalar, devletin ve avukatlar ordusunun yardımlarıyla milyonlarca insanı sokağa attılar. Sokağa atılan bu insanlar belli bölgelerde çadır kurarak yaşamaya başladılar. 2009 yılında, yani başkanlığının son yılında George W. Bush Beyaz Sarayda şunları söyledi; ‘Kapitalizm bugüne kadar tasarlanmış en iyi sistemdir. Bazı kesimler hür teşebbüs sistemini açgözlülük, sömürü ve başarısızlıkla bir tutuyor. Kapitalizm insanlara nerede ve hangi işte çalışabilecekleri konusunda hürriyet sunuyor.’ 2009 yılında Amerika’da işsizlik oranı %10’ un üstüne çıkmış ve milyonlarca insan sokaklarda yaşamaya başlamıştı. Ama Bush’a göre kapitalizm en iyi tasarlanmış sistemdi!

Amerika bir devlet gibi yönetilmez, bir şirket gibi yönetilir. O nedenle de halkın çıkarları değil, belirli bir zümrenin çıkarı gözetilir hep. Amerika da 2006-2009 yılları arasında, hazine bakanı olarak getirilen isim Henry Paulson’du.  Geldiği yer ise dünyanın en büyük yatırım bankalarından biri olan Goldman Sachs’tı. Paulson orada yönetici pozisyonundaydı ve yardımcılarını da geldiği yerden seçti. 2008 finansal krizinden sonra Paulson, Kongreden 787 milyar dolarlık bir kurtarma paketi istedi. Güzel bir paraydı istediği. 8 milyon insan evini 9 milyon insan da işini kaybetmişti. Bu yaraların sarılması için iyi bir rakam değil mi? Fakat ortada küçük bir sorun vardı, o da para halka değil büyük bankalara gidecekti.  Bankalar bu parayı geri ödemek üzere aldılar.  Evet yanlış okumadınız geri ödemek üzere! Vicdanı olan bazı kongre üyeleri oylamada hayır oyu kullandılar. Çünkü Paulson ve Bush yalan söylüyorlardı ve bunu ilk kez yapmıyorlardı. Irak teskeresinde de aynı şeyi yapmışlardı. En çok da korkuyu kullanarak istediklerini yaptırabiliyorlardı. 2009 yılında 171 kongre üyesi şiddetle bu tasarıya karşı çıktı. Bu üyeler ısrarla halka yardım edilmesi gerektiğini vurguladılar ama unuttukları bir şey vardı, orası kapitalizmin beşiği Amerika’ydı!  Önemli olan halk değil şirketlerdi.

Sözüm ona geri ödenmek üzere verilen paraların büyük bir bölümü, Jp Morgan, Cıtı Bank, Goldman Sachs, Morgan Stanley, Bank Of Amerika gibi büyük bankalara gitti. Yani Wall Street istediğini elde etti. Peki sonunda bu paralar Amerikan hazinesine döndü mü? Tabii ki de hayır!  Bu durum tepkilere neden oldu. Amerika halkı zenginlere karşı eylemler gerçekleştirdi.  Bu gerçekten şaşılacak bir şeydi çünkü Amerikan halkının böyle bir tarzı yoktu. Onlar genellikle, liberal palavracılarının Amerikan rüyası ile büyüdüler. ” Bir gün hepimiz zengin olabiliriz! “

2009 yılında Chicago’da, işçiler büyük bir fabrikada haklarını almak için greve çıktılar. Bu işçiler ülkenin gündemine öyle bir oturdular ki Başkan Barack Obama bile toplantı yaparak, işçilerin haklı olduğunu kamuoyuna duyurmak zorunda kaldı. Tepkiler çığ gibi büyüdü. İşçiler, bu grevleri ile kurtarma paketinden aslan payını alan Wall Strett ile paketten hiçbir şey alamayan, sıradan insanlar arasındaki eşitsizliği pratikle göstermiş oldular. Gösteriler sokaklara yayıldı.” İşçileri kurtarın bankaları değil!” sloganı sokaklarda yankılandı. 6 günlük grevin sonunda, kazanan işçiler oldu.

Yıl 2021’i gösterdiğinde ise bu olaydan biraz farklı da olsa Game Stop olayını yaşadık. Neydi bu Game Stop şimdi ona biraz değinelim; Bir grup küçük yatırımcı, ellerinde çok cüzi miktarda bulunan paralarını biraz çoğaltmak ama ondan daha önemli olan Hedge Fon şirketlerine ders vermek amacıyla, sosyal medyada kendi kurdukları bir sitede örgütlendiler. Karşılarında ise büyük finansal güçler vardı ama bu sefer işler tersine döndü. Hedge Fonlar short pozisyonu açtılar. Bunları, hisseyi düşürerek, küçük yatırımcıların ellerindeki parayı kapmaya çalışan balinalar olarak adlandırabiliriz. Bu işin sonunda önemli hedge fonlarından Melvin Capital, Citron Research v.b balinalar yüzde yüz ‘zararla’ pozisyonlarını kapattılar ve hak ettikleri dersi aldılar. Geçtiğimiz günlerde, yaşadığımız coğrafyada birkaç cesur yürek, küçükte olsa bir avuç spekülatöre sağlam bir kroşe indirdiler ve onların hareket alanlarını kısa bir sürede olsa kapattılar. O zaman Latin Amerika’nın şu meşhur sloganını hatırlama zamanı: ‘’El pueblo unido jamás será vencido’’    

“Örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez.”

Günümüz ABD’sinde ise bütçe harcamaları fazlasıyla artmış durumda.  Fed (Amerika Merkez Bankası) de bu borçları finanse edebilmek için her ay 120 milyar dolar para basıyor. Bunun sonucunda ABD ekonomisi büyürken, enflasyon da büyüyor. Eh büyüsün, bize ne Amerika’da ki enflasyondan diyebilmeyi çok isterdim ama diyemeyiz. Çünkü bu küresel bir soruna dönüşüyor. Nasıl mı? Amerika’da enflasyon yükseldikçe, ABD 10 yıllık devlet tahvil getiri faizlerini yukarı çekiyor. Dolar endeksi (dxy) de onun peşine takılıp yükselmeye devam ediyor.  Bu durum gelişmekte olan piyasalarda bir kur sorunu olarak ortaya çıkıyor. Zira, ekonomik dengeler birbirine zincirleme bağlıdır. Bu nedenle etkisi küresel olarak hissedilir. Şu anda Amerika derin bir borç sarmalı içinde. Öyle ki her 20 saniyede borcu 1 milyon dolar artıyor. Bu da George W. Bush gibi ‘Kapitalizm bugüne kadar tasarlanmış en iyi sistemdir’ diyen ve bu sistemden vazgeçmeyen ” en iyi sistemin” içinde olan tüm ülkeleri etkiliyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nde Gıda bankaları 2020 yılının mart ve ekim ayları arasında 4,2 milyar paket yardım dağıttı. İnsanlar sabaha karşı 3’de kuyruğa giriyor ve bu kuyruk akşam kapanıncaya kadar devam ediyor. Kısacası kapitalizm, insanları açlığa, işsizliğe ve yoksulluğa mahkûm etmeye devam ediyor. 

2005 ve 2006 yılları arasında Cıtı Group çok özel müşterilerine bir rapor yayınladı. Tabii bu raporun dışarıya sızdırılamayacağını düşünüyordu. Bu raporda, Amerika’nın artık   bir demokrasi toplumu sayılamayacağı belirtiliyordu. Bunun sebebi ise, şu anda en alttaki %95’lik kesimin toplamından daha fazla mal varlığını, nüfusun en üstünde bulunan %1 lik bir kesimin elinde bulunduruyor oluşuydu. Amerika bu küçük azınlığın çıkarına göre yönetiliyordu. Bu rapor, zengin ve yoksul arasındaki uçurumun inanılmaz şekilde büyüdüğünü, artık bu farkın kapanmasının imkânsız olacağını ve bu zengin azınlığın kazançlarının daha da artacağı yazıyordu.   Fakat bu raporda bir de bu ultra zenginleri korkutan bir konudan bahsedilmişti. O da halk kitlelerinin ayaklanmasıydı! Peki, bunca şeye rağmen halk neden ayaklanmıyordu?   Cıtı Group buna da cevap vermişti; Cevap, insanların eğer sıkı çalışırsa bir gün kendilerinin de zengin olacağı hayaline halen inanıyor olmasıydı. Zengin %1 lik kesim ise hiçbir şekilde birikimlerini paylaşmaktan yana değildi. Bu nedenle hepsi, halen Amerikan rüyasına inanılmasından gayet hoşnutlardı.

Kapitalizm borç demekti, güvencesiz bir yaşamdı. Sağlık sigortası olmayanlar için cehennemdi. Yoksul ülkeler için savaştı, cinayetti, tecavüzdü.  Ülke olarak politikaların Amerika’dan yana değilse, kapitalizm yaptırım demekti. Yüksek işsizlikti, enflasyondu, mutsuz insanlardı, hırsızlıktı, ahlaksızlıktı, eşitsizlikti, düşük ücretti.

Özetle kapitalizm bütün kötülüklerin anasıdır ve bu kötülüğe bir ayar getiremezsiniz, onu ortadan kaldırmak ve yerine herkesin yararına olan adil ve eşit bir düzen getirmek için mücadele etmek gerekiyor. Artık bu kabustan uyanma zamanı!