8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü Doğru Algılıyor Muyuz? Mor Rengine Karşı Neden Kızılı Savunmalıyız?

Nazım Tokşen
1.033 views

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününde meseleyi tüm bilinmesi gereken yerleri ile ele almak gerekirse. Bu yazdıklarıma burjuva feministlerinin nasıl çıldıracağının farkındayım çünkü bu arkadaşlar bugünün önemini, anlamını ve tarihini yok etmeye yeminli bir kitle. Oysa ki o tarih kan ile yazılmış bir tarih ve ben Amerikalı dokuma işçisi kadınların önünde saygıyla eğiliyorum.


8 Mart’ın tarihçesine gelirsek;
Eşit işe eşit ücret ve 8 saatlik işgünü talepleri ile fabrikada direnişe geçen New Yorklu dokuma işçisi kadınların üzerine polis ve işverenlerce kapatılan kapılar kilitlendi ve çıkan yangında 129 kadın işçi yanarak hayatını kaybetti. Ve 1910’da 8 Mart, Clara Zetkin’in önerisiyle 8 Mart 1857’de katledilen bu kadın işçileri anmak ve mücadele günü olarak kutlanmak üzere 2. Enternasyonal’de, Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak oybirliğiyle kabul edildi.

clara zetkin ve Rosa Luxemburg


Ama bugün kadınlar burjuva feminist hareketlerin saldırısı altında. Bu saldırı o kadar güçlü ki burjuva feminist hareketler bugünün anlam ve önemini yok etmek için 8 Mart Dünya Kadınlar Günü diyerek alanlara çıkıyorlar ve açtıkları pankartlardan tutunda, erkeklere karşı sürekli saldırıda bulunarak, bütün bunların suçlusu erkeklermiş gibi göstererek esas suçlu olan kapitalizmi maskeliyorlar.


Bugün sözde kadın haklarını savunduğunu iddia eden bir sürü sivil toplum kuruluşu, Avrupa Birliğinin birçok kuruluşundan fon alıyor o fonlarla ayakta kalırken o vakıfların siyasal ideolojilerini topluma empoze etmeye çalışıyorlar. Oysaki bugüne adını veren işçiler eşit işe eşit ücret hakkına kavuşmak için öldüler. Onlar emekçiydi bugün iş yerlerinde, fabrikalarda hakkımız diye gururla söylediğimiz her şeyin temeli Amerikalı yiğit dokuma işçilerinin şanlı mücadeleleri ile atıldı. Onlar sayesinde bu haklarımızı alabildik o insanlar hak arama mücadelesinde katledildi. O yüzden bugün Kamala Harris’lerin, Güler Sabancı’ların Hülya Avşar’ların ve türevlerinin günü değildir, bugün emeği ile yaşamaya çalışan kadınların günüdür.


Kadınların, meydanlardaki rengi mor değil kızıldır çünkü o tarih kan ile yazıldı. Burjuva feministlerin savunduğu ideoloji bir zehirdir ve bugün birçok sol, sosyalist parti ve kurumlara da bu zehir sıçramıştır. Bu, sol yapıların etkinliğini azaltmak için özellikle hazırlanan ve uygulanan bir plandır. Burjuva ideolog’ları bu konuda uzunca bir süredir çalışıyorlar ve kısmen de olsa başarıya ulaşmışlardır. Şimdi bu yok edilmeye çalışılan hattı daha güçlü savunma zamanıdır.


Tarih bu kadar ortadayken her gün bu palavralara inanan milyonlar var, bu nasıl olur demeyin çünkü İkinci Dünya Savaşının kazananı Sovyetler Birliği olmasına rağmen bugün hala dünya genelinde yapılan anketlerde savaşın Amerika tarafından kazanıldığını düşünen yüzde 75’lik bir kitle var.


Goebbels’in mirası günümüze taşınmıştır. Burjuvazi elindeki tüm araçlarla bir tarihi unutturmaya yok etmeye çalışıyor. Medya, para, reklam, sivil toplum kuruluşları ve vakıflarıyla her koldan saldıran, güçlü bir yalan propagandası yapan kocaman bir yapı ile karşı karşıyayız. Peki bu saldırı neden yapılıyor, neden sermaye sahipleri bu kuruluşlara milyonlarca dolar para akıtıyor? Açık Toplum Vakfı dünyanın birçok ülkesinde neyi amaçlıyor? İşte bu soruların cevabını bulamazsak, satranç tahtasındaki hamleleri göremezsek, bilmeden ve istemeden sermayenin bir adamı olabiliriz. Bugün bu kuruluşlar kendilerini gizleme ihtiyacı bile duymuyor çünkü bu kuruluşların ciddi anlamda taşeronluğunu yapan kuruluşlar var. Her kuruluşun amaçlarının ve hedeflerinin ne olduğunu derinden incelemeyen milyonlarca insan bu kuruluşların bayrağını sallıyor, onlar ise politikaya ve gündeme dair konulara yön verirken, birçok kişi ve kurum bu yapıların arkasına diziliyor. Son dönemde birçok kadın hareketleri alanlara erkekleri almıyor. Bütün her şeyin suçlusunu erkek olarak gören ve onu suçlayan bu yapılar gerçek suçluyu göstermiyor. Bunu bile isteye göstermiyor. Sermaye sahiplerinin en çekindiği kurumlar örgütlü ve gerçeği gören kurumlardır. Bu nedenle bu kurumlara karşı kendi kurumlarını harekete geçirdiler çünkü kendi yapıları gerçeklere perdeleme yapıyor. Bu nedenle de gerçeği gün yüzüne çıkarmayan boş beleş tipler meydanları ele geçirmiş durumdalar.


Kadınlar ve erkekler insanlık tarihinin başladığı günden beri hep omuz omuza mücadele ettiler. Hayatta kalmanın yolunu beraber öğrendiler birbirlerini yok saymadılar. Üretim gücüne ikisi de katkı koydu. Yeri geldi savaşlara beraber girdiler. Dünyada yaşanan devrim tarihlerini beraber yazdılar. İnsanlığı ileriye götüren icatları beraber buldular. Yeri geldi grev çadırlarında patrona karşı beraber mücadele ettiler. Hak arama eylemlerinde omuz omuza çarpıştılar. Bir oldular, bütün oldular bütün felaketlerden beraber çıktılar.

8 Mart’ta alanlarda kadın erkek hep beraber o tarihe sahip çıkma zamanı. Kadını ve erkeği yok sayan tüm zihniyetlere, yobazına, gericisine, dincisine, sağcısına, liberaline, burjuva feministine en iyi verilecek cevabı yıllar önce Ernesto Che Guevara vermiştir. “Kalkın kadınlar! Ve unutmayın ki bizim size ihtiyacımız var. Çünkü biz inanıyoruz ki, dünyanın yarısı siz iseniz, devrim kavgasının yarısı da siz olmalısınız.”


İnanıyorum ki insanlık bir kez daha sınıfsız ve sınırsız bir dünyada yaşayacak işte o zaman kapitalistini, burjuva feministini, en gerici güçleri tarihin çöplüğüne göndereceğiz.

Kadınlar hak ettiği gibi yaşayacak. Yıllar önce Amerika işçi sınıfına mensup kadınlardan mücadeleyi öğrendik, birlik olmayı öğrendik, hakkımızı aramayı öğrendik. Önlerinde sonsuz saygıyla eğiliyor ve bu tarihi yaşatmaya söz veriyoruz. Meydanların rengi kızıldır kızıl kalacak. Anıları mücadelemize ışık tutacaktır.


Ne mutlu bu direnişi yazan kadınlarımıza!
Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!