Abartılı Yaşamlar

Hayati Uçar
464 views

Nedense birçok duygumuzu ABARTILI yaşamayı seviyoruz. Çocuk daha doğduğunda ona yüklediğimiz sevgi gösterisi tam bir abartı, ilk olursa daha da bir fazla abartı. Sanki herkese “ben yaptım, ben yapabiliyorum” gösterisi. Ev ziyaretleri, misafirlikler, her konuda lafı çocuğa getirmek isteği, doğal olarak yapılan her davranışın büyütülerek sunulması hepsi abartı. Sanki bu çocuğu ilk defa kendi icat etmiş gibi. Zamanla çoğalan çocuklar ise artık bu ilgiyi görmeyecektir. Geç de olsa bunun abartılı bir davranış olduğu anlaşılmış olay kendi doğallığına yavaş yavaş dönmüştür.

Abartı: Bir şeyi veya davranışı olduğundan çok büyük göstermek olarak tanımlanır.

Burada bahsedeceğimiz ABARTILI yaşamayı etrafımıza bakarsak birçok insanın farkında olmadan yaptığını götürürüz. Bu abartı öylesine hayatlarına yansımıştır ki bunu doğal bir şey olarak kabul etmişlerdir. Öyle ki, evlerine insanları davet ederek koltuk takımından çamaşır makinasına kadar her bir objeyi, bir sunum halinde tarihlendirerek anlatabilir. Bu bir gösteri sanatıdır. Yapılan abartılı makyaj, abartılı giyim kuşam tüketim toplumunda “ben bunu yapabiliyorum “un karikatür halidir. Sadece şekil olarak yapılan bir şey olsa o kadar etkili olmaz.

Duyguların abartılması ilk anlarda normal bir davranış gibi görülse de farklı anlarda tehlikeli boyutlara dönüşebilir. Sevgi, sevgililik bu toplumda kullanışlı duygular değildir mesela. Birini sevmek güzel bir şeydir, karşılığı yoksa platonik olarak yaşarsınız bunun karşı bir yaptırımı yoktur. ( Nadir olarak tek taraflı sevgi karşılık görmediğinde yıkıcı olur.) Asıl tehlike ise seni seviyorum dediğinde karşılığının “bende” olması. İşte bu noktada sahiplenme, aidiyet, körleşme ve köleleştirme başlar.
Sen sevmeye başlamakla zayıf yanını ortaya koymuş oluyorsun. İlk zamanlar bu bağlam hoşuna gidebilir fakat kar tanesi de tek başına güzeldir çığ gibi büyüyene kadar. Sahiplenme ve denetim sadece iki kişinin birlikte olduğu anlar değil, olmadığı anlar daha çok gereklidir.

“Neredesin?”

Her şeyi anlatan soran sorgulayan bir kelimedir. Bu gibi duyguların zaman içinde üst üste katlanıp çoğaldığını düşünürseniz sevgi adına boğulup yok olabilirsiniz. Hatta duygu yoğunluğu karşı tarafı cezalandırmaya kalkarsa intihar gibi trajik durumları bile kullanabilir. Ülkemizde bu tür ilişkiler hastalık seviyesine yükselmiştir, kadın cinayetlerinin temelinde ilişkiyi abartmak yatar.

Kişi yaşadığı her ilişkide (kendince) haklıdır hiç haksız çıkmaz!

ABARTILI yaşam bizim ülkemizde aynı zamanda ekonomik gösterge olarak da kullanılan bir durumdur. Ceplerinde kuruş yokken aile borçlanarak şatafatlı gösterişli bir düğün yapabilir mesela. Düğün bazen öyle zıvanadan çıkar ki aile uzun yıllar borç yükünün altından kalkamaz. Hatta düğün borcu bitmeden boşanan kişiler bile vardır. Tanıştığım Azeri dostlarımın ağızlarındaki altın dişler dikkatimi çekmişti. Genç, yaşlı, kadın, erkek hemen hemen hepsinin ağzında bir kaçı ya da tamamı altın kaplama olan diş vardı. Bunun Sosyalizm döneminde varlık göstergesi olduğunu öğrendim. Herkesin eşit ev, araba gibi şeyleri vardı. İnsanlar bu altın dişler vasıtası ile diğerlerinden daha zengin olduklarını, varlıklarının çokluğunu göstermek istiyordu. Yani dişinde ne kadar altın varsa o kadar varlıklısın demekti. Bunu sadece kendi dişlerinde ki altınla değil aynı zamanda karısı hatta çocuklarının dişleri ile de kanıtlama derdindelerdi.

Kapalı toplumlarda gençlerin kendini ifade etme, gösterme istekleri, bazen fanatizme ve fanatikliğe yol açabilir. Bu fanatikler, içinde bulundukları düzeni kabul etmemek ve yerine kendi algısını (yanlış da olsa) savunarak hayata geçirmek ister. Örneğin İslâm, Hıristiyanlık gibi inançların karşıtı satanizmi, azınlıkta olsa savunmak ihtiyacı duyar.

Aynı şekilde ataerkil çatışmasını seçen birey, ailenin kabulleri için ABARTILI yollara kayabilir. Fundamentalist kız-erkek fark etmez uç davranışlar gösterebilir. Sıradan bir aileden yoğun yobaz bir birey çıkabilir. Burada gösterilmek istenilen şey “ben atalarımın istediklerinin üstüne çıktım” diyebilmektir.

Hayatın birçok alanında ABARTILI hayatlar görebiliriz. Yeni aldığı bir arabaya insandan daha çok değer verenler gibi. Ya da televizyon reklamlarında bir pastanın bir süpürgenin aşk olduğunu iddia eden sloganları atanlar gibi.

Tabii ki tüketim toplumunda arenaların yerini alan futbol statları da ( mabetleri) abartıya uç örneklerdendir.

Peki, insan neden doğallıktan kaçmak ister ve olmadığı birisine dönüşür? Bunun temelleri bize ilkokulda verilen ilk derslerle başlar. Yarışmalıyız, kırmızı kurdele için yarışmalıyız! En hızlısı olmalıyız, bütün sınıfı geride bırakmalıyız.

En iyi
En güzel
En başarılı olmalıyız.
Herkes beni sevmeli
Beni konuşmalı
Yarıştaki beyaz at ben olmalıyım
Annem babam benimle gurur duymalı
Başarmalıyım
Başarmalıyım
Başarmalıyım!..

Sonrasında bu koşu sadece ilkokulu değil hayatı da kapsar. Okullar biter askerlikte yarışma başlar. Sonra iş alanında, evlilikte daha nice alanlarda . Sen olmadığın biri olarak yaşarsın. Amatör isteklerini, asıl olmak istediğin kişiliği, hayallerini bir tür yorganla örtmen gerekir ve kendini kandırman gerekir.

Abartarak yaşamak işte bu korkunç kamuflajdır.